Megadeth`in yeni albümü hiç şüphesiz bu yılın en çok merak edilen albümü konumundaydı. Yılın ilk aylarında gelen ölüm haberleri ile sarsılan rock ve metal dünyası, Dystopia albümü bir nebze olsun bu acıları unutmamızı sağlayacak farklı bir gündem maddesine sahip olmamız sağladı. Gerçekten 2 günde bir Megadeth ve Dave Mustaine ile alakalı haberler yaptığımızı fark etmişsinizdir. Gündemi fazlaca meşgul eden, kaliteli bir albüm ile karşı karşıyayız.

Öncelikle albümün yapım aşamasındaki süreçlere değinelim. Geçtiğimiz yıl Megadeth’in tekniği ile efsaneleşmiş gitaristi Chris Broderick, sürpriz bir karar alarak gruptan ayrıldı. Kendisini davulcu Shawn Drover takip etti ve birlikte yeni kurdukları gruplarıyla metal piyasasına giriş yaptılar. Tüm bu gelişmeler olurken sessiz kalan Dave Mustaine, grup için farklı ve yenilikçi arayışlar içerisine girmişti. Bu girişimlerin sonucunda gerçekten herkesi ters köşe yapan kararlar ve seçimlere imza atarak iki sürpriz ismi gruba katmayı başardı. Bu üyelerden ilki Brezilya’nın bağrından kopmuş, o yöreye ait kendine has bir çalım stili olan Kiko Loureiro’nun bonservisini Angra’dan aldı. Kiko belki Chris kadar teknik değil fakat gerçekten tarz sahibi bir gitarist olarak karşımıza çıktı. Diğer üye ise Chris Adler. Kendisini anlatmak için özel bir şey söylemeye gerek yok. Lamb of God’ın Chris Adler’ı live performans opsiyonu ile birlikte kiralık olarak Megadeth kadrosuna dahil oldu.

Albüm kayıtları diğer alıştığımız metal albümü yapma süreçlerine nazaran daha kısa sürdü. Grup üyeleri netleştikten sonra hemen yeni albümle ilgili detaylar paylaşıldı. Çok geçmeden de ilk single parça geldi. Albüm öncesinde 3 adet single parça yayımlandı. Bu parçalar albümün ilk 3 parçasını oluşturuyor. Fatal Illusion, The Threat Is Real ve Dystopia albümün gerçekten başarılı bir albüm olacağını gösteren ön parçalar oldular. Hemen hemen herkesin sevdiği ve “bu kez olmuş” hissiyatı yaratan parçalar olduğu için albüme olan ilgi ve beklenti de arttı.

Parça parça albüm incelemeyi sevmediğim için yine gözüme çarpan anektotları paylaşarak yazıya devam edeceğim. Albüm genel olarak modern bir Rust In Peace formatında olmuş diyebiliriz. Bu yorum artık hemen hemen her metal sitesinde ve platformda görebileceğiniz klasik bir tabir haline geldi. Klişeleri sevmem ancak bu albümü en iyi açıklayan tanım kesinlikle bu. Metallica’nın Death Magnetic ile yaptığı öze dönüşü, Megadeth bu albüm ile yapmış diyebiliriz.

Kiko Loureiro’nun albümde gerçekten hatrı sayılır bir fark yarattığını düşünüyorum. Sololarda kendi tarzını yansıtan çok net ve kesin imzalar var. Broderick’in mekanikleşmiş sololarından sonra hafif duygu içeren ve can alıcı bendler ile bezenmiş bu sololar gerçekten fark yaratıyor. Angra’dan alışık olduğumuz egzotik havayı sunan solo geçişleri albümün fark yaratan kısımları olmuş. Ki bu farkın en iyi ortaya çıktığı parça Poisonous Shadows olarak öne çıkıyor. Öte yandan floyd rose ile yaptığı ufak dalgalar beni benden aldı. Bu adamın live performanslarını gördükten sonra çok üzülmüştüm Megadeth’e geldiğine ancak albümde gerçekten harika bir iş çıkartmış.

Albüm adı üstünde karanlık bir havaya sahip. Bu havayı da girişlere ve aralara konulan orta doğu ezgileri içeren vokal sesleri ile sağlamaya çalışmışlar. Şarkı sözleri de bu durumu desteklemeye çalışmış. Sözlerle ilgili Dave’in açıklamalarını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Ayrı bir parantez açacağımız bir diğer isim elbette Chris Adler. Bizi çok heyecanlandırmıştı kadroya dahil olmasıyla. Fakat Chris açısından bu albüm tam bir fiyasko olmuş. Durun durun, heyecan yapmayın. Peki neden böyle söyledim? Albüm öncesinde Chris’in açıklamaları şu ayardaydı: “Dave başka birini paralı olarak işe alıp çaldırabilirdi, beni aldığına göre özel olarak benim tarzımı koymak istedi“. Evet, hepimizin kafasında bu fikir vardı ancak davulun ön plana çıktığı tek bir parça bile yok. Aralardaki twin geçişleri olmasa kimse “bu Chris” demez. Hatta o geçişlere rağmen çok az kişi Chris Adler ile özdeşleştirir bu albüm ve davulları. Bu yüzden, hayal kırıklığı olmuş.

Dave Mustaine’in son 2-3 albümdür denediği bir vokal tarzı var. Eskiden tiz sesi ile karşımızda olan Dave artık brutal’a kaymaya gayret gösteren (gayretten öteye gidemiyor) tuhaf bir vokal stili yapmaya çalışıyor. Tek kelime “olmuyor“. Bence bir an önce bu işten vazgeçmesi lazım. Biz Dave’in ince ince çığıran sesini daha çok seviyoruz. Alıştığımız tarz o. Dönmeli. Albümün açık ara en zayıf halkası vokal olmuş.

Albüm genel olarak başarılı. Dinlenebilitesi yüksek bir albüm. 1 haftadır dinliyorum ve henüz sıkılmadım. Bana kalırsa son dönemde Megadeth’in yaptığı en iyi iş budur. Dave’e kalsa grubun en iyi albümü olacak kalitede bir albüm ancak durum öyle değil. Bu kesinlikle bir pazarlama taktiği ve biz artık bunları yemiyoruz. Albüm güzel, dinleyelim, dinletelim. Ancak kimse Rust In Peace, Countdown to Extinction ya da Youthanasia kalitesi beklemesin.

Türk Gitar Puanı: