Belirlediği kurallar çerçevesinde ilerlemekte olan bu gezegende insanın rolü öylesine absürd bir konuma karşılık gelir ki, farkında olmadan hayatımızın büyük kısmını tutunacak bir dal, bizi devam etmeye teşvik edecek tatmin edici bir sebep arayışı içinde tüketiriz. Varoluşumuzdaki çaresizliğin bir parçası olan bu sızı, kimi zaman yaşamımızdaki değerli gördüğümüz insanların gösterdikleri yakınlık ile kendini unuttururken, kimi zamansa dinlediğimiz müzik albümünde yalnızca birkaç saniye yer kaplayan bir melodinin ya da okuyor olduğumuz kitapta geçen içten bir cümlenin ruhumuzla buluşturduğu huzur ile bir süreliğine kapanır. Bu kendini iyi hissetme hali aynı zamanda, bize alternatif bir evren hayal etme olanağı sunan gerçek ile düş arasındaki yolu takip etmekten asla vazgeçmememiz gerektiğini hatırlatır.

Başlamak, gerçekten zor bir eylemdir. Sitedeki ilk yazım için seçeceğim grup ve albüm üzerine düşünürken, kısa bir zaman zarfı içinde cevabın aslında çok da uzağımda olmadığını fark ettim. 1 Nisan 2016 tarihinde piyasaya çıkmış olup, kendi türünün yıl sonu listesinde belki de zirveye oynayacak “Hammock – Everything and Nothing” adlı albümü sizle paylaşıyorum.

Post-rock dünyasında kendine özgü bir dinleyici kitlesi olmasına rağmen ülkemizde az bilindiğini düşündüğüm Hammock, 2004`den bu yana aktif olan, iki kişilik ABD`li bir post-rock, ambient, shoegaze projesi. Grubu, diğer oluşumlardan farklı kılan en önemli etken tam da bu noktada yer alıyor aslında. Marc Byrd ve Andrew Thompson isimli iki müzisyenin hayat verdiği Hammock, sadece yaratıcı fikir ya da başarılı enstrüman kullanımlarının değil; aynı zamanda derin inceliğe sahip özgür bir ruhun etrafında toplanmış duyguların, somut bir ürünü. Göze hitap eden albüm kapakları, kırılgan ve çok keskin olmayan bir nihilizm anlayışıyla yazılıp belirlenen parça isimleri, sözleri ve müziğindeki birleştirici özelliğiyle Hammock, hissetmenin anlamaktan önce geldiğine vurgu yapan, “özel” olarak nitelendirilmeyi fikrimce hak eden bir grup.

“Everything and Nothing”, Hammock diskografisinin 9. stüdyo albümü olmakla birlikte, grubun son 6 yılda çıkartmış olduğu 5. albümü olarak göze çarpıyor. İnanılması güç bir şekilde attığı her adımda dinleyicisini memnun etmeyi başarabilmiş olan Hammock, iddialı bir isme sahip bu albümde de post-rock, ambient ve shoegaze’i kendi dokunuşuyla harmanlayarak, karakteristik sound`undan uzaklaşmadığını her bir şarkıda hissettirmiş. Shoegazevari gitar işçilikleri ile ön plana çıkan ve her biri Hammock klasiği olmaya aday şarkılar “Clarity”, “You Walk Around… Shining Like the Sun” ve “Burning Down the Fascination” olurken, aynı zamanda albümün kapanış şarkısı olan “Before You Float Away into Nothing”, gerek adı, gerek içeriğiyle Hammock’un müziğinin hiçliğe olan yakınlığına vurgu yapmış.

“Everything and Nothing”de göze çarpan en büyük değişiklik, diğer albümlere kıyasla vokal zenginliğinden çok daha fazla faydalanılması. Albümün açılış parçası olan “Turn Away and Return” ve enstrümantal olmayan diğer şarkılar “Glassy Blue”, “Dissonance”, “Everything and Nothing”, “Wasted We Stared at the Ceiling”, “We Were So Young” ve “Unspoken”, dinleyende gerçeklikten soyutlanma isteği uyandırıp, her şey olarak görülen ile hiçbir şey olduğu düşünülenin arasındaki boşluğu hissettirecek kadar yoğun bir albümde kendilerine yer bulmuşlar.

En iyi Hammock albümünün hala “Departure Songs” olduğunu düşünsem de, “Everything and Nothing”in beklentilerimi karşılamış bir albüm olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 16 şarkıdan oluşan uzun fakat akıcı bir albümde sürüklenmeye ve gerçeklikten bir süreliğine de olsa uzaklaşmaya ne dersiniz?

Türk Gitar Puanı: