Karanlık, biraz da mekanik bir ses, aslında birçok ses. Matkap, alarm ve daha birçok şeye benzetmem mümkün. Bir anda orkestral bir uvertüre dönüşüyor. Karanlık, kasvetli atmosfer kafamda devam ediyor. Karanlığa gizlenmiş inanılmaz büyülü melodiler ay ışığının geceyi aydınlattığı gibi süslüyor kafamın içindeki bu karanlık sesleri. Bir umut oluyor, şen ama bir o kadar da uzak durulası. Ve en nihayetinde kafamı topluyorum, akustik, tatlı mı tatlı bir melodi canlanıyor kafamın içinde. Benim de zaten size anlatacak bir hikayem vardı. Şimdi başlamanın tam sırası sanıyorum ki.

Zalim bir hükümdar bizi, insanlığı tehdit ediyordu. Fakat Kuzey İmparatorluğu‘nda birçok insan, bu zorbalığa karşı bir direniş gösteriyordu. Burada her şey müzik idi, güler, eğlenir ve müzik ile neşemize neşe katardık. Lakin artık müzik için ayıracak vaktimiz yoktu. Kafamızın içindeydi, hissedebiliyorduk ancak erişemiyorduk. Devrim yapmalıydık. Ve seçilmiş kişi… Ahh evet… Onu gördüm ve o an anladım ki özgürlüğümüz için gerçekleştirmemiz gereken görev başlamıştı, gördüğüm devrimin ta kendisiydi. O Gabriel`di.

Merakla Gabriel`a dönmüştük. Ruhumuz onun gelişiyle aydınlanmış, zihnimde akustik, tatlı mı tatlı bir müzik canlanmıştı yine. Cevaplar için Gabriel’a dönmüştük. Fakat öylesine iyi niyetli ve dürüst idi ki hiç kimseyi boş bir umuda sürüklemek istemiyordu. Yapmamız gereken şey, onun yanında olmaktı. Öylesine tatlı bir sesle konuşuyordu ki insanlar adeta sesi ile büyüleniyordu. Gündüz vakti yaptığı konuşmanın gecesine ayak sesleri duymaya başladık.

‘Dikkat, tabur!

Sağa dön!

İleri! Marş!’

O sırada ordunun korkusuz savaşçısı Arhys’i duymuştum. Daha iyi bir yaşam için umut dolu bir konuşma yapmıştı.

-Bana soruyorlar; ‘Arhys, bundan daha zoru da olabilir mi?’. Elbette! Olacak! Ancak, devrimin ateşi artık boş yere yanmıyor! Geleceğimizde özgürlüğü görüyorum. Ve bu uğruna savaşılacak bir şey!

Arhys çok cesurdu. Biriciği, ölen sevgili eşi Evangeline’ı hatırladı. Onun uğruna bir yemin içmişti; ‘doğan oğlumuz için, bu savaş kazanılmadığı sürece, bitmeyecektir!’

Arhys’i bir kenara bırakalım ve size kıskanç hükümdarımız Lord Nafaryus‘tan söz edeyim. Gabriel’ın tanrı tarafından seçilmiş kişi olduğu hikayeleri yayıla yayıla elbette sarayına kadar gitmişti. Başta alaycıydı, kesinlikle bu durumu reddediyordu. Onun için Gabriel insanları kandırabilir, örgütleyebilirdi ancak asla bu topraklara sahip olamazdı. Kafamdaki müziğin hikayeyle birlikte ateşlendiğini hissedebiliyorum. Biz her şeyi müzik ile yaptığımız için bu hikayeyi de kendi içimde bir müzikle yaşıyorum. Bu sebeple bu kıymetli hikayenin müziğini de betimlemem gerekiyor yer yer. Kafamdaki müziğin yavaşladığını hissettiğim anda Nafaryus en değerlilerinden bahsediyordu. ‘Arabelle, biricik imparatoriçem, Faythe, tacımdaki bütün elmaslardan bile daha değerlim… Bunlar var iken tanrı Gabriel’ı mı seçti yani? Göreceğiz, göreceğiz..’

Ravenskill topraklarında güneşli bir güne uyanmıştık. Müzik kafamda yine akustiğe boğulmuştu. Bir anda borazanlar ötmeye başladı. Asil bir şey yaklaşıyordu. Öğle vakti, uzakta Daryus görünmüştü bile. Kurtarıcımızın müziğini dinlemek için geldiğini söylemişti. Kalabalık iyice büyümüş ve büyülenmişti. İleride Nafaryus da göründü. Alaycıydı, ‘lütfen durmayın, şu övülen adamı bir duyalım’ diyordu. Arhys kalabalıktan çıktı, ‘barış ve huzur içinde, bugün burada toplandık’ dedi. Daryus sözünü kesti, sinirli bir biçimde atak yaptı. ‘Babamın söylediğini tekrar söyletmeden yapın’ diye çığırdı. Gabriel sakince olaya el atmıştı. ‘Kardeşim, endişelenme, müziğimi bugün sizinle paylaşacağım…’

Müzik neşeli bir hale gelmişti. Gerçekten kendimi kaybedecektim, kafamda hikayeyi toparlayamayacak kadar gülümseme isteği uyandıran bir müzik. Kalabalıktan Gabriel için alkış sesleri kopuyor. Gabriel devam ediyordu; ‘Sesimin derinliklerinde kendine gereken güce erişeceksin, seçimini doğru yap. Unutma, en karanlık şey gecedir, ancak gece yeni bir günün gerisindedir’ Aklımdan uydurduğum müziği kontrol dahi edemiyordum. Kendi başına öne çıkmayı başarmıştı, düşüncelerimi, hikayeyi aşmıştı. O sırada Faythe çıkıverdi…

Faythe asildi, saraylıydı. Kalabalık, doğal olarak ön yargılıydı. Fakat Faythe içimizi ısıttı. Cesurdu, sözünü esirgemedi, burada umut olduğunu, saray içinde, duvarların arkasında büyüyen bir çocuk için bugün en büyük hazineyi bulduğunu fark ettiğini söyledi.

‘Müzik çalarım,

Benim şahsi cennetim,

Müzik çalarım,

Saklamam gereken hazinem’ 

Kafamda çalan müzik dinginleşmişti. Lakin Nafaryus konuşmaya başladı. Aslında Gabriel’dan etkilenmişti. Ancak buradaki tek hükümdar oydu. Hükümdarları bilirsiniz, ego sahibidirler, taht sevdaları vardır. Gabriel’a bu oyunu asla oynamayacağını söyledi. O sırada imparatorluk muhafızları;

‘Sıkı durun!

Nafaryus’a diz çökün!

Yardım için yakarın!

Nafaryus’un önünde diz çökün!’

Nafaryus korumalara seslenmişti. ‘Kendisi teslim olacak, olmazsa burası bir cehenneme dönüşecek, yakarım Ravenskill’i’

Hesaplaşma günü yakındı, peki ya Gabriel bu süreçten canlı çıkabilecek miydi? Herkesin aklında yalnızca bu soru vardı. Mekanik sesler geri dönmüştü zihnime. Neler olacağını kimse kestiremiyordu.

İlk destek Arhys’den gelmişti. İsyancı asker, Gabriel’in her daim yanında olacağını haykırıyordu. Gabriel kararlılıkla sözü devralmıştı: ‘Devrime giden yolda elbette hatalar yapacağız. Ödememiz gereken bedeller, seçmemiz gereken yollar olacaktır. Özgürlük uğruna savaşacağız. Kardeşim, özellikle sen, beni duyuyorsun değil mi? Merak etme, seni yüzüstü bırakmayacağım, seni terk etmeyeceğim.’ Tüm bu konuşmalar esnasında zihnimdeki müzik gitgide epikleşmişti. Arhys’in gözüpekliği ve Gabriel’ın liderliğiyle zihnimde coşmuştu adeta.

Nafaryus’un sarayı ise karışık idi. Faythe adeta aydınlanmıştı. Geride bıraktığı hayattan uyanıyor, uzaklarda istediği, ilgisini çeken şeylerin olduğunu biliyordu. İmparatoriçe Arabelle bu uyanışı çaresizce kabullenmişti. Daryus’u çağırdı ve kız kardeşini gizli gizli kollamasını öğütledi. Tüm bunlar olurken güçlü bir bas önderliğinde eğlenceli mi eğlenceli bir müzik zihnimi meşgul ediyordu. 

Ertesi gün, sabah henüz nihayete eriyordu, uzakta bir kız gördüm. Faythe’nin ta kendisi. ‘O adamı nerede bulabilirim?’ diye soruyordu önüne gelen herkese. En sonunda Arhys ile yüzleştiler. Faythe atıldı:

– İzin verin onu göreyim, ben zararsızım, bu işi sonlandırmamız mümkün.

– Sen de onlardan birisin, sana nasıl güveneyim?

– Durum öyle değil, her geçen saniye umut kayboluyor, ben geriye dönemem. Gabriel, yüzünü görmek için yaşamımın sonuna dek bekleyebilirim.

Zihnimde inanılmaz slow bir müzik çalmaya başladı, ustaca piyano dokunuşları, Faythe duygularımızı ele geçirmişti. Sesindeki tatlılık zihnimdeki müziği adeta tamamlıyordu.

Gabriel bir anda belirmişti. Sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Baban bizi bir arada gördüğünde, durumu anlayacaktır. Biz bu yolda beraber yürüyeceğiz. Bu savaşı kaybedemeyiz. Yarın, yarın hayallerimiz gerçek olacak.’

Ravenskill şehir merkezinde ise gece yarısı korkunç bir olay yaşanıyordu. Daryus, Arhys’in çocuğu Xander’ı kaçırmış, Arhys’in seçilmiş kişinin yolundan dönmesi için bunu şantajda kullanıyordu. Daryus, Arhys’e düşünmesi için geceyi vermişti. Arhys’in en değerli varlığı, oğlu Xander söz konusu idi. Gabriel’ın en büyük destekçisi Daryus’un tarafına mı geçecekti yoksa? Karanlık ve hüzün dolu bir müzik zihnime takılıyordu burada. Son derece orkestral, tam anlamıyla hüzün kelimesini karşılayan bir müzikti bu. Hemen akabinde dijital sesler beynimi adeta ele geçirdi. Arhys kendi içinde hesaplaşıyordu. Çıldırmak üzereydi. En sonunda çareyi Evangeline’in ruhuna yakarmakta buldu ve kararını verdi: ‘belki de bu kurban, daha iyi bir yaşam için ödememiz gereken değerdir’ dedi. Kafamda gaydalar bir ölüm marşı çalıyordu adeta, gerçek bir kahramanlık, fedakarlık idi bu. 

Ertesi gün Faythe saraya gitti Faythe babasına sesleniyordu. Bir şans için yalvarıyordu. Nafaryus Gabriel’ı sahtekarlıkla suçluyordu. İmparatoriçe Nafaryus’a ani bir şekilde dönerek şunları söyledi:

-Kısa bir süre önce sen de Faythe gibiydin, müziğe karşı oldukça arzuluydun. Senin ruhunu müzik dinlendirirdi, Bug’ı hatırladın mı?

Faythe aniden babasına döndü:

-Yoksa Bug sen miydin? Nihayet neler hissettiğimi biliyorsun işte. Neden saklandığımın nedenini de anlıyorsun.

Nafaryus bunun üzerine bir şans bağışlayacağını söyledi. Yeni bir başlangıç için, bir şans.

Gün içinde Faythe bizimle Gabriel’ın merkezinde buluştu. Ve olanları anlattı. Anlaşmayı vardığını söyledi.

‘Aşk bir risk ise,

Denemeye mutlaka değer’

Ravenskill şehir merkezinde ise Daryus, Arhys’e sesleniyordu:

– Zamanın doluyor, kararın ne olacak? Evangeline’i düşün.

– Devrime giden yolda, özgürlük için feda etmemiz gerekenler olacaktır. Aynaya baktığımda, birisini arkasından bıçaklamış bir adam olmak mı istiyorum?

Her şey iyiye gitti, değil mi? Durun durun. İmparatorun fikrini değiştirmesi fazla uzun sürmedi. Onu, seçilmiş kişiyi istiyordu. Çok anlattım değil mi? Devam edeceğim ve hikayeyi sonlandıracağız. Ancak kısa bir ara verelim, ikinci perdede hikayemize devam edeceğiz.

Evet, biraz soluklandıktan sonra merakla beklediğiniz hikayemize devam edelim bakalım. Zihnimi boşaltmanın mutluluğu ile yine neşeli sayılabilecek bir müzik zihnimin merkezine zuhur etti. Bir uvertür dememiz mümkün tekrardan, ikinci perdenin açılışı ne de olsa. Oldukça kalifiye, zengin sesler topluluğu adeta cirit atıyor beynimde. Hikayemiz devam ediyor..

Arhys’in evinde Arhys ile Gabriel yüzleşmişlerdi. Gabriel, Arhys’in ilginç davrandığını fark etti. Arhys suçluluk duyuyordu.

‘Yaşamak ve ölmek için yemin ettim

Bir savaşçının kanunuyla

Asla bir adamı geride bırakmadım

Tanrı ruhumu arındırabilir mi?’

Cennet Koyu’nda bir gece vakti. Burası bir amfi tiyatro. Uçsuz bucaksız gökyüzünü en güzel izleyebileceğiniz yer. Müziğin tekrar yükseleceği yer burası olmalı diye düşünüyorum. Akşam yıldızı tüm ihtişamıyla parlıyordu. O sırada Arhys, Gabriel’ın sesini duydu.

– İkiye ayrılan bu yolda, ben her daim yanında olacağım.

Arhys kan ter içindeydi. ‘Ne yaptım? Oğlum?’ diye bağırıyordu. Fakat çok geç değildi, ona ihanet etmeyecekti. Daryus çıkageldi.

– Oğlun için her şeyi yapacağını biliyordum. Şimdi, seçilmiş kişiden vazgeçmenin zamanı nihayet geldi. İşte bu sizin zayıflığınız.

Arhys’in seçim şansı aslında yoktu. Savunmasızdı. Oğlu X de onları takip etmişti, yüzünden ölümcül bir korku akıyordu. Arhys ‘bu akşam bir hain olmayacak!’ diye bağırmıştı. Zihnimdeki müzik tam burada coştukça coşuyor, olaylar gibi müzik de hızla akıyordu. Arhys devam etti.

‘Cesareti ve gücü buldum,

Daha önce söylediğin kelimelerde,

Yalanların arasından gerçeği çıkardım,

Bu ikiye ayrılan yolda’

‘Prensine karşı mı geliyorsun?’ diye sordu Daryus. ‘Kendi hayatını kendi ellerinle çöpe attın, yanlış adama ihanet ettin’ diye ekledi. Ve Xander’ın gözleri önünde Arhys’i öldürdü. Arhys umut için savaşmıştı. Kafamda inanılmaz mekanik bir ses yığını sahne almaya başladı. Epik bir müziğe evrilmesi ise uzun sürmedi. Xander aniden çıkageldi.

– Ne yaptın sen? Babam, babam öldü!

– Nefesini boşuna yorma, gece hala genç, ölümünle yüz yüze gel, babası gibi bir oğul ol.

O sırada bir gölge yaklaşıyordu. Adım adım, ölümüne gidiyordu. Kılıç gölgeye sallanmıştı. Ve sır perdesi aralandı. Gölge, Faythe’nin gölgesiydi. Gabriel hayal kırıklığı içindeydi. Faythe’in ölümünden sonra Daryus’a döndü.

‘Kardeşim Arhys’in canını aldın,

Kaç tane can daha heba edilmeli

Senin gözlerini açman için? ‘

Cennet Koyu’na Nafaryus da gelmişti. Ağlayan insanların sesini kafamdaki akustik bir melodi gizlemeye çalışıyordu. Nafaryus Faythe’i görünce yaptığı yanlışların farkında varmıştı.

‘Aptal gururum,

Bencil kalbim,

Karanlıkta kaybolmuş,

Kör cehaletim’

O sırada Gabriel, Faythe’in son bir nefes alması için bedeni önünde yalvarıyordu adeta. Nafaryus ise kendisini suçluyordu. Artık O’na inanıyordu. Bu dünyadan bağlarını koparan Faythe’e baktı. Gabriel’a döndü.

– Gabriel, oğlum. Seçilmiş kişi olarak doğuştan gelen yeteneklerini kullan, benim hayatımı al, ona bahşet. Yalvarırım, gücü kullan.

– Eğer öyle bir şansım olsaydı, bir saniye bile durmazdım. Benim gücüm onunla birlikte gitti. Maalesef tek umudumuz öldü.

Hüzünlü bir müziğe akustik bir ses tat vermeye çalışıyor beynimde. Her nasılsa neşeli bir hale bürünmeyi başarıyor kısa bir sürede. Faythe’i sonsuzluğa uğurluyorduk. Gabriel ve şehirdeki insanlar hep bir ağızdan şunları söyledi.

‘Yüce ses,

Onun ruhunu özgür kıl,

Karanlığın dışında,

Işığa doğru’

O sırada inanılmaz bir şey oldu. Faythe yaşıyordu. Gabriel, Faythe ve Xander, bir araya geldiler. Hep bir ağızdan şunları söylediler:

‘Evet, yeni bir dünya inşa edeceğiz,

Daha iyi bir dünya,

Yeni bir dünya inşa edeceğiz,

Bizim yeni dünyamızı’

Neşeli müzik tüm ihtişamıyla zihnimi kurcalıyordu. Onların bu sözleri ise sanki melekler tarafından bu müziğe bir vokal yapılıyormuş hissi veriyordu. Arhys’in ruhu ise Gabriel’a sesleniyordu. Oğluna olanları anlatmasını, onun kahramanca öldüğünü bilmesini istiyordu. Xander ise bunun zaten bilincindeydi. Nafaryus ise her devrimde bir şeyler kaybedildiğini ve gözlerin hakikati gördüğüne inanıyordu. Onun için nihayet cehalet ve kibir geri çekilmişti. Arabelle ise oğlunun yanlışları için üzülüyordu ancak Daryus da affedilmişti. Sessizlik bozulmuştu. Müzik artık sonsuza dek var olacaktı. Bütün hepimiz tek bir ağızdan şunları söylemeye başladık, bu hikayemizin de neticesi oldu böylece.

‘Bilindik topraklarda bir dünya kuracağız,

Ve bir kez daha yaşayacağız,

Sonsuza dek,

Uyum içinde,

Yaşamlarımız,

Şaşırtıcı olacak,

Yeniden.’