Bir Titan olan Rheia (Rhea)`nın Yunan mitolojisinde Tanrıların Annesi olarak bilindiğini öğrendiğimde Oathbreaker`ın kadın vokalist tercihinin bu albüme özellikle yakışmış olduğunu fark ettim. Caro Tanghe, clean ve scream vokallerini kesinlikle iyi dengeleyen bir müzisyen.

2008 yılında kurulan ve “Rheia” öncesine kadarki süreçte 1 EP, 1 Split (bir diğer Belçikalı grup Amenra ile birlikte) ve 2 tane de stüdyo albümü çıkarma başarısı gösteren Oathbreaker, en basit ifade ile post-black metal/post-hardcore yapıyor olsa da aynı zamanda sludge metal’den post-rock’a kadar pek çok müzik türünden de beslenerek “yenilikçi” bir düşünce yapısını takip ediyor. Sadık bir dinleyici kitlesi yaratma yolunda “Eros|Anteros” (2013) ile oldukça önemli bir başarı elde etmiş olan grup, özgün ve kural tanımayan müzik tarzıyla adından söz ettirmeye yeni albümünde de devam etse de Rheia’ya karşı hissettiğim duyguların biraz karmaşık olduğunu maalesef ki belirtmem gerek.

Göze batan yazı fontuna rağmen etkileyiciliğini kaybetmemiş olduğunu düşündüğüm sade bir tasarım ile sunulan albümün mix ve mastering’ini post-black metal’in önde gelen temsilcilerinden Deafheaven ve Downfall of Gaia için de çalışmış olan Jack Shirley üstlenmiş. Bu noktada Oathbreaker’ın mantıklı bir seçim yapmış olduğunu ve Shirley’nin kayda değer bilgi ve deneyimlerinin, Rheia’nın altında yatan karanlık düşünceleri daha da tehlikeli boyutlara taşımış olduğunu düşünüyorum.

2016’nın en merak ettiğim albümleri arasında bulunan “Rheia”, 10 parçadan oluşup bir saati geçen süresinin yanı sıra grubun ilk dakikalarda vaat ettiklerinden her geçen saniye biraz daha uzaklaşmış olmasıyla da gereksiz yere uzatıldığını ne yazık ki hissettiren bir albüm. 63 dakikanın ilk yarısı hit olmaya aday birden fazla parça barındırıyorken, ikinci yarısı ise tempo kaybı ile birlikte albüme olan bağlılığın da riske girmiş olduğu zayıf girişimlerden oluşuyor.

Açılışı “10:56” ile yapan albüm, art niyetli olduğunu aslında henüz ilk parçada açığa vuruyor. Çünkü 10-56, intihar vakaları için kullanılmakta olan özel bir polis numarası ve parçaya çekilen klibe baktığımızda da vokalist Caro Tanghe’nin bir intihar girişimini canlandırmakta olduğunu görüyoruz.

Sakin ancak huzursuz bir atmosferde başlayan Rheia, ikinci parça “Second Son of R.” ile post-black metal/post-hardcore’un zifirî karanlığına doğru çok sert bir geçiş yapıyor. Enstrüman kullanımlarının “hız” faktörüyle dikkat çektiği parçada Tanghe de yüksek tempoya yetişen bir performans sergileyerek, albümün sağlam bir müzikal altyapı üzerine kurulu olduğuna dair bazı izlenimler veriyor. “Being Able to Feel Nothing” ile albümdeki nihilist tavrını en güçlü şekilde vurgulayan grup, akustik parça “Stay Here/Accroche-Moi” ile hız kesmesine rağmen özellikle Tanghe’nin duru vokalleri sayesinde kendisini dinletmeyi sürdürüyor.

Art arda gelen “Needles in Your Skin” ve “Immortals” ile dinlenilebilirliğini korumaya devam eden albüm bu dakikaya kadar sunmuş olduklarıyla belirli bir kalite ve özgüvene sahip olduğunu ispatlasa da, “I’m Sorry, This Is”, “Where I Leave” ve “Begeerte” adlı parçalar -deneysel amaçlar için yapılmış olmalarına rağmen- albümde birer fazlalık olarak sırıtmaktan kurtulamıyorlar. Çünkü monoton bir şekilde ilerledikleri yeteri kadar can sıkmıyormuş gibi, süreleri de fazlasıyla uzun tutulmuş (yaklaşık 20 dakika). Bu noktada son dört parça arasından yalnızca Where I Live’in albüme katkıda bulunabildiğine inanıyorum.

“Rheia”, adına pek çok kez rastlayıp yapacaklarına büyük beklentiler yüklediğim bir müzik grubunun eksiklerinin değil, fazlalıklarının olduğu bir albümü. Tüm bunlara rağmen ekstrem metal’e yakın olan dinleyicilerin Being Able to Feel Nothing’e, uzak olanların ise Stay Here/Accroche-Moi’ya bir şans tanımalarını mutlaka tavsiye ederim. Kim bilir, Rheia’nın ruhunu belki de bir Oathbreaker parçasını dinlerken hissedersiniz.

Türk Gitar Puanı: