24 Şubat akşamı İstanbul, İsviçre`nin kalbinden kopup gelen, folk metalin önemli temsilcilerinden Eluveitie`yi ilk kez ağırlamanın sevinciyle garajistanbul`a toplanmıştı. Konserde yaşananları aktarmadan önce geçtiğimiz yıl Dream Theater hamlesi ile gönülleri feth eden, bu sene de ilk defa At The Gates gibi bir devi getirip üstüne Eluveitie`yi İstanbul`a getiren, önümüzdeki aylarda da hem Ankara hem de İstanbul`da birer konser için Opeth ve Blind Guardian`ı ayarlayan Vera Müzik`e teşekkür ediyorum. Zira bu çok büyük bir başarıdır, konserlere olan yoğun ilgi de bu başarının en güzel ödülüdür.

Konser günü oldukça hastaydım ve bir son dakika kararı ile konsere gitme kararı aldım. Çünkü bu Eluveitie`nin ilk konseriydi ve de gerçekten görmek istediğim bir gruptu. Konser alanına yaklaşık 45 dakika kala vardım ve de hiç de beklemediğim bir şey oldu. Kalabalık! Zira Türkiye’de Eluveitie`nin bir konser için bu kadar kalabalık çekebileceğini inanın beklemiyordum. garajistanbul tıklım tıklımdı. Ben de fazla önlere yanaşmadan, sol köşede bir yer tutarak konserin başlamasını beklemeye koyuldum.

Aklımdaki temel soru 8 kişilik Eluveitie`nin garajistanbul`un mütevazi sahnesine nasıl yerleşeceği hatta sığacağıydı. Grup baterinin önünde yan yana ip gibi dizildi, herkes sürekli hareket halindeydi. Müthiş coşkuluydular. Konserin açılışını son albümleri Origins`den King ile yapan grup benim içimden adeta gökkuşağı çıkarttı. Zira adamlar ne kadar güzel çalabilecekse o kadar güzel çalıyordu. Resmen kaymak gibi bir sound vardı. Bütün o folk ezgileri tertemiz duyuluyordu. Seyirci de oldukça iyiydi. Keltçe olan şarkılara dahi eşlik eden kalabalıktan konsepti şaşıran, Mjollnir`i ile gelip, bir de onu konser boyunca elinde tutana kadar vardı garajistanbul’da. Hatta ve hatta grubun dişi sesi, Anna Murphy de bir konuşma yaparak ne kadar şaşkın olduğunu, Keltçe şarkılara nasıl eşlik ettiğimize şaşırdığını söyledi. Biz de olması gerektiği gibi ‘VUĞOOO’ diye karşıladık kendisini. Akabinde Anna Murphy o bal sesiyle son albümden The Call of Mountains`ı hangi dilde söylemesini istediğimizi sordu. Kafa kafaya geçen İngilizce – Almanca müsabakasını Almanca kazandı. Anna`nın tam olarak içine sinmemiş olacak ki parçanın sonunda minik bir kısmı İngilizce söyleyeyim bari dedi. Biz de kendisini bize yakışan şekilde karşıladık; VUĞOOO!

Yazımın bu kısmına küçük bir not sıkıştırmak istiyorum. Konserde ıslandık! Terden ıslandık hem de! Fakat bu biz terledik diye değil. Garajistanbul’un bariz bir ısı sorunu var. İçerisi ciddi anlamda çok ama çok sıcak. Terimiz yoğuştu ve yağmur gibi üzerimize yağdı konserde. Konserdeki belki de tek sorun buydu. Konserlerin daha da mükemmelleşmesi için yetkililer bu yazıyı görür de garajistanbul’un sıcaklık sorununa bir ayar çekerler.

Grup Origins ağırlıklı devam ederken Chrigel çıkıp ‘tamam tamam azıcık da eski söyleyelim artık, haklısın tamam’ tarzı samimi bir konuşma yaptı. Bu konuşmadan önce bir de Wall Of Death çağrısı oldu kendisinin. Ortalık At The Gates konserindeki kadar karışmamış olsa da Chrigel sanırım istediği görüntüyü aldı. Grup sahneden inmeden A Rose For Epona, Quoth The Raven ve Tegernakô`yu çalıp encore için de Helvetios ve grubun en popüler şarkısı Inis Mona`yı çalarak sahnesini tamamladı. 8 grup üyesinin de harika işler çıkardığı, hatta yanlış duymadıysam grubun davulcusu Merlin Sutter`in elinde ya da kolunda bir problem olduğu, fakat buna rağmen çaldığı söylendi. Eluveitie, hatasız şekilde müziklerini icra etti ve sahneden indi. Umarız kendilerini Türkiye`de daha çok göreceğiz. Bu seyirciden de etkilenmiş olduklarını varsayıyorum ki bu da tekrar geleceklerine, gelmek isteyeceklerine dair çok güzel bir sinyal.