Son albümleri World Painted Blood`u 2009`da çıkardıktan sonra felakete sürüklenen, Jeff Hanneman`ı toprağa verip efsane davulcusu Dave Lombardo’yu olaylı biçimde gruptan gönderen Slayer nihayet yeni albümünü yayınladı. Aslında Slayer’ın bu 6 senelik süreçte yaşadıkları daha uzun özetlenebilir, özellikle de yeni bir albüm yayınlayacaklarını açıkladıkları son bir senelik dönemi uzun uzun ele alınabilir. Ancak ben zaten o işi daha önce yaptığım için şuraya tıklayarak Slayer’da kısa süre önce neler yaşandığını da okuyabilirsiniz albüm incelemesine geçmeden önce.

Albümü ilk açtığımda ilk izlenimim introdaki Delusions of Saviour’un bir enstrümantal parça olması idi. Gerçekten inanılacak gibi değildi, Slayer bir enstrümantal şarkı ile albüm açıyordu. İşin daha da ilginç kısmı bu enstrümantal şarkı bana ufaktan da olsa yıllar yıllar önce Artillery’nin yaptığı efsanevi thrash metal albümü By Inheritance’ın girişindeki 7-00 From Tashkent isimli kısa enstrümantali andırdı. Albümün içi Artillery gibi şenliklerle, melodilerle dolmayacaktı çünkü bu Slayer idi, ezer geçerdi. Bunun bilincindeydim, beklentiye girmeden sadece gülümsedim. Slayer’a, Kerry King’e gülümsedim bu introda. Pek beklenmedik bir şeyi yapmışlardı çünkü. Biz bam güm girip adam tokatlayan birkaç şarkı ve aradaki hayal kırıklığımız When The Stilness Comes’ı beklerken daha ilk şarkıdan böyle bir ilginçlik mi desem, sürpriz mi desem, ne desem inanın bilemedim, bizi karşıladı.

Aslında albüm o kadar Slayer albümü ki, o kadar tipik ki -intro hariç, intro şaşırtıcı, intro çarpıcı- albüm incelemesi bu kadar, hadi dağılalım desem kimse yadırgamaz. Christ Illusion albümünü kendisine yol gösterici olarak seçmiş, o seviyeye çıkamamış ancak yaklaşmış, World Painted Blood’un ise kesinlikle üstüne koymuş, modern bir thrash metal albümü diyerek tanımlasak sanırım kimseler karşı çıkmaz. Özellikle de bu modern thrash metal denen olguyu iyi biçimde Testament ve Exodus‘tan başka devamlı şekilde yapabilen grup bence yokken Slayer Repentless ile günümüzün zirvesindeki bu iki grubun tahtına ortak olmayı gözüne koymuş. Her şarkıda insanı yakalayan bir nokta, muazzam vokaller, doyurucu bateri performansı ve mükemmel riffler albümde birleşmiş. Bana kalırsa tek eksik Slayer tarihinden beri sorun olan Kerry King soloları. Jeff’i kaybettiğimizden sonra da soloların tümünü üstlenen Kerry King yine ‘lülülülü’ şeklinde ağzımızla taklidini yapabileceğimiz sololarıyla şarkıları doldurmuş. Ancak Gary Holt’un başlayıp Kerry’nin devam ettirdiği Cast The First Stone solosu, Implode’un biraz daha zevkli denebilecek soloları ve Jeff Hanneman’dan kalan tek iz olan Piano Wire gitar işçiliği bakımından albümün zirveleri.

Uzun lafın kısası Slayer çok güzel bir albüm yapmış. Her şeyden önce dolu dolu albüm yapmış. 6 yıl araya değmiş mi, tartışılır. Fakat Slayer fanları için gerçekten doyurucu, sert ve dolu bir albüm yapmış. Birbirinden sert riffler, mükemmel bir Tom Araya performansının yanında mükemmele yakın bir Paul Bostaph performansı ve tabii ki Gary Holt gibi bir adamın Jeff’i aratmamak için elinden geleni ardına koymaması albümü başarılı yapan en önemli etkenler. Bunun yanı sıra eleştirilere gelecek olursak Gary Holt’tan bu kadar az faydalanılmak istenilmesi, Slayer ruhu saçmalıkları ile Kerry King’in albümü Christ Illusion seviyesine veya daha da üstüne taşımayı kişisel egolarının da etkisiyle reddetmesi bence en önemli eksisi albümün. Ayrıca yukarıda yazmayı unuttuğum bir şeyi de noktalarken yazayım. You Against You manyak parça. Öyle böyle değil, albümün baya baya en iyisi. Ölüm gibi bir parça ama kimse ölmüyor.

Türk Gitar Puanı: