Giriş

Yazmaktan şeref duyduğum ve kendilerine dair tatmin edici bilgiler verebilmek için bir o kadar da titizlik ve tedirginlikle araştırdığım, death metal türünün oldukça kıymetli isimlerindendir Bolt Thrower. Bu grubu kısaca nasıl anlatırsın diye soracak olursanız şu tespitlerle başlayabilirim. İlkel ve sade bir sound, kendini kasmayan parçalar ve death metal türünde parmakla gösterilebilecek derecede özgünlük unsurlarından teşekkül etmiş bir grup. Bolt Thrower işte bu özellikleri sayesinde öyle çok fazla albüm çıkarmadan ve müthiş masraflı prodüksiyon yapmadan kendi tarzını başarılı bir şekilde ortaya koymayı başardı. Gelin, death metalin harbiyelilerinin mazilerine doğru kısa bir yolculuk yapalım.

Kuruluş ve İlk Seneler

İnternetteki biyografilerinden de öğrendiğimiz üzere grubun temelleri, 1986 yılında anavatanları olan İngiltere’nin Batı Midland kontluğuna bağlı Coventry ilçesindeki bir barda atılıyor. Metal müzik meraklısı iki samimi arkadaş olan Gavin Ward ve Barry Thompson, bu bardaki konseri dinledikten sonra bir thrash-punk grubu kurma kararı alıyorlar. İkilinin bu girişiminin ardından kurulacak olan gruba davul için Andrew Whale ve vokal olarak da Alan West dâhil oluyor. Gavin, bas kayıtları için Alex Tweedy isimli bir arkadaşını tutuyor; fakat kayıtlar sırasında bu arkadaş stüdyoya girmediği için Gavin, hem gitar hem de bas kayıtlarını kendisi yapıyor. Kısacası bu 4 eleman ilk albümlerine isim verecek olan 8 parçalık In Battle There’s No Law’u ve Concessions of Pain demolarını kaydediyorlar ve böylece Bolt Thrower ilk demo kaydını kaydını resmen icra etmiş oluyor.

İlk kayıtların ardından, kendilerini gruba adapte olmuş hissetmeyen Alan, daha yolun başındayken ayrıldı ve bunun üzerine grubun beyni Gavin, bir yandan grubun ilk ve en has vokalisti olarak görülecek Karl Willetts’ı aldı; diğer yandan da bas gitar sorununu çözmek için kız arkadaşı Jo Bench’i bu mevkiide tavzif etti. Karl, Bolt Thrower’ın tarzını death metalde karar kılmasını sağlayarak grubun kendine has soundunu elde etmesi hususunda en baş etkenlerden biri olacakken Jo Bench ise, death metalin en erken yıllarında bir kadın basist olarak piyasaya çıkarak grubun büyük bir itibar kazanmasının temelini atıyordu. Davulcu Andrew hariç grubun en has ve kemik kadrosunu teşkil eden bu dörtlü; sonunda 1987’de kaydettikleri bu iki demoyu; BBC radyosunda çalışan arkadaşları John Peel’a dinleterek grubun piyasada tanınmasının ilk adımını attı. Demoları çok beğenen Peel, gruptan BBC radyosuna takdim etmek üzere 4 parçalık bir EP kaydetmesini rica etti. Bunun üzerine grup, içinde yine In Battle There’s No Law’un bulunduğu 4 parçalık The Peel Sessions isimli EP’yi kaydederek piyasanın kapısını resmen açmış oldu. Grubun ilk demosu metal camiasında oldukça yankı uyandırdı ve bunun üzerine Londra merkezli plak şirketi Vinyl Solution, ilk albümü için grupla anlaşmaya talip oldu. Teklifi kabul eden Bolt Thrower, 1988’de “harpte hukuk yoktur” dedi ve bundan evvel defaaten demo kayıtlarına eklediği In Battle There’s No Law’u nihayet albüm olarak kaydetmiş oldu.

Grubun ilk albümü, basit prodüksiyon ve grubun henüz oturmamış sound’una rağmen iyi bir sahaya çıkma örneği olarak tarihe geçti. Albümle aynı ismi taşıyan parçanın yanı sıra Forgotten Existence, Concessions of Pain ve Nuclear Annihilation albümün sağlam parçaları arasında mesken tuttu. Her zaman kaliteyi ve sağlam sound’u önemseyen grup, albümden tam manasıyla tatmin olmamakla birlikte Vinyl Solution’ın prodüksiyonunu da beğenmeyerek bu şirketi azletti ve uzun bir müddet çalışacakları Earache Records ile mukavele yaptı. Death metal gruplarının prodüksiyonundaki ihtisasıyla bilinen bu şirket, aynı zamanda grubun çok sevdiği Carcass, Napalm Death ve Morbid Angel’ın da kayıtlarını üstleniyordu. Ve Bolt Thrower, sırtını sağlam bir duvara dayadıktan sonra çok geçmeden 1989’da ikinci albümleri Realm of Chaos (Slaves to Darkness)’u çıkardı.

Dinleyenlerin de kendiliğinden anlayacağı üzere Realm of Chaos, ilkine nazaran artık sound’u daha oturmuş ve tabiri yerindeyse “olmuş” bir albümdü. Sağlam prodüksiyon sayesinde gitar tonları daha muayyen, vokaller daha yırtıcı ve davullar da bir o kadar sağlam bir mahiyette idi. Grup, parça listesinde genellikle ilk yıllarındaki demo kayıtlarından parçaları kullandığı için kendine has tarzını bu albümde de ortaya çıkarmış sayılmazdı. Buna karşın mezkur albüm, Eternal War, All That Remains, World Eater ve aynı ismi taşıyan Realm Of Chaos parçaları ile mükemmel bir death metal şaheseri olarak tavsif edilecekti. Aynı şirkette çalıştıkları Napalm Death, Carcass ve Morbid Angel ile birlikte İngiltere genelinde aynı festivallerde sahnede boy gösteren; bir yandan da Avrupa çapında turnelerini ihmal etmeyen grup, ilk albümle elde ettiği seyirci kitlesini bu albümle bir hayli genişletmişti.

Bu arada albüme dair ilginç bir ilave not olarak şunu belirtelim. Grubun mezkur albümünün kapağı, genellikle minyatür savaş oyunlarındaki karakterleri tasarlayan Games Workshop isimli firma tarafından tasarlandı. Bu olay da yine ilginç bir şekilde, firmanın grup elemanlarına bizzat teklif etmesi üzerine gerçekleşti. Hatta ilk başta grup elemanları tasarım ücretini pahalı bularak reddetti; fakat sonra makul bir miktar üzerine anlaşıldı ve kapak tasarlanmış oldu. Albüm kapağının, firmanın yapımını üstlendiği Warhammer 40,000 minyatür oyunundan ilham alması üzerine grup da albümün bazı parçalarını jest olsun diye oyuna ithaf ederek yazdı. Bugüne kadar başta Lord of the Rings olmak üzere birçok meşhur filmin minyatür oyununu tasarlayan Games Workshop ise, ilk olarak Bolt Thrower’a kapak tasarlamak suretiyle tarihe geçti.

War Master ve Yükseliş

İlk iki albümün getirdiği fırtınayla turnelerine ve ufak çaplı konserlerine iki yıl boyunca devam eden Bolt Thrower, 1991’in başlarında kısa bir sürede kaydettiği ve Avrupa turnesi esnasında aynı yıl piyasaya sürdüğü üçüncü albümleri olan War Master ile artık Bolt Thrower’ı Bolt Thrower yapan o eşsiz sound’una kavuşmuş ve gerçek kalitesini konuşturmaya başlamıştı. Albümün ardından ilk ABD turnesine çıkan grup, artık kıtalararası bir mahiyete bürünerek death metalin önde gelen isimlerinden olmaya hak kazanmıştı. Albümün sound’u ise, grubun en çok beğenilen ve konserlerde tercih edilen parçalarındaki sound idi. Sükunetin içinde nefreti, ilkelliğin içinde sanatsallığı ve dinleyeni parçanın atmosferine tamamen angaje eden tonları ihtiva eden parçalar, Bolt Thrower’ı efsaneleştiren parçalar olacaktı. Albümdeki What Dwells Within, Profane Creation, grubun ilk klip çektiği ve aynı zamanda konserlerin demirbaşlarından Cenotaph ve Afterlife, dinlendiği zaman “Bu, Bolt Thrower’dan başkası asla olamaz” denilecek türden şaheserler idi.

Albüm esnasında turnesini tamamlayan grup bir sene sonra hiç vakit kaybetmeden, War Master ile aynı efsaneliği taşıyacak dördüncü albümlerini piyasaya sürdü. The IVth Crusade, isminden de anlaşılacağı gibi; ilk başta Kudüs’ü işgal etmek isteyen 3 Batı Avrupa imparatorluğunun 1202’de rota değiştirerek Bizans kontrolündeki İstanbul’a gerçekleştirdiği IV. Haçlı Seferi’ni konu ediyordu. İşgali konu eden albüm kapağı ve parçaların umumunun işlediği konu itibariyle albüm, Haçlıların o devirde işledikleri vahşeti anlatıyordu. Albümle aynı ismi taşıyan The IVth Crusade başta olmak üzere Icon, Embers, Where Next To Conquer, As The World Burns ve Spearhead gibi efsane parçalar, bu albümün önde gelen isimlerindendi. Albümün bundan evvelkiler gibi death metal camiasında geniş yankı uyandırması üzerine grup, fanlarıyla yine buluşmak üzere bu sefer daha geniş çaplı bir albüm turnesi hazırlayarak kıtalararası güzergâhına ABD’nin yanında, bundan sonra da sıkça uğrayacağı Avustralya’yı ilave etti. World Crusade turnelerine başta Polonya’nın meşhur death metal ismi Vader olmak üzere kendileri gibi İngiltere’nin bağrından kopan ve daha sonra yolları yine kesişecek olan Benediction gruplarıyla birlikte çıkan Bolt Thrower, bir sonraki albümlerini çıkaracağı 1994’e kadar irili ufaklı konserler vermeye devam etti.

Karl ve Andy’nin İlk Ayrılığı ve Sarsılmalar

1994’te Bolt Thrower beşinci albümleri olan …For Victory’yi piyasaya sürdü. Albümün ardından grup, yeni bir ABD turnesine hazırlanıyordu ki tam o sırada grubun bel kemiği haline gelmiş Karl Willetts ve davulcusu Andy Whale gruptan ayrılma kararı aldı. Andy’nin ayrılma sebebinin ne olduğu tam olarak bilinmese de Karl, o dönemi izah eden röportajlarında, kendi hayatına dair bir takım meşgalelerle alakadar olmak ve bazı değişiklikler yapmak için gruptan ayrılmak istediğini söylüyordu. Nitekim ayrı kaldığı yıllarda evlenmesi, yarıda kalan üniversiteyi bitirmesi ve kendi başına bir takım işlerde çalışmış olması; ayrılma sebebini izah ediyordu.

Karl ve Andy’nin ayrılması üzerine devam kararı alan Bolt Thrower ekibi vokale, zaten dünya turnelerinden tanıştıkları Asphyx’in solisti Martin van Drunen’ı, davula da 17 yaşında ilk profesyonel müzik kariyeri tecrübesini yaşayacak olan Martin Kearns’i getirdi. Grup bir müddet bu şekilde turnelerde boy gösterdi; fakat turne esnasında Van Drunen’in sık sık rahatsızlanması ve grubun Earache Records ile yaşadığı anlaşmazlıklar üzerine, Bolt Thrower bir nevi dayanıklılık testinden geçiyordu. Hastalığı sebebiyle artık söyleyemeyecek olan Van Drunen’in yerine bir başka kardeş grup olan Benediction’dan Dave Ingram’ı getiren grup, plak şirketi anlaşmazlığını da oldukça radikal bir karar alarak çözdü. Birlikte kaydettikleri 4 albümün hepsinin fanlara göre harika olmasına rağmen grup, prodüktörlerin kendilerine koyduğu oldukça sınırlı albüm süresine dair şirketle bir türlü anlaşamamış ve bu sebeple bestelerini istedikleri gibi kayda yansıtamadıkları için canlarına tak etmesi üzerine sonunda restini çekmişti. Grup artık, daha kaliteli ve daha prestijli prodüksiyon şirketi tercihi yaparak Metal Blade Records ile çalışmaya karar verdi.

Yoluna yeni vokalisti ve yeni kayıt şirketiyle devam eden Bolt Thrower, 4 senelik bir toparlanma sürecinin ardından yeni bir albüm kaydı için stüdyoya girdi. Yeni albüm için hazırlanan besteler grubun gayet içine sinmiş vaziyetteydi; fakat Gavin Dave’in vokal kayıtlarını bir türlü beğenememiş ve parçaların dokusuna uyuşmadığına kanaat getirmişti. Bunun üzerine grup, vokalleri kaydedecek başka birini bulmalıydı ve bu da, sesi adeta grubun vazgeçilmesi olarak muttasıf Karl Willetts’dan başkası olamazdı. Karl da, eski grup arkadaşlarının yeni albümü seslendirmek üzere kendisine yaptıkları teklifi geri çevirmedi ve belki de grup kariyerinin en yırtıcı vokalini icra ederek yeni albüm Mercenary’nin tamamlanmasındaki son hamleyi gerçekleştirdi.

Altıncı albüm Mercenary, ben de başta olmak üzere grubun birçok fanının nezdinde en iyi Bolt Thrower albümü olarak gösterilebilir Albümle aynı ismi taşıyan ve her konserde dinleyenleri çıldırtan Mercenary, mükemmel ritmiyle tesirini gösteren Powder Burns, harika riff ve sololarıyla öne çıkan Behind Enemy Lines ve No Guts, No Glory parçaları bu tezi fazlasıyla doğrular mahiyetteydi. Bilhassa albümün, Alman listelerinin ilk 100 sırasına dahil olması da bu muvaffakiyeti kanıtlıyordu. Albümün vokallerini icra etmekten oldukça memnun kalan Karl, arkadaşları tarafından gruba yeniden dönüş teklifi aldı; fakat şahsi meseleleriyle ilgilenmekte olduğu için gruba yeterince alaka gösteremeyeceğini düşünerek bu teklifi nazikçe reddetmek zorunda kaldı. Bunun üzerine, gruba dahil olmasına rağmen albümde parmağı olmayan Dave de, bir nevi grubun konser vokalisti mevkiine intikal etti. Tâ ki 2001 senesine kadar…

Karl’ın yokluğuna rağmen dur durak bilmeyen grup, Dave ile yoluna devam etmeye kararlıydı ve Mercenary’den 3 sene sonra grubun tarihinde farklı bir vokalle kaydedilen ilk albümü teşkil edecek olan Honour – Valour – Pride albümünü piyasaya sürdüler. Albümün piyasaya sürülüşünden evvel arkadaşlarının ricası üzerine Karl, stüdyoya gruba yardım etmeye geldi ve Dave’e, Bolt Thrower tarzı vokal yapması hususunda taktikler verdi. Esasen Karl, bu albümün vokallerini yapması için de teklif almıştı; fakat o yıl tahsilinin son senesini görmekte olduğu için bu sefer teklifi kabul edemedi. Bu arada albüm, fanların alıştığı Karl olmadan çıkmasına rağmen death metal camiasında oldukça müsbet tepkilere mazhar gördü. Inside The Wire, Honour, 7th Offensive, K-Machine ve A Hollow Truce gibi parçalar albümün iyi not almasını sağlamıştı. Dave’in vokalleri de, her ne kadar farklı bir tarz olarak tebellür etse de, Karl’dan aldığı kısa süreli eğitim sayesinde grubun sound’una uygun olarak çıkmıştı. Dolayısıyla grup, olmazsa olmazları niteliğindeki karbiratör sesli vokallerinden yoksun kalmasına rağmen bu albümde iyi iş çıkarmış ve dokusunu bozmama hususunda başarılı olmuştu.

Karl’ın Dönüşü ve Asıl Kadronun Yeniden Toparlanışı

Albümün ardından yine sağlam bir dünya turnesine çıkan grup, çok vakit kaybetmeden yeni albüm için stüdyoya girdi. Fakat Dave’in geçirdiği talihsiz bir kalp krizi sendromu, grupta daha fazla devam etmesine izin vermeyecekti. Bu yüzden Dave Ingram, Bolt Thrower’a kısa bir süre de olsa emek vermiş muhterem bir isim olarak yad edilmek üzere gruptan ayrıldı. Dave’in ayrılığı üzerine grup elemanları, şahsi meseleleriyle yeteri kadar ilgilenen ve üniversitesini de nihayet bitirmiş olan, bir de o yıllarda boşta kalan Karl’a bir kez daha gitti ve tabiri caiz ise kendisine, zorla gruba dahil olmayı teklif etti. Karl da, kendi başına uğraşmaya çalıştığı bir takım şeylerde talihsizlik yaşamış ve yazıda kalmış bir vokalist olarak artık bu defa teklifi geri çeviremedi ve 2012 yılına kadar grupta kalmak üzere eski arkadaşlarının yanında tekrardan dahil oldu.

Uzun süre sonra Karl Willetts ve kısa bir ayrılığın ardından 1999’da ikinci defa gruba dahil ettikleri Matin Kearns ile özledikleri ortamı haşr ederek stüdyoya giren grup; yeni albümleri Those Once Loyal’ı 2005’te piyasaya sürdü. Tıpkı Mercenary gibi fevkalâde bir albüm olma niteliği taşıyan Those Once Loyal’da grup, sound’da hafif bir değişim yapmaya karar verdi ve (bana göre de death metalde sesi daha sert çıkması gereken) bas gitarın distorsiyon seviyesini arttırdı. Bu değişiklikle mükemmel bir sound elde eden grup, fanlardan da oldukça sağlam reaksiyonlar aldı. Bilhassa Anti-Tank parçasının başındaki bas rifflerini dinleyen herkes, sanki bir tank hareket ediyormuş gibi hissettiklerini söyleyerek grubu tebrik ediyordu. Albümde genellikle İkinci Dünya Savaşı teması üzerine yoğunlaşan grubun listedeki At First Light, konserlerin değişmezi The Killchain, Salvo ve efsane sololara sahip When Cannons Fade gibi parçaları, dinleyenleri bir kere daha gruba hayran bırakacak nitelikteydi. Zira grup, bu fevkalâde performansının karşılığını, Mercenary’den sonra Alman listelerine ikinci defa girmek suretiyle almıştı. Those Once Loyal, Alman listelerine 76. sıradan girmiş ve bir çok müzik dergisinde de harika değerlendirmelere mazhar olarak grubun başarısını zirve noktaya yükseltmişti.

Albümün ardından İngiltere, Avrupa, ABD, Avustralya ve İskandinav ülkelerinde turnelere çıkarak kariyerinin doruk noktasını yaşayan grup, 3 sene sonra fanlarının yeni albüm beklentisine kulak vererek yine stüdyoya girdi. Fakat aynı yıl resmi internet sitelerinden yaptıkları açıklamada grup elemanları, besteledikleri kayıtlardan hiç memnun kalmadıklarını dile getirerek yeni albüm çalışmasına bir süre ara verdiğini duyurdu. Kuruluşlarından bu yana “kemmiyet değil keyfiyet”, yani “nicelik değil nitelik” düsturuna bağlı kalan ve bu asil duruşlarıyla benim de son derece takdirimi kazanan grup, bu açıklamanın ardından seneler geçmesine rağmen hâlâ yeni bir çalışma ile karşımıza çıkamadı. Bunun sebebi de grubun tembelliği asla değildi. Zira grup elemanları, kaliteye ve klasikleşmiş sound’larını muhafaza etmeye ehemmiyet veriyordu. Bu sebeple sanatsallıklarını neredeyse kaybedecek şekilde bayatlamış diğer bir takım gruplar gibi, sadece para kazanmak için öylesine albüm çıkarmaya asla yeltenmediler ve bu arada da turnelerine devam etmeyi daha makul gördüler.

Son olarak da grup, 2015’te bir talihsizlikle gündeme geldi. Kariyerinin ilk profesyonel adımını Bolt Thrower’da atan ve grubu adeta her şeyi olarak gören grubun gayretli ve bir o kadar da yetenekli davulcusu Martin Kearns hayatını kaybetti. Grubun Eylül ayındaki Avustralya turnesinin provası sırasında fenalaşarak yatağına giden ve dinlenmeye karar veren grubun Kiddie lakaplı genç veledi Kearns, provada rahatsızlandığı günden bir gün sonra 17 Eylül gecesinde yatağında huzur içinde gözlerini hayata yumdu.

Kearns’in vefatı üzerine oldukça his yüklü ve bir o kadar da insani bir açıklama yapan grup elemanları, Bolt Thrower’ın faaliyetlerini durdurduğunu söyledi. Bolt Thrower, death metale farklı bir soluk getiren tavrı, her çalışmalarında ortaya çıkardığı fevkalâde müzikal kalitesi ile her zaman gönüllere taht kurmuş bir grup olarak biz hayranlarının hafızasında olacaktır.