Tahsilim sebebiyle son birkaç haftadır cebelleştiğim fevkalâde yoğun vaziyetim esnasında birbirine yakın zamanlarda piyasaya sürülen 3 yeni albümün elime geçmesi üzerine, tabiri caiz ise sıkıcı yoğunluktan daha keyifli ve başa çıkmaktan son derece memnuniyet duyacağım başka bir yoğunluğa geçiş yaptım. Bu tatlı yoğunluğumun sebeplerinden biri olan Katre isimli grubumuzun Encounters albümünü, hakkını teslim ederek değerlendirmek için son bir haftadan fazla bir süredir belirli aralıklarla dinliyor ve albümdeki her bir parçanın ifade ettiği mânâyı, bugüne kadar müziğe dair elde ettiğim hatırı sayılır tecrübe ve birikimim dâhilinde idrak etmeye gayret ediyorum. Şuan da albümden aldığım/alacağım marjinal fayda tükenmeden, idrakimi kelimelere aksettirmeye çalışacağım.

Evvelâ ilk projeleriyle bizleri ve Türk rock-metal camiasını bir hayli memnun ettiğine inandığım gruptan biraz bahsederek başlayayım. Grubun biyografisini okurken – birgün kendi heavy metal grubunu da kurmak isteyen biri olarak – şahsımın takdirini ve saygısını en çok celbeden tarafının, her biri farklı mesleklerden gelen 4 grup elemanının 3 farklı ülkede ikamet etmesi olduğunu belirteyim. Zira Türkiye çapında irili ufaklı birçok metal grubu, aynı ülke sınırları dâhilinde olmalarına rağmen senelerce konserlerde cover parçalar seslendirmekten öteye gidememişken Katre elemanlarının, aralarındaki mesafeye rağmen büyük bir azim ve irade göstererek albüm çıkarmış olmaları son derece önemli ve takdire şayan bir meseledir.

Tarz olarak ise grup, post-rock ve post-metal’i benimsediğini ifade ediyor. Şahsım adına rock türünde klasik ve glam rock’ın, metal türünde de heavy, thrash ve death metal’in haricinde hiçbir türe merak salmamış, daha da vahimi post-rock ile metal’e dair şimdiye kadar neredeyse hiçbir kaydı – en azından kafamda bir yer edinmesi niyetiyle dahi – dinlememiş biri olarak Encounters albümünün değerlendirmesini, tür nazarından tamamen nötr bir bakış açısıyla yapmayı en makul tercih olarak kabul ediyorum.

Kısaca Albüm:

Parçalara geçmeden evvel albümün kapak fotoğrafını şeklen beğendiğimi, albümün ismini ve kısmen de sound’unu tematik nazarda başarılı bir şekilde temsil ettiğini belirtmek istiyorum. Tabi Encounters başlı başına enstrümantal bir albüm olduğu için ilk safhada albüm kapağı-ismi ve parça isimleri gibi görsel unsurların, şarkı sözlerinin yerini doldurmak suretiyle albümün niteliğine dair ipuçları vermesi gerekiyor. Öyle zannediyorum ki grup bunu, albüm parçalarını iki “varoluş” evresine (existence-existing) bölerek yapmış.

İlk parça Under Water World, sakin başlayan riffleri ve arka planda, parçanın ismine binaen sualtı atmosferini dinleyenlerin kulaklarına işlemek için kullanılan ses efektleriyle güzel bir giriş olmuş. İkinci dakikanın ortalarına başlayan geleneksel tınılar, üçüncü dakikadan sonra efsane Türk gitar virtüözü Erkan Oğur’un muazzam solosuyla doruk noktasına çıkıyor. Bu solonun haricinde büyük üstadın girişte ustalıkla işlediği e-bow’ları ve parçayı bir hayli beğenmemi sağlayan sualtı efektlerini de unutmamak lâzım. Bununla beraber bir metalci olarak beni en çok, parçanın beşinci dakikasına doğru ağır distortion’lı tonlarla başlayan hareketlilik cezbediyor. Parçadaki sakin ve huzurlu havayı çok dağıtmamak için distortion’lı riffler çok uzun tutulmadan parça yine sakine dönerek bitiyor. Ne diyeyim… Post-rock veya metal’e yabancı biri için iyi bir başlangıç olsa gerek.

Tabi sertlik ve gitar sololarının yoğunluğu nazarında ikinci parça olan Mettle’ı daha çok beğendim. Girişinde silik olarak duyduğumuz ve birinci dakikasının ortalarında clean olarak karşımıza çıkan solosu, gerçekten parçanın isminin vasfını taşımak suretiyle insana bir hırs ve azim hissiyatı veriyor. Tam ikinci dakikaya yakın hareketlenen ve aynı solonun bu sefer distortion ile beraber boy gösterdiği parça, albümdeki en favori parçam diyebilirim.

The Breath Part I ise, ikinci kısmının girişi mahiyetinde bir parça olarak bunalım ve biraz da gerilim havası veriyor. Hemen arkasından güzel ve hafif hareketli bir tempo ile başlayan The Breath Part II’da, güzel ve iyi işlenmiş davul vuruşlarıyla öne çıkan bir parça kanaatimce. Özellikle son 30 saniyesindeki sert ve sıkı vuruşlarda sağlam bir metal havası gördüğümü çok rahat söyleyebilirim.

Albümün “existing” kısmı dâhilindeki ilk parçası olan “Bond”, kısa süresine rağmen ihtiva ettiği solo zenginliği ve melodik estetiğiyle şahsen beni olumlu yönde şaşırtmaya muvaffak oldu. Bilhassa tam son bir dakikasından itibaren başlayan solodaki duygu yoğunluğunu iliklerime kadar hissettim.

Encounters’ın en uzun parçası olan “It is All New”ün ilk 6 dakikasında davul, “The Breath Part II”da olduğu gibi ön plana çıkıyor; lâkin gitar solo ve riffleri melodik yönden biraz yetersiz kalmış. Neyse ki altıncı dakikadan sonra giren sağlam riffler ve clean solo, bu açığı kapatıyor. Tabi genel olarak parçayı değerlendirdiğimiz vakit, sönük olan kısımlarının daha uzun olması sebebiyle 8 dakikanın bu parça için haddinden fazla bir süre olduğuna kanaat getirmeye sevk ediyor beni.

“Blurry Paths” teknik yönden albümde en progresif bulduğum parça. Tabi progresif rock ve metal ile de aram olmadığı için şahsen parçanın bu özelliğini, progresif olması haricinde başka bir tarafıyla değerlendiremiyorum. Ama ikinci dakikasından sonra sönük başlayarak daha sonra iyice sertleşerek beliren gitar rifflerini beğendim.

Son parça olan “Heaviest Leaves” de albümdeki bir diğer en favori parçalarımdan olmakla beraber son 50 saniyesinden itibaren başlayan oldukça doyurucu ve heavy vari gitar solosuyla şahsen beni tatmin edici bir kapanış olarak tezahür ediyor.

Netice İtibariyle:

İlk başta da altını çizdiğim üzere grubun benimsediği türe dair tatmin edici malûmatı olmayan biri olarak “Encounters”ı değerlendirdiğimde; gerek sound, gerek prodüksiyon yönünden, ve bilhassa parçaların temasını gitar rif ve sololarıyla, arka plandaki ses efektleriyle izah edişindeki başarısı yönünden albümü beğenmemek için bir sebep bulamıyorum. Buna karşın grubun diğer projelerinde daha iyi işler çıkarması ve attıkları bu güzel ve başarılı temelin üzerine sağlam taşlar ilave etmesi için elbette ki tenkit ve tavsiye kısmını ihmâl etmek olmaz.

Tenkitlerle başlayacak olursak ilk olarak albümde, grubun internet sitesindeki biyografisinde ifade ettiği üzere sound’uyla harmanlamayı hedeflediği doğu ezgilerini – doğrusunu söylemek icap ederse – Under Water World ve kısmen Bond haricindeki parçalarda pek gördüğümü söyleyemem. Tabii ki bu tenkidi yaparken “doğu” kavramını grup üyelerinin ve şahsımın nasıl yorumladığını da dikkate almak gerekir. Anladığım kadarıyla grup, doğu unsurlarını oryantal tesirlerden ayıran bir müzik idrakine sahip. Eğer albümün konsepti bu düşünce üzerine bina edilmişse grup elemanlarına, müzikte oryantalizmin doğu ezgilerinin büyük bir parçası olduğu/olması gerektiği hakikatini bir defa daha düşünmelerini tavsiye ederim.

Albümde bir diğer vasat gördüğüm taraf ise, parçaların genel olarak aynı melodik kalıptan doğarak şekillenmiş gibi bir intibaya sahip olmalarıdır. Tabi bu melodik benzerlik, Encounters’ın nitelik itibariyle bir konsept albüm olmasından kaynaklanıyor ki bu şekilde değerlendirirsek normal bir durum. Lâkin dinleyenlerin albümdeki bazı hit parçaları favori olarak görüp ön plâna çıkarma veya bir parçayı başkasıyla mukayese etme ihtimalini dikkate alırsak bu benzerlik sorun teşkil edebiliyor. Eğer albümdeki gitar soloları genel mânâda mevcudundan fazla olsaydı parçalar şüphesiz kendi farklılıklarıyla daha kolay boy gösterebilirdi.

Son olarak da, bu başarılı ve Türk rock-metal camiası için güzel bir umut vaat eden çalışmalarını bir kere daha tebrik ettikten sonra gruba, belki biraz radikal kaçabilecek bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Albümdeki bazı parçalar, özellikle hareketlenen kısımlarında “nerede benim vokalim” diye adeta feryat ediyor. Bu sebeple grup, eğer gelecekteki projelerinde aralarına bir vokal ilave etmeyi düşünürse, albümlerin stüdyo aşaması normal olarak daha da zahmetli bir hâle gelecek olsa da son tahlilde yine de âlâ olur diye düşünüyorum.