Aylar önce müthiş bir haber almıştım. Opeth’in Türkiye’de, İstanbul’da bir konseri olacaktı ve en sevdiğim üç gruptan birisi olması sebebiyle bu haber beni çıldırtmıştı. Biletler çıktığı gibi sahne önünden biletimi almış, aylarca sürecek olan bekleyişe geçmiştim bile. Ve nihayet 22 Mart 2015 tarihi gelmişti. Heyecanlıydım çünkü Opeth’i ikinci defa ve yine sahne önünden izleyebilecektim. 2012 yılında daha ‘sıkıcı’ denebilecek bir setlist olduğundan o eski brutalli şarkılara doyamamıştım ve de bu benim için çok önemli bir konserdi bu sebeple. Grubun önceki konserlerinden birkaç analiz ile olası setlisti kafamda canlandırdığımda ise evde duvarları yumruklayacak kadar gaza gelmiştim. Zira setlistte en sevdiğim Opeth şarkıları da yer alıyordu.

Evden çıkıp konserlere genellikle birlikte gittiğim Onur ile buluşup Küçükçiftlik Park‘ın yolunu tuttuk. Mekana vardığımızda ise inanılmaz bir sıra olduğunu gördük. Sıranın sonunu dahi bulamadık hatta. Biz de ortalarda bir yere konser alanında tanıştığımız bir arkadaşla beraber kaynak yaptık. Çok özür dileriz. Onur ile beraber 20.15 civarı içerde yerimizi almıştık. İlk izlediğimizde Fredrik’in hemen önünde, en önde yer alıyorduk. Bu sefer daha ortalarda idik. Önümüzde yaklaşık 8-9 kişi vardı ve Mikael’e daha yakın bir konumda Opeth’i beklemeye başladık.

Kısa bir süre bekledikten sonra sahneye ön grup olarak Thrown To The Sun çıktı. 5 şarkılık bir setlist ile sahnesini tamamlayan grupta vokal olarak Başer’i bekliyorduk fakat Başer’in tam zamanlı olarak gruba katılmadığını anladık. Yine geçici bir vokal ile sahne aldı grup. Tam zamanlı bir vokal bulmalarını temenni ediyorum Thrown To The Sun’ın. Sahne olarak iyi bir görüntü çizen grup, açılışı ilk albümden Inward Reflection ile yaptıktan sonra sırasıyla yeni albümden All Truth Is Crooked, The Tail Eater, Maladies To Be Cured ve de Gnomon ile sahneden indi.

Thrown To The Sun’dan yaklaşık yarım saat sonra beklenen an geldi. Opeth sahneye geldi. Açılışı son albüm Pale Communion’dan Eternal Rains Will Come ile yapan Opeth sahneyi Pale Communion’ın kapağındaki 3 portre ile donatmış. Turuncu tonlarındaki ışıklarla tabloları iyice gözler önüne seren grup intro ile Pale Communion’ın bütün havasını içimize çekmemizi sağladı. Hemen yukarıdaki fotoğrafta atmosferin en güzel örneğine şahit olabilirsiniz de. Müthiş bir performans gösteren grup hiç ara vermeden The Cusp Of Eternity ile devam etti. Mikael’ın cennetten düşmüşçesine söylediği melodili kısmı da seyirci olarak ‘OĞAĞAOĞAOAĞ’ şeklinde biz söyledik, daha da güzel oldu. Hemen akabinde grup The Drapery Falls‘a geçti, Blackwater Park albümünden. Ben Bleak’i çalmalarını bekliyordum ve tek yanıldığım şarkı bu oldu.

Mikael’ın şakalarını çoğu Opeth hayranı bilir. Sahnede seyirciyle sürekli konuşan, şakalar yapan, komedyen gibi bir adam. Geçen konserde de uzun bir İbrahim Tatlıses muhabbeti yapmıştı. Bu konserde de İbo’yu ve bıyığını anmadan geçemedi. Yanlış hatırlamıyorsam Elysian Woes‘dan hemen önce yaptığı bu göndermeden sonra ‘umarım İbo gibi söyleyebilirim’ dedi. Sürekli Fredrik ve Mendez’e takıldı, hatta sanırım Mendez’e ara sıra ‘sodomizer’ yani i.ne şeklinde laf attı.

Gecenin benim için önemli anları en sevdiğim Opeth şarkısı olan The Moor ve onun kadar olmasa da çok fazlaca sevdiğim April Ethereal, The Lotus Eater ve Advent‘in çalınacak oluşuydu. Bu şarkılarda mükemmel performans sergileyen grup adına önemli bir şeyden söz etmek istiyorum. Bu grubun müziğinin başarısıyla alakalı. Resmi oranı bilmiyorum fakat bu ülkenin muhtemelen 90%’ından fazla Müslüman ve The Devil’s Orchard çalınırken Küçükçiftlik Park ‘God is Dead’ şeklinde inliyorsa sizin yaptığınız müzik başarılıdır. Bu kanıttır adeta.

Mikael The Grand Conjuration öncesi gitarını değiştirip ‘bakın daha sert bir şey geliyor, fakat bu son şarkı, hepinizi çok seviyoruz, yine geleceğiz, ayrıca İstanbul sokaklarında olacağız geçen seferki gibi’ dedi. The Grand Conjuration çaldı, grup sahneden indi. 2 dakika sonra geri gelip klasik bir encore konuşmasıyla birlikte Deliverance’ı çaldılar. Deliverance’da pogo yapmak isteyen gençler 30 saniye kadar eğlendikten sonra şarkının slow kısımları girdi. Biz de hayretle neden pogo yapmayı denediklerini merak ededurduk bir yandan. Grup Deliverance’ı da kusursuz şekilde çaldıktan sonra bir araya gelip bir veda merasimi yaptı. Biz de içimizden gökkuşağı çıkmışçasına mekandan ayrıldık.

Setlist:

  • 1) Eternal Rains Will Come
  • 2) The Cusp Of Eternity
  • 3) The Drapery Falls
  • 4) The Moor
  • 5) Advent
  • 6) Elysian Woes
  • 7) Windowpane
  • 8) The Devil’s Orchard
  • 9) April Ethereal
  • 10) The Lotus Eater
  • 11) The Grand Conjuration
  • Encore:
  • 12) Deliverance