Muse, yedinci stüdyo albümü Drones`u yayınladı. Albümde 12 şarkı bulunuyor. Bir konsept albüm hazırlayan Muse, söylediği gibi daha sert bir sound hazırlamış. The Resistance ve The 2nd Law albümlerinde duyduğumuz elektronik öğeler yerini sert gitar rifflerine bırakmış. Muse, çıktığı günden beri bir devrim grubudur aslında. Hem müzikal açıdan hem işlediği konular, müzik ile toplumsal devrimi anlatması devrim grubu olduğunun bir göstergesi. Olanlara göz yummak yerine muhalif tavırı ile dünya insanlarına gereken mesajları her zaman ileten grup Drones albümü ile de son yıllarda dünyada yaşanan olayların üstüne yine gitmiş.

Bunu en başta albüm kapağından anlayabiliyoruz. Albüm kapağında yer alan askerleri kontrol eden kumanda ve albüm içeriğinde şarkılar ile bunun anlatımı. Albümün genel temasına baktığımızda her zaman ki Muse karşımızda ama bu sefer daha kızgın bir Muse var. Başkaldırı, sistem, ölüm, savaş , baskı , dikta yönetim,  yalnızlaştırılan insanlar gibi konuları albümde işlenmiş.  Albümün isminin Drones seçilmesi de bu temaları taçlandırıyor. Drone, aslında insansız hava uçaklarına verilen isim. Muse, bu albüm ile toplumun bir drone’a çevrildiğini anlatıyor. Drone’a dönüşen toplumu yöneten drone’ların olduğunu ve toplumun buna karşı savaşı.

Albümün soundu yine her albüm gibi farklı bir Muse soundu ile dinleyiciyi karşılıyor. Alternatif rock, progresif rock, rock opera, progresif metal gibi geniş tarzları sound’unda taşıyan Muse bu albümde daha çok hard rock ve progresif rock öğelerini ön plana çıkarmış. Elektronik öğeler son iki albüme göre  aza indirgenmiş. Albümde dikkatimi çeken durumlardan biri şarkı başlarında veya sonlarında gerçekleşen çarpıcı konuşmalar. Bu konuşmalar bana Pink Floyd havasını hissettirdi.  Pink Floyd grubu da şarkılarında bu tür çarpıcı diyaloglara yer vermiştir. Psycho şarkısının başında çavuş ve askeri arasında geçen diyaloglar beni çok etkiledi.

“Eğer sana yapman gerektiği söylendiğinde yapman gerekeni yapmazsan, cezalandırılacaksın. Anladın mı?

(Evet, efendim)”

“Eğer merkezimi uygun izin olmadan terkedersen, senin peşine takılacağım ve kıçını hapise atacağım. Anladın mı?”

(Evet, efendim)”

Bu diyaloglar aslında Muse’un anlatmak istediklerinin gerçek hayatta ki yansıması. Albümde oluşan sert havayı beğendiğim fakat beste üretmek konusunda Muse grubunun beni hayal kırıklığına uğrattığını söylemeliyim. Albümün 4. Şarkısı olan “Mercy” resmen Starlight şarkısı ile aynı alt yapıya sahip. Psycho ve Reapers, The Handler, Defector şarkılarının besteleri ise grubun 2007 yılında Wembley’de verdiği konserde dinleyicileri coşturmak adına doğaçlama çıkardığı rifflerden oluşmuş. 

Grup böyle bir tercihi neden yaptı bilmiyorum ama bu durum beste konusunda sıknıtı çektiklerini gösteriyor. Her grubun belli bir sound’u olur ama o sound içinde ilerleyen albümlerde farklı bir ezgi farklı bir tat duyarsınız fakat Muse bu albümde dinleyicide o etkiyi yaratamıyor. Bu kadar köklü bir grubun yeni albümü için oluşturacağı besteleri üretmesinde sıkıntı çekmesi beni şaşırttı. Şarkı sözleri konusunda grup kötü eleştirilere maruz kaldı. Daha sıra dışı sözler beklendiği tepkileri aldı. Açıkçası şarkı aralarına yerleştirilen diyaloglar ve şarkı sözlerinin bunları tamamlanışı başarılı olmuş. Şarkı sözleri açısından bir eksik durum görmedim. Albümde en uzun şarkı olan “The Gloabalist” Muse tarihinin en uzun şarkısı olarak tarihe geçmiş bulunuyor. Albümün son şarkısı olan “Drones” ile toplumu yönetmeye çalışan drone’lara karşı savaşan insanlar dua edilerek anılıyor.

Muse, her ne kadar beste konusunda bu albümde pasif kalsa da albümün teması ve yeni sert sound dinleyiciyi hoşnut edecek durumda.

Türk Gitar Puanı: