Ağustos ayında çoğu rock ve kamp sever insan, hazırlıklara başlıyor. Biletler alınıyor, yolculuk planlanıyor, çadırlar matlar hazırlanıyor… Balıkesir`in güzide yeri Zeytinli`ye doğru yola çıkılıyor. Türkiye`nin en iyi kadrosunun sahne aldığı festival olarak ünlenen Zeytinli Rock Festivali, bakalım misafirlerine neler sunuyor. Gitmeye değer mi, değmez mi? Kendi tecrübelerime dayanarak elimden geldiğince ortamı anlatmaya çalışacağım ve tavsiyelerde bulunacağım. 

Bahsettiğim şeyler bu sene tekrarlanacak diye bir şey yok. Ben geçen sene gitmiştim. Belki daha iyisi olur, belki daha kötüsü. Maksat kafanızda fikir oluşsun.

Giriş: 

Nisan-Mayıs aylarında arkadaş grubunu bir “plan yapma telaşı” kaplar. Biri çıkar der, “ya bakın böyle böyle bir şey var, ucuz da, gideriz 5 gün tatil yaparız akşamları da konser ne güzel işte”. Fitil ateşlenir, harıl harıl araştırmaya başlanır. Sonunda karar verilir, Zeytinli Rock Festivali’ne gidilecektir. Yaz başı kadro açıklanır, heyecanlar ikye katlanır.

Şimdi önce hazırlık aşamasından başlayalım. Zeytinli’de hayatınızı idame ettirebilmek için çok eşya götürmenize gerek yok. Gün sayısı kadar tişört, az biraz şampuan, güneş kremi, sinek ilacı, şarj aleti ve powerbank asgari ihtiyaçlarınız olacak. Çantayı bu şekilde ayarlarsanız rahat edersiniz. Ben bir sırt çantası + ufak bir el çantası götürdüm, el çantası 5 gün çadırda durdu. İçindekileri hiç kullanmadım. Hamallık yapmanıza gerek yok özetle. Eşya hazırlama işi böyle.

Gelelim yol muhabbetine. Burada farklı opsiyonlar mevcut. Nereden gideceğinize, yolun ne kadar eğlenceli veya çileli geçeceğine bağlı olarak farklı seçimler var. Biz İstanbul’dan şehirlerarası otobüsle geldik. İkramların bulunduğu kapların tam altında oturduğumuz için yolda bisküvileri hüplete hüplete geldik. Muavin de baktı biz festivalciyiz, paramız yok, ses çıkarmadı. 75 gidiş 75 geliş 150 lira tuttu. Akçay otogarda inip minibüsle Zeytinli`ye geçtik. O minibüsler hayat kurtarıyor. Akçay-Zeytinli arası yakın görünüyor ama o yorgun dönemde yürümek imkansız. Cepte para yoksa o ayrı tabii…

Yol konusunda otostop yapanlar da çok sayıda. Biraz maceracı bir kişiliğe sahipseniz, tavsiye ederim. BlaBlaCar imkanı da var, o daha az aksiyonlu otostop gibi bir şey. Benzin masraflarını karşılıyorsun sürücünün, muhabbet ede ede geliyorsun. İkinizin de işi görülüyor. Uçakla gelmek isteyen zenginler de Edremit Havalimanı’nda inip taksi yapabilir festival alanına. Otobüs veya minibüs var mı bilmiyorum.

Ortam: 

Festivalci tipi çok belli oluyor. Daha otogardayken bile anlıyorsun onu. Zaten ilk günden sonra çoğu festivalci Akçay’ı geziyordu. Bilekliklerden de kabak gibi anlaşılıyordu zaten.

Halkın tutumu ise çok olumlu. İnsanların bütün sene en çok para kazandığı dönem, o 5 günlük dönem. Festivalcilere tutumu çok iyi. Birkaçıyla konuştum, festivalcilerden değil yerli turistlerden bıkmışlar. “Festivalciler genelde öğrenci ya da aklı başında insan oluyorlar, bizi yormuyorlar.” şeklinde.

Festivalin bizim için en kötü anı, giriş anı oldu. Minibüsten indik, geldik festival alanına. Saat sabah 9 civarı. Kapılar yanlış hatırlamıyorsam öğlen saatlerinde açılacaktı. Ağustos sıcağı, sıra ilerleyecek korkusuyla çadırı da kuramıyoruz. Zaten insanlar çantalarını bırakmışlar sıraya, gölge bir yer bulabilen gölgeye geçmiş. Biz de bıraktık çantaları çadırları sıraya, geçtik duvar dibine. Öyle goygoyla falan geçti 2-3 saat, üstüne yarım saat kestirdik. Daha sonra baktık sıranın önlerinde bir koşuşturma oluyor. Hemen çantaları sırtladık, ilerlemek için beklemeye koyulduk. Meğer görevlileri almışlar önce içeri. Bize hüsran, geri döndük. Akşam 6’ya doğru içeri girip çadırı kurabildik. Üstelik ilk gün sadece akşam açılış partisi vardı, gün boştu. Bu sene ilk gün de dolu geçecek, çok daha kalabalık olacak. Sabırlı olmanızı tavsiye ederim. Zaten sırada beklerken sokağın karşısındaki evlerden insanlar çıkıp sırada bekleyen festivalcileri suluyor. Bildiğin suluyor, hortumla duş aldırıyor kıyafetlerle. Endişelenmeyin, yarım saate kupkuru oluyorsunuz.

Çadırda kalacaksanız çadırın yeri çok önemli. Bize görevli falan göstermedi, kafamıza göre kurduk. Ama yanlış bir yere kurmuşsanız akşam gece falan gelip uyarıyorlar, “buraya olmaz hacı” deyip saçma sapan başka bir yere götürüyorlar. Kamp alanını yollara ayırmışlar. Tavsiyem o yolların dibine çadır kurmamanız. Çünkü ilerleyen saatlerde kafalar güzelleşince çok kişi çadırlara düşüyor, çadırlara ihtiyacını gideriyor.. Hoş şeyler değil. Tuvalet kenarına da kurmamalısınız, kokudan günleriniz rezil olur. Çok araya da kurmamanızı tavsiye ederim, çadırların iplerine takılıp düşme ihtimaliniz yüksek. Biz o bahsettiğim yolların tam köşesine 4-5 çadır mesafeye kurduk. Çadırın giriş kısmını da denize doğru açtık, denizden az buz da olsa rüzgar geliyordu. Geceleri esiyordu en azından.

Ev tutma imkanınız da var. Kalabalık bir ekipseniz ve çadır rezilliğini çekmek istemezseniz ev imkanları bol. Günlüğü kişi başı 30 liraya geliyor ev. Çok daha rahat edersiniz çadırdan, ama kamp bileti olmayanlar konserlerden sonra hemen kovuluyor mekandan. Kamp alanında sabahlar olmazken, sizi sokağa atıyorlar ve evin yolu görünüyor.

Otel imkanları da var ama en dandik otel 100 lira oda başı, zor durumda değerlendirilebilir. 5 gün çadırda kalan arkadaşım tatilini bir gün daha uzatıp bahsettiğim dandik otellerin birinde kaldı, kral dairesi gibi geldi dedi. Gerisini siz düşünün.

Çadırınız var ama kamp alanında durmak istemiyorsunuz, şöyle bir imkanınız daha var. Civardaki evlerin sahipleriyle anlaşıp onların bahçesine çadır kurabilirsiniz. Fiyat konusunu bilmiyorum ancak ev sonuçta, temiz tuvalet, temiz duş, telefonun şarjı emin ellerde falan, değerlendirilebilir.

Gelelim ortamda temel ihtiyaçları karşılama faslına. Bunlar nedir, madde madde inceleyelim:

Duş: Yanlış hatırlamıyorsam 4 tane konser alanında, 4 tane de kamp alanında duş vardı. İlk günden sonra duşa tövbe ettim ben. İlk günün verdiği heyecanla duşa girelim diyen herkes hüsrana uğradı. Birincisi, duşlar plajlarda olan duşlardan. Kabin tarzı bir sistem yok. Duşa girmek için (ilk gün için konuşuyorum) yaklaşık 20 dakika sıra bekledik. Duş sürüyor 2 dakika zaten, 4 sıradan yaklaşık 150 kişi seni izliyor. 5 dakikadan uzun duş alana dalarlar orada diye kısa kesiyorsunuz, sonra tam duş alamadığınız için bir daha sıraya giriyorsunuz.

Tuvalet: Çok tuvalet var ama ilk gün insanlar abanınca sonraki günler koku vs. bakımından sıkıntı çıkabiliyor doğal olarak. Işık yok, kabindeyseniz nereye işediğinizi göremiyorsunuz resmen. Kabinin üstündeki aralıktan arkadaşına flaş tutanlar sıklıktaydı.

Yemek: Sıkıntı yaşanmıyor. Fiyatlar uygundu geçen sene, bu sene de çok fazla zam geleceğini sanmam. Seçenek bol, sıralar çok uzun değil. Yemeğinizi rahat rahat yiyebilirsiniz.

İçecek: Biralar ucuz, su niyetine bira içiyor zaten festivalciler. Geçen sene 50’lik fıçı 8 liraydı, bu sene 10 olur diye tahmin ediyorum. Son gün Pentagram konseri sonrası biraları 5 liradan vermeye başladılar. Son saatlerde kapış kapış gitti diyebilirim. Ayrıca ikna kabiliyetiniz yüksekse görevlilerden beleşe de bira alabilirsiniz. İlk gün akşama kadar su bulamadık alanda, o ilk girdiğimiz anlarda çok problem yaşamıştık.

Telefon şarjı: Kamp alanında şarj istasyonu var. Şöyle, bir masa yapmışlar, çoklu prizleri dayamışlar, 1 lirayı verip telefonunu şarj edebiliyorsun. İster telefonun başına bekle, ister git çadıra uyu. Ama arkadaşlarım çok sayıda telefon buldu, sahiplerine geri verdik. Bir de önemli bir not, telefona kilit şifre vs. girmeyin o 5 gün. Telefonunuz kaybolursa ulaştırmak zor oluyor kilitli olunca.

Uyku: Bu da biraz sıkıntılı bir durum. Konserler (tabi son gruba göre değişiyor) gece 1 buçuk ile 4 arası bitiyor. O saatte hemen çadıra gidip uyumak imkansız gibi. İnsanlar sahilde gitar çalıp söylüyor, yüksek sesle bağıranlar vs. gürültü oluyor bolca. En gürültüsüz an güneşin doğuş saatleri. O saatte biraz uyudunuz uyudunuz, sonrasında zaten güneş uyusanız bile uyutmuyor. Her sabah 8’de ter içinde uyanıyorduk biz. Resmen alarmımız olmuştu güneş. 1000 metrekare gölgelik alan olduğu söyleniyordu. Kamp alanında gölgelik olan kısımlar çalışanlara ayrılmıştı. Biz kaldık çölde bedevi gibi, terleyerek uyanıyoruz. O uykusuzlukla akşam eğlenmek imkansız. Zeytinli merkeze gidip kafelerin birinde bir çay söylüyorsunuz, 3-4 saat uykunuzu alıp çayınızı içip konserlere geri geliyorsunuz. Biz genelde kafe ve çay bahçesinde uyuduk. Çadırda uyku çok zor.

Ortam genel hatlarıyla böyle. Bakalım şimdi asıl olaya, sahnedeki eğlenceye. Değer mi, değmez mi?

Şurası bir gerçek; sanatçılar ve gruplar resmen Zeytinli’yi bekliyorlar. Akşam 7’ye kadar çıkan gruplara daha az süre tanınıyor doğal olarak, ama 45 dakika çalan gruplar bile sınırlarını zorluyor. İstisnasız her grupta var bu. Güzel performanslar izleyeceğiniz konusunda şüpheniz olmasın. Akşamki performanslar daha da bomba. Geçen sene için konuşmam gerekirse Şebnem Ferah, Teoman, Duman, Hayko Cepkin, Pentagram gibi ağır toplar kelimenin tam anlamıyla ders verdiler. Kalabalığı ve güzel ortamı gören gruplar coşuyor. Zeytinli bunun için biçilmiş kaftan.

Bir de şöyle bir durum var. Her grubun ayrı ayrı konserine gitmek, (çoğu kapalı mekan olduğunu varsayalım) hem zaman, hem eğlence, hem de maddi olarak sıkıntılı. Zeytinli Rock Festivali bu konuda beni çok şaşırttı gerçekten. Ucuz mu, evet. Gruplar iyi mi, fazlasıyla. Performanslar iyi mi, çok çok iyi. Daha ne olsun!

Yaklaşık 10.000 çadır sakini ve kalabalık konserlerde yaklaşık 35.000 kişiyle beraber eğlenmek için Zeytinli Rock Festivali doğru tercih olacaktır. Evet, bazı sıkıntıları var ama eğlencesi de o seviyede. Gençseniz, eğleneceksiniz. Belki de orada çekeceğiniz sıkıntı, eğlencenin gölgesinde kalacak ki bizim öyle oldu. Her gencin ve rock severin yaşaması gereken bir tecrübe olduğuna inanıyorum. Umarım bu yazım akıllardaki sorulara cevap olmuştur. İyi eğlenceler!