Dream Theater’ın yeni albümünü incelemeden önce biraz progresif rock’ın kökenine, tarihine bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Progresif rock gücünü psychedelic rock, folk rock, caz gibi bir çok müzik türünden alan popüler kültürün klişe müzik kalıplarından kurtulmak için ortaya çıkmış bir türdür.  Bir şarkının uzunluğunu kim belirleyebilir? Neden alternatif rock dahil, günümüz pop müziğine yakın türler ilk nakarattan sonra başa dönüp aynı şarkıyı tekrarlıyor? Şarkılar beş dakikayı geçmemek mi zorunda?

Progresif müzik, bu kalıpları kırmıştır. Enstrümanlar vokalden daha ön plandadır. Geleneksel ritim nakarat döngüsü yerine aksak ritimler, değişen tempolar, şarkı altyapılarında klasik müzikten caz’a kadar çok farklı müzik türlerinden unsurlar bulunur. Albümler de çoğu zaman birbirleriyle alakasız şarkılar yerine müziğinden liriğine bir konsept üzerinedir. 

Progresif, özünde deneyseldir. (Deney yaparken laboratuvarı patlatan yok mu, var tabi bkz: Metallica – St.Anger) Kendini tekrar etmek yerine sürekli yeni arayışlar içindedir.  Dolayısıyla türe aşina olmayanların pek beğenemeyeceği, hatta saçma sapan bile bulabileceği zor bir müziktir. Şarkılar çok komplekstir ve bazı basit rock şarkılarını kulaktan çıkarınca heveslenen yeni gitaristlerin umudunu bile kırabilir.

Bu kısa ön bilgiden sonra biraz da Dream Theater’dan bahsetmek gerekiyor sanırım. 1989’da çıkardıkları When Dream And Day Unite’den beri grafiğini bozmamış,  progresif metal türüne öncü olmuş, özellikle Uzakdoğu çıkışlı gruplar olmak üzere birçok müzisyeni etkilemiş, bana göre dünyanın en iyi birkaç grubundan biridir Dream Theater. Grup elemanlarının her biri kendi enstrümanlarını yemiş, çıkarmış, devam etmekte desek herhalde abartmış olmayız.

En zayıf halka çoğu kişi tarafından vokal James LaBrie olarak görülür ki bence de öyle. Progresif gibi, deneyselliğe ve yeniliğe en çok açık müzik türünde yıllardır aynı ses tonu ve vokalle söylediği şarkılar, performans açısından gayet iyi ama  grubun felsefesiyle bağdaşmıyor.  Dave Lombardo ile birlikte en beğendiğim iki bateristten biri Mike Portnoy’un 2010’daki ayrılığından sonra yerine geçen Mike Mangini, belki onun bir tık altında fakat albümde hiç sırıtmamış. Grup elemanlarının yaptığı açıklamalarda da Mangini’den gayet memnun olduklarını ve Portnoy gibi söz yazımına da katkıda bulunarak onu aratmadığını geçen aylarda okuduk. Yaşayan en genç ve en büyük gitaristlerden biri olan John Petrucci’nin riff ve sololarını dinlerken yine ağzım açık kaldı. Çoğu zaman “ben hiçbir zaman böyle çalamayacağım” diyerek elektro gitarı bırakma noktasına geldim. Yer yer grubun en sessiz elemanı John Myung’un bas yürüyüşleri öne çıkıyor.

Burada Jordan Rudess’a ayrı bir paragraf açmak istiyorum. 9 yaşında klasik piyano eğitimine başlayan Rudess, ilerleyen yıllarda synthesizer’ a yöneliyor. Ve 1997’de Portnoy ve Petrucci yoğun ısrarla Rudess’ı gruba dahil ediyorlar. O tarihten sonra grubun çıkışında büyük katkısı oluyor üstadın. Felsefi kişiliği, üstün enstrümental yeteneğinin yanı sıra, müthiş müzik bilgisiyle aynı zamanda çok iyi bir besteci Rudess. Pratiğin yanı sıra teorik anlamdaki bilgisini de, grubun internette yayınladığı albüm kayıt aşamalarındaki, nota kâğıdı üzerinden şarkı yazımı ve düzenlemelerinden anlayabiliyoruz. Güzel bir riff yakaladıklarında hemen kaydederek, “deneme – yanılma” yöntemiyle albüm yapan grupların karşısında Dream Theater gibi bir grup olmak ancak böyle elemanları bünyede barındırmaktan geçiyor.

Bu Dream Theater güzellemesinden sonra albümü değerlendirmeye yeni geçiyorum. Önceki albümleri A Dramatic Turn of Events (2011) adı üzerinde, birçok balad içeren melankolik bir albümdü. Bu albüm ile Dream Theater tempoyu arttırmış. Albüm sound’u trash metal’e daha yakın.

False Awekening Suite ile güzel bir giriş yapıyor grup ve ardından The Enemy Inside geliyor. Şarkıları bir solukta, kulağımla yercesine dinledim ve albüm bittiğinde bir dakikalık saygı duruşuna kalktım. Albümde kötü bir şarkı yok, hepsi kalburüstü parçalar. Fakat yirmi iki dakikalık Illuminatioan Theory ayrı bir sanat eseri. Bestenin 10 ile 19.dakikaları arası Magini, Rudess, Petrucci ve Myung birbirlerine serenat yapıyor desek belki eksik söylemiş oluruz. Daha sonra Rudess baba klavyesiyle kapanışı yapıp albümü tamamlıyor.

Bir Dream Theater albümünden daha iyi bir şey varsa o da yeni bir Dream Theater albümüdür. Albümü mutlaka dinleyin, hatta imkânınız varsa satın alın. ”Metal müzik kendini tekrar ediyor” diyenlere şiddetle öneriyorum.

Türk Gitar Puanı: