Müzisyenliğin iniş çıkışlara çok sık rastlanılan bir meslek olması hiç şüphesiz yalnızca müziği üreteni değil, tüketeni de çeşitli kaygılar, korkular ve beklentilerle zorlaştırılmış olan uzun ve karmaşık bir süreç ile yüzleştiriyor. Örneğin, uzun zamandır takibinde olduğumuz ve çıkarmış olduğu son albümü de hâlen keyif alarak dinlediğimiz başarılı bir müzik grubunun yeni albüm haberini öğrendiğimizde mutluluk ve tedirginliği arka arkaya yaşadığımız ya da beklentilerimizi yüksek tutmaktan çekindiğimiz muhakkak olmuştur.

İlk defa 2012 yılında ve “The Black Lodge” adlı parça üzerinden tanışmış olduğum In Mourning’in yeni albüm çıkaracağını duyduğumda önce yoğun bir mutluluk hissiyle heyecanlanmış, sakin düşünmeye başladığımda ise son albümleri olan The Weight of Oceans’ı son zamanların en başarılı konsept albümleri arasında gördüğümü hatırlayarak bu heyecanımı gizleme ihtiyacı duymuştum. Çünkü “The Weight of Oceans” ihtişamlı albüm kapağından melodik death metal’e yeni bir boyut kazandıran parça içeriklerine kadar hâkimiyetini bir an olsun kaybetmeyen bir albümdü ve ardından gelecek herhangi bir “ortalama” seviyedeki albümün bile her zamankinden daha acımasız eleştirilere maruz kalacak olması neredeyse kesindi.

16 yıla dayanan müzikal kariyerine doom/gotik metal çizgisindeki demolar ile başlamasına rağmen kısa süre içinde bir progresif/melodik death metal grubu kimliğine bürünen In Mourning, cennet ülke İsveç’in Falun kentinde kuruldu. Henüz ilk albümünde (Shrouded Divine, 2008) pek çok müzik eleştirmeni tarafından tam not alma başarısı gösteren grup, ekstrem metal kulvarında yer almasına karşın progresif/doom metal’in yavaş ve duygu yüklü atmosferinden de ilham alıyor; kısa zaman içinde adı, Opeth ve Insomnium gibi diğer ezber bozan gruplar ile yan yana anılmaya başlanıyordu. Bugüne kadarki atmış olduğu her adımda takipçilerinden yoğun ilgi ve destek gören In Mourning, acaba bu geleneğini “Afterglow”da da sürdürmeye devam edebilecek miydi?

Kelime anlamı “güneş battıktan sonraki kısa süreli aydınlık” olan Afterglow, daha önce Amorphis, Bathory ve Dissection gibi köklü müzik gruplarıyla da çalışmış olan Necrolord (Kristian Wåhlin)’un yetenekli ellerinden çıkma bir kapağa sahip. Albümde “Fire and Ocean” ve “The Lighthouse Keeper” gibi isimleriyle ön plana çıkan parçaları göz önünde bulundurduğumuzda Necrolord’un albümün içeriğine uygun hareket etmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Görsellik açısından sınıfı geçen In Mourning, prodüksiyon konusunda ise tartışmaya açık bir tercihte bulunarak bu alanda henüz çok büyük bir tecrübesi bulunmayan Jonas Martinsson ile birlikte çalışmış. Martinsson’un acemiliğinin yadsınamaz etkisiyle, özellikle gitar tonları zaman zaman albümün akıcılığının önüne geçebilecek kadar çiğ kalmış. Dolayısıyla Afterglow’a dair hayal kırıklıklarım prodüksiyon kalitesinin albümünün geneline yayılamamış olması ve In Mourning gibi komplike bir müzik yapan grubun neden daha deneyimli bir isim ile çalışmadığı oldu.

7 parçadan oluşan “Afterglow”, son zamanlarda dinlediğim en başarılı albüm açılış parçalarından bir tanesi olan “Fire and Ocean” ile başlıyor. Dünya genelinde en çok dinlenilen İsveçli müzik grupları arasında belki de zirvede yer alan Katatonia’nın 2001 – 2013 yılları arasında önemli bir parçası olan davulcu Daniel Liljekvist, Fire and Ocean’daki öne çıkan performansıyla yeni grubu In Mourning’e adapte olduğunun sinyallerini erken vermiş. Vokalist Tobias Netzell’in yeri göğü titreten vokallerine bıraktığı yerdeki kalitesiyle devam etmiş olmasını da yine albüme dair bir diğer pozitif unsur olarak görüyorum.

Yaklaşık 10 dakikayı bulan süresiyle dikkat çeken “The Grinning Mist”, yine İsveç çıkışlı efsane gruplardan Opeth’in “Blackwater Park” dönemine oldukça benzer karanlık atmosferi ve Mikael Åkerfeldt’vari growl vokalleriyle Afterglow’un yükselişini sürdürmesine büyük katkıda bulunmuş. Parçanın ikinci yarısında, clean vokallerin yer aldığı bölümlerin yanı sıra enerjik bir gitar solosu da mevcut. Tim Nedergård ve Björn Pettersson In Mourning’in başarısında önemli rolleri olan, oldukça üretken iki gitarist. Ayrıca Pettersson’un albümdeki şarkı sözlerini bas gitarist Pierre Stam ile birlikte yazmış olduğunu da unutmadan belirtelim. Özellikle “The weight of oceans was lifted from him…” dizesinde grubun kendi geçmişine gönderme yapması çok hoşuma gitti.

İlk iki parçadaki yüksek ve değişken tempoyu, melodik doom metal riff’leriyle ilerleyen “Ashen Crown” ile yumuşatan In Mourning, ardından ise dinleyenin adeta içine işleyen huzur dolu clean vokallerle süslü Below Rise to the Above’la devam ettirerek, yıllar geçse bile daima güzel hatırlanacak anlar ile dolu bir albümün artık sonlarına doğru yaklaşmaya başlamış. Üst üste gelen “The Lighthouse Keeper” ve “The Call to Orion”, grubun sound’unun gelişime daima açık olabilecek kadar geniş bir yelpazeden oluştuğunu dinleyiciye iyice kabullendirirken; albüm ile aynı adı paylaşan parça kapanışı yapmış ve dinleyeni aynı parça içinde çeşitli duygulara sürükleyen 53 dakika, In Mourning tarafından dolu dolu değerlendirilmiş.

“Afterglow”, In Mourning’in yaptığı en iyi albüm değil ancak grubun kendi derinliklerine inip benliğini daha yakından keşfedebilmesi adına gerçekten de önemi olduğuna inandığım bir adım. Beklentilerimi karşıladığını ve In Mourning’i hâlâ özel bir death metal grubu olarak gördüğümü söyleyebilirim. Bugünlerde heyecanlandıracak yeni bir müzik arayışı içindeyseniz, bu incelemeyi okuduktan sonra dinleyeceğiniz ilk parça “In Mourning – Fire and Ocean” olsun derim. Keyifli dinlemeler.

Türk Gitar Puanı: