Fransa`da yaygın olarak bilinen masallardan belki de en büyüleyici olanı Alcest`inkidir. Çünkü gerçek olamayacak kadar sıradışı güzellikler ile dolu bir ütopyada yaşanmış olduğunu o kadar içten duygular ile ifade eder ki; biraz umudu ve çokça sevgiyi barındırmak, Alcest ile aynı dili konuşabilmek için yeterlidir.

Alcest`in her yaştan dinleyiciye seslendiği naif masalı, soluk tenli ve siyah kıyafetli küçük bir kız çocuğunun varoluşundaki sır ile başlar. Efsaneye göre, dalgın bakışlarında gizlediği kederi tıpkı bir elbise gibi daima üzerinde taşıyan masum görünüşlü küçük kız, nefesli müzik aletini elinden hiçbir zaman bırakmaz ve yeryüzünde hâlâ yer kaplıyor olduğunu –diğer bir deyişle yaşadığını- sadece doğanın sonsuz güzelliği içerisinde geçirdiği o özel zaman diliminde hisseder. Yeryüzünün gerçek sahibine karşı hissettiği bu derin tutku asla karşılıksız değildir; çalgısını her ne zaman üflemeye başlasa, bütün canlıların yegâne evi olan yüce doğada, black metal, post-rock ve shoegaze birlikteliklerinin ürünü olan hayalperest melodiler yükselir yalnızca. Daha sonra bu tatlı melodiler ağaç fısıltılarına karışır ve şehir hayatına yaklaşılan her anda daha da güçlenirler.

Küçük kız, kendisine yeni bir hayat sunacak rüyasını, “Geldiğim yerde zaman yoktur, saniyeler saatlere dönüşür…” diyerek bekleyecektir.

Saniyeler saatlere, saatler de günlere dönüşür. Küçük kız artık olgunluk çağına erişmiştir. Vücut hatları belirginleşmiş, ipeksi saçları da upuzun olmuştur. Kalp güzelliğinin kusursuzca yansımış olduğu yüzü, ay ışığının derin parlaklığını anımsatır görenlere. Ancak ne var ki bu süre zarfında gönlünü bir erkeğe kaptırmış ve artık kaybetme korkusundan başka bir şey düşünemez olmuştur. Hissettiği duygular o kadar saftır ki, ayın ezici güzelliğinin taş kalpleri yumuşattığı soğuk gecelerde yanıbaşındaki erkek için şarkılar söyler, dünyadaki bütün çirkinliklerden uzak tutmak ister onu.

Küçük kız, kendisine yeni bir hayat sunacak rüyasını, “Daha mutlu günlerin yanılsamaları tarafından ele geçirildim…” diyerek bekleyecektir.

Hapsolduğu kâbusta günden güne çürüyen küçük kızın ruhu acılara daha fazla dayanamaz ve yeni renklerin doğduğu yere doğru uzun bir yolculuğa çıkmaya karar verir. Bu seyahat süresince, zümrüt yeşili büyük bir kuğunun göz alıcı bir ahenk ile gökyüzünde süzüldüğü; yorgun, duyarsız ve hatta ölü denilebilecek ruhlar için şarkılar mırıldadığı söylenir. Bu gizemli mırıltıları duyabilen şanslı insanlar, Fransızca`yı daha önce hiç bu kadar tuhaf ve aynı zamanda çekici bir telaffuz ile dinlemediklerini günümüzde hâlâ belirtirler.

Bu manevi yolculuk, küçük kızın duygusal olgunluğu kazanmasını sağlamış ve yaşamı boyunca yanında olacak tek barınağın yine kendisi olduğunu öğretmiştir. Bazen “Percées De Lumière” ile öfkelenip, bazen ise “Voix Sereines”de durulacak ama daima kendi iç sesinin fısıldadığına bağlı kalacaktır. Yaşadığı ve yaşayacağı iniş çıkışların hiçbirinin, sahip olduğu hayat ritmini bozmasına izin vermeyecektir.

Artık yaşam dolu olan küçük kız, kendisine yeni bir hayat sunacak rüyasını, “Altın yapraklar ölmek için yere düşüyorlar, parlak gökyüzünün altında bir gün yeniden hayata dönecekler…” diyerek bekleyecektir…

İncelemenin, rastgele bir olay örgüsüne göre ilerlemeyen kısa öykümün etrafında şekillenmesinin altında yatan neden, Alcest`in şimdiye kadar sunduğu her materyalde (Black metal’e dair hiçbir öğe içermemesiyle eleştirilen 2014 çıkışlı “Shelter” adlı albüm de buna dâhil.) doğallığını hâlâ yitirmemiş olduğunu hissettirebilmesiyle doğrudan alakalı. Bu sebeple Alcest`i çok sevdiğim bir müzik grubundan da öte görerek, daha çok “bir iç ses” olarak düşündüm hep. Yeri geldiğinde scream vokaller ile hiddetlenen, yeri geldiğinde ise clean vokaller ile sakinleşen, Neige (Stéphane Paut)’in değişken iç sesi…

Alcest`in beşinci stüdyo albümü olan “Kodama”, adını, bir Hayao Miyazaki animesi olan Prenses Mononoke`deki orman cinlerinden alıyor. Ürpertici fakat aynı zamanda da sevimli yaratıklar olan kodamalar, ormanda kaybolmuş olanlara yol göstermeleriyle bilinirlermiş. Dolayısıyla Kodama’nın Japon kültüründen izler taşıdığı kapağı oldukça hoş olmuş. Başarılı çalışmalarına bir diğer Fransız grup Regarde Les Hommes Tomber’den de alışık olduğum “Førtifem”, farkını bu sefer de Alcest’te belli etmiş.

6 parçadan (“Notre Sang et Nos Pensées” bonus cd’de yer alıyor.) oluşan “Kodama”, fantastik bir yolculuğa doğru ilk adımını albümle aynı adı paylaşan parça ile atıyor. Alcest müziğinin progresif yönünün vurgulandığı parçada Neige yumuşak vokaller kullanmayı tercih ederken, son albümünü (Wistful, 2016) Mayıs ayında çıkarmış olan Norveçli müzisyen Sylvaine de berrak ses derinliğiyle Alcest`in güzelliğine eşlik ediyor. Parçanın özellikle 4:12’de başlayan kısmına denk geldiğimde Alcest`in ruhuma dokunduğunu ve albümün derinliklerine indikçe bu bağlılığımın daha da güçleneceğini hissettim.

Kodama ile merak uyandıran bir başlangıç yapan albüm, progresif sularda yüzmeyi ikinci parça “Eclosion”da da sürdürüyor. Introsunu, grubun ikinci stüdyo albümü olan Écailles de Lune (2010)’daki “Écailles De Lune Pt. 1”in ilerleyişine benzettiğim Eclosion, yaklaşık 9 dakika olmasına rağmen Kodama`nın özel atmosferini bir an olsun dağıtmıyor. Özellikle 7:25`te başlayan kısım, bariz bir şekilde ünlü post-rock grubu Explosions in the Sky`ın sakin parçalarını anımsatıyor.

Albümdeki üçüncü parça, şimdilik favorim olan “Je Suis d’ailleurs”. En basit anlamıyla “yabancı” şeklinde dilimize çevirebileceğimiz Je Suis d’ailleurs’de, insanın yeryüzündeki garip konumuna değiniliyor. Konu olarak Fransız yazar Albert Camus’nün “Yabancı” adlı kitabını anımsatan parçanın 4:04 itibariyle scream ve clean vokallerin iç içe girmesiyle tüyler ürperten bir yoğunluğa ulaşması, Kodama`nın amacının başarılı bir blackgaze (black metal/shoegaze) albümü olmaktan önce, “gerçek bir Alcest albümü konumuna ulaşma“ olduğunu gözler önüne seriyor.

İlk üç parça itibariyle kompleks bir Alcest albümü izlenimi veren Kodama, yumuşak bir parça olan “Untouched” ile durgunlaşıyor. Alcest’in bir önceki stüdyo albümü olan “Shelter”daki kırılgan müzik anlayışı, belli ki grubun sound`unda hâlâ izler taşımakta. “Oiseaux de Proie” (yırtıcı kuş) ile devam eden albüm, bu parçayla grubun “Écailles de Lune” ve hatta “Le Secret” dönemlerini anımsatıyor. Hem melodik, hem de karanlık bir atmosferde ilerleyen parça, fikrimce Alcest`in unutulmazları arasına daha ilk dinleyişte girebilecek güzellikte. 42 dakika boyunca bana beklentilerimde bir an olsun yanılmadığımı hissettiren Kodama`da yer alan son parça ise enstrümantal ve kısa bir eser olan, “Onyx”.

“Kodama”, sevdiğim, güvendiğim ve değer verdiğim bir iç sesin beni mutlu etmeyi başardığı, güçlü bir fısıldayış. Bu fısıldayışa en kısa zamanda kulak vermenizi şiddetle öneririm. Yarına daha iyi bir insan olarak başlayabilmenin hayalini kuracaksınız.

Türk Gitar Puanı: