Lakabı “buz ve ateşin diyarı” olan İzlanda, milli futbol takımının Euro 2016`daki çarpıcı başarısının yadsınamaz etkisiyle her zamankinden daha çok merak edilen bir ülke hâline geldi. Çekiciliğini, özgünlüğünün kazandırmış olduğu ilginçliğe borçlu olan bu yalnız fakat huzurlu ada ülkesi, özgürlük duygusu kokan topraklarında yetiştirmiş olduğu sıradışı müzik gruplarıyla da en az dili, tarihi, gelenek ve görenekleri kadar dikkat çekici bir görüntü sergiliyor.

Özellikle Sigur Rós ve Sólstafir gibi dünyanın her bir yerinde “özel” olarak nitelendirilen değerleri sayesinde rock/metal müzik dünyasında söz sahibi olma konumunda yer alan İzlanda, soğuk ve karanlık havasından mıdır bilinmez, ağırlıklı olarak black metal gruplarına ev sahipliği yapıyor. 2007 yılında ve başkent Reykjavík’te kurulmuş olan Zhrine de, İzlanda insanının içindeki depresif duygu ve düşünceleri rahatsız edici olma niteliği taşıyan şeffaf bir müzik anlayışı ile dinleyicilere sunan gizemli, farklı ve başarılı bir müzik oluşumu olarak Nordik ülkesini layıkıyla temsil ediyor.

2007-2014 yılları arasındaki adı Gone Postal olan, daha sonra 1 yıl boyunca Shrine’i kullanan ve güncel adını henüz 2015’te alabilmiş olan Zhrine, bir death/black metal topluluğu. Bir isim değişikliğine daha gitmemeleri en büyük temennimiz. Unortheta öncesine kadarki tek albüm tecrübesi “Gone Postal – In the Depths of Despair” (2008) olan Zhrine, ilk yıllarında standart bir death metal grubu izlenimi verirken, bu albüm ile birlikte geliştiğini fazlasıyla ispatlamış. Özellikle kendi türünde 2016’nın en iyi albümü olmaya güçlü bir aday Unortheta.

Daha önce Ghost, Behemoth ve Gorguts gibi elit gruplarla da çalışmış olan Zbigniew Bielak imzalı albüm kapağı sadeliği ile ön plana çıktığı gibi, Unortheta’nın müzikal içeriğini de adeta özetliyor. Sert, karanlık ve aynı zamanda soğuk bir müzik albümüne de resmedilenin böylesine doğal olduğu bir görsellik yakışırdı. Mix ve mastering’lerden sorumlu İrlandalı müzisyen ve prodüktör Stephen Lockhart da Unortheta’nın başarısında pay sahibi olan bir başka önemli kişi.

7 parçadan oluşup, yaklaşık 40 dakika süren “Zhrine – Unortheta”, açılışı albümdeki en uzun parça olan “Utopian Warfare” ile yapıyor. Oldukça sakin bir intro ile başlayan parça, birdenbire değişerek adeta kabusa dönüşüyor. Þorbjörn Steingrímsson’un yeri göğü inleten vokalleri her açıdan çok başarılı. Aynı şekilde davulcu Stefán Ari Stefánsson’un takip edilmesi çok zor olan davul partisyonları da Unortheta’nın ne kadar ciddiye alınmış bir albüm olduğunun adeta kanıtı niteliğinde. Favorim olarak gördüğüm “Spewing Gloom” ile devam eden albüm, akılda kalıcı riff’lerinin de sayesiyle dinleyiciyi atmosferine çok kısa zamanda katıyor. 3. parça “The Syringe Dance”, dinlerken bile yoran iniş çıkışlarıyla albümün en unutulmazlarından. Hissedilen kasvetli hava, sonraki eser “World” ile bir parça olsun dağılıyor. Bu parçanın tek bir cümleden oluşan sözü, albümün tümünde anlatılmak isteneni aslında özetliyor: “The world’s inborn nature has been lost.”

Yine albümdeki favorilerim arasında yer alan “Empire”, aynı zamanda seçkin riff’leri ve keskin sözleri ile insan zihnini karanlığa davet eden bir başka parça: “Holding the world on the edge of a sinkhole, a constant struggle where an endless maze leads to paradise…” “The Earth Inhaled” ile sınırları ortadan tamamen kaldıran albüm, kapanışı kendi adıyla aynı olan parçada yaparak çeşitli kabuslar ile dolu bir 40 dakikanın sonuna geliyor.

İnsanın benliğini ezebilecek kadar güçlü bir albüm olduğunu düşündüğüm “Zhrine – Unortheta”ya, başta death/black metal dinleyicileri olmak üzere her cesur dinleyicinin bir şans vermesini şiddetle öneriyorum. Tabii çirkinlikte saklı kışkırtıcı güzelliği görebileceklere de!

Türk Gitar Puanı: