Ben doğmadan 14 yıl önce kaydedilen bu canlı albüm, ben doğduktan 28 yıl sonra çıka geldi. 2 Şubat 1973`te kaydedilmişti ve 2 Şubat 2016`te ilk kez dinleyicilerle buluştu. Yani 40 yılı deviren uzun bir zaman diliminin ardından!

Düşünün bir. “Hadi yapalım, bize hatıra olsun” diyerek kayıt yapıyorsunuz. Yılların ve yoğunluğun hafızalara kötü bir oyunu olarak zihninizden uçup gidiyor yaptıklarınız. Yıllar yıllar geçiyor, sanki bu birliktelik hiç olmamış gibi… Derken evinizdeki bir dolabı açıyorsunuz ve o kayıtların olduğu bandı buluyorsunuz. Zihninizde şimşekler çakıyor ve bir anda 2.2.1973 tarihine, Ankara’ya, stüdyodaki o birkaç saatlik keyifli maceraya geri dönüyorsunuz.

Efsane yapımcı ve müzik adamı İzzet Öz, Tempo Dergisi’nin yeni sayısına verdiği röportajında, “hazine” olarak nitelendirebileceğimiz bu kaydı dolapta bulunca her şeyi hatırladığını belirtmiş. Hatta ölümünden yaklaşık 10 gün önce bu kayıttan Cem Karaca’ya da bahsetmiş ve Karaca da dinlemek istemiş tabii, ama olmadı.

Tıpkı ekipteki diğerleri gibi Cahit Berkay da bu kaydı unutanlardandı. Yıllar sonra ilk kez dinlediğinde çok heyecanlanmış, ağlamış, çok mutlu olmuş. Eh biz de mutlu olduk gerçekten!

Çoğu zaman “Ah ne şanssısız. O adamları en verimli çağlarında, canlı canlı izleyemedik. Çıkardıkları o efsane albümleri ilk alanlardan olamadık” diye üzülürüz. Ama bu kez durum biraz farklı. Bu kez hem veteran kitle hem de genç nesil, bu yeni albümü aynı anda alıp dinleyebiliyoruz. Bunun sıcaklığı, heyecanı ve anlamı bambaşka.

Dün, öğlen saatlerinde Kadıköy Rainbow45 Records’a uğrayarak hem plağı hem de CD’yi aldım. Hala Rainbow’un yolunu karıştırır, bulmakta zorlanırım. Ama şu da var, bu dükkana en son Pink Floyd’un The Endless River plağını almaya giderken heyecanlanmıştım. Dün, yani 2 Şubat 2015’in de hayat defterimde heyecanlı bir sayfa olarak yerini aldığını söyleyebilirim.

Albüm, 1000 adet CD ve 1000 adet plak olarak basıldı. Müzikseverler için, koleksiyoncular için harika bir albüm. İki versiyonun da içeriği çok sağlam hazırlanmış. Hem plak hem de CD versiyonunda, Cem Karaca’nın el yazıları, taslak olarak hazırlanan albüm kapak görselleri, şarkı sözleri, şarkı aralarında yapılan konuşmalar, şarkılar için özel hazırlanan çizimler, yorumlar ve dahası yer alıyor. Ve evet, yurt dışında bu tip çalışmalara ilgi gösterildiği için albümde İngilizce açıklamalar da var.

Yaklaşık 30 dakika uzunluğundaki albüm, canlı olarak kaydedilmiş 7 şarkıdan ve şarkı aralarında yapılan kısa, ama keyifli sohbetlerden oluşuyor. Albümdeki en etkili şarkılar olarak “İhtiyar Oldum”, “Deniz Üstü Köpürür”, “Ala Geyik Destanı” ve “Obur Dünya”yı gösterebiliriz.

Albüm, Cem Karaca’nın etkili sunumu ve Obur Dünya’nın giriş kısmıyla başlıyor.

– İhtiyar Oldum, sözleriyle alıp götürüyor sizi. Yakınlarımız hayatımızdır aslında. Gülersek de bunda payları var, ağlarsak da. “İhtiyarlık” denince mutlaka yaş gelmemeli akıllara. Yıllar mıdır bizi gerçekten yaşlandıran, yoksa yaşadığımız üzücü şeyler mi? Bu şarkıda birçok kişi kendini görebilir, eminim.

– Deniz Üstü Köpürür, kulaklarınızda deniz ve rüzgarın hayali sesleriyle başlayıp bitiyor. Ekip, her şarkıda uyumlu ve güzel performanslar sergiliyor, ama bu şarkı birkaç adım önde bence. Melodisi çok hoş ve enstrümanlar birbirlerini harika tamamlıyor. Gitar solosu tam yerinde. Bu şarkıda teyp kaydı da kullanılmış ve ortaya çok katmanlı bir iş çıkmış. Dinleyince fark edeceksiniz. Önce kıyıya ufak ufak vuran sular, daha sonra fırtınayla hırçınlaşan dalgalar gibi…

– Ala Geyik Destanı, adeta müzikli bir efsane gibi, öykü gibi, yakarış gibi. Belki de “gibiler” fazla. Hele bir de başrollerde Cüneyt Arkın ile Fatma Girik’in olduğu Ala Geyik isimli filmi de izlediyseniz şarkının etkisi çok daha başka oluyor. Dinlediklerinizi zihninizdeki görüntülerle birleştirip yolculuğa çıkıyorsunuz. Cem Karaca özellikle bu şarkıda performansıyla aşıyor, yarıyor, dağ üstünde dağ bırakmıyor. Bu şarkı, şimdilerde de Moğollar konserlerinde çalınıyor. Lead vokalde ise, bass gitarist Taner Öngür var.

– Obur Dünya, albümü başlattığı gibi bitiren şarkı oluyor. Obur Dünya da ne şarkı ama! Gümbür gümbür sözler, gümbür gümbür enstrümanlar. Keşke daha uzun olsa, hatta kolay kolay bitmese istiyor insan.

Sonuç olarak ellerimizde yaklaşık yarım saatlik bir kayıt var. Güzel sözler, güzel melodiler, görseller ve duygular var. Büyük bir miras var. Tek seferde, 1 saatte kaydedilmiş şarkılardan söz ediyoruz. İzzet Öz, buna “Hücum Kayıt” dediklerini belirtmiş Tempo Dergisi’nde. Bu kadar kısa sürede yapılmış olmasına rağmen gayet sağlam, ses kayıt kalitesi de başarılı bir albüm bu. Albümün plak versiyonunun CD’ye kıyasla ses konusunda biraz daha önde olduğunu söyleyebiliriz. Bir müziksever iseniz, sınırlı sayıda üretilen bu albümü mutlaka arşivinize katmalısınız.

Unutmadan, bu albümle ilgili önümüzdeki günlerde konserler de olabilir. Keşke Cem Karaca da fiziksel olarak bizlerle olsaydı. Nur içinde yatsın.

Bu harika armağan için Cem Karaca’ya, Ayzer Danga’ya, Cahit Berkay’a, Taner Öngür’e ve İzzet Öz’e büyük teşekkürler. Umarız Öz’ün kıyıda köşede unuttuğu ve yakında bulacağı Barış Manço kayıtları da vardır 🙂

Şarkı listesi:

1. Sunum
2. İhtiyar Oldum
3. El Çek Tabip
4. Deniz Üstü Köpürür
5. Ala Geyik Destanı
6. Edalı Gelin
7. Obur Dünya

CD ve plak versiyonunda neler olduğunu görmek isteyenler için bir tane de videomuz var: