Gün geçmiyor ki ülke metalcisi ‘ulan bu sene de hiç düzgün konser peydahlanmıyor’ naraları atmasın, isyanını ısıtıp ısıtıp önümüze sunulan ve artık bizden biri olmuş olan grupların konserlerinde coşarak yaşamasın. Nitekim sonunda birileri çıktı ve bu insanlara acıdı, ‘insanlar Megadeth, Gojira ve türevlerinden kusacak artık’ diye düşündü. Hem janra olarak ülkemizde ekstrem metal türlerine göre daha az izlediğimiz türde müzik yapan gruplardan birisine yöneldiler, hem de madem bu işi yapıyoruz, getirmişken en yeteneklilerini, en efsanelerini getirelim, ülke gençleri de bir efsaneyi izledik desinler demişler. Çok da iyi demişler.

Ülkemizin içerisinde bulunduğu pek de iç açıcı olmayan durumlardan mütevellit Dream Theater gibi bir grubu getirmek çok büyük bir başarıdır. Hem organizatör firmaya hem de Volkswagen Arena’yı dolduran ve LaBrie’ye <büyük ihtimal standart sahne yalanı ama olsun> ‘şu turda gördüğüm en iyi seyirci, bu başka bir şey’ minvalinde cümleler kurdurtan progresif metal sevdalısı adam gibi adamlara ve kadın gibi kadınlara sevgilerimi, teşekkürlerimi sunuyorum. (Bu arada ilk kez bu kadar olaysız, bu kadar iyi ve gruba kanalize olmuş, müziğe verdiği değeri belli eden, hır gür çıkarmaya gelmemiş bir seyirci gördüm, sanırım progresif metal dinleyicisinin farkı bu.)

Ön konuşmam ve teşekkürüm bittiğine göre hemen konser öncesine dönüyorum. Liseden beri konserlere gittiğim arkadaşım Onur ile sözleştik yine. Konser bizim ritüelimiz. Seneler evvel birlikte keşfedip dinlediğimiz grupları da her zaman birlikte izleriz. Kendisini iş yerime davet ettim ve mesaim bitince tuvalete dalarak beyaz tişörte siyah baskılı Candlemass yazılı tişörtümü üzerime geçirdim ve Onur’un yanına indim. (Candlemass – Candlemass albümü kapağının tişörtü, çok güzel albümdür, dinleyin derim.) Onur ile uzun süredir görüşmüyorduk ve Dream Theater heyecanı bizi bir araya getirmişti.

Metroya atlayıp İTÜ Ayazağa’da indikten sonra 3 kişilik bir grup ile beraber yanlış yöne saparak karşıdan karşıya geçmemizi gerektirecek bir duruma düşürdük kendimizi. Karşıdan karşıya dediğim ise 6 şeritli (3 gidiş 3 dönüş) otoban. Üst geçit vb. yok. Neyse ki hayatımda gördüğüm en kral adamlardan birisi bu grubun içindeydi ve tek başına akan trafiği durdurarak bize yol yarattı. Koşa koşa geçtik, yolumuzu bulduk.

Şimdi bunları niye anlattım, birincisi beyaz tişört detayı. Voleybol takımında farklı giyinen oyuncu gibi bütün salonda sanırım herkes siyah bir ben beyaz giyinmiştim. Progresif de olsa metalcim siyah alışkanlığından asla ve kat’a vazgeçmiyor, geçemiyor. Yol macerası ise sanırım Volkswagen Arena’nın yerinin tek handikapı olması sebebiyle anlattığım bir durumdu. Mükemmel bir konser alanına dönmüş, tribünleriyle olsun, sahnesiyle olsun gayet geniş, hava durumu iyi (terden bulut oluşup yağmur falan yağmıyor, ayrıca tişörtle de durabiliyorsunuz içeride üşümeden) güvenliğinden tutun da sahnedeki ışıklandırmaya kadar çok memnun olduğum bir mekan oldu. Tek sorun vokal girdiğinde (özellikle ilk şarkılarda hissedildi) sesin çok patlaması idi. Sonradan o da düzeldi.

Tribündeki izleyici bütün konseri oturarak takip etti. Bundan önce stadyum konseri olarak en son 2013’teki Iron Maiden konserine gitmiştim ve tribünler hep ayaktaydı. Bu sefer sanırım sanat eseri izlemeye gelmiş izleyici. Yadırgamasam da grup sahneye çıktığında tribünlere baktığımda ayaklanmış bir kalabalık görmeyi beklemedim de değil.

Gruba yazabileceğim bir eksi var, o da grubun dev ekran tercih etmemesi. Çünkü yer yer görüş çok düştü. Önde çocuğuyla gelen aileler (kesinlikle yadırgamıyorum, yanlış anlaşılmasın, ufaktan götürmek lazım çocuklarımızı böyle etkinliklere) görüşü kaybeden çocuklarını doğal olarak sırtlarına aldılar kimi zaman. Yine uzun boylu ve önleri kapmış izleyiciler de kimi zaman boylarını unutup bir de telefonlarla video çekmek için kolları kaldırınca görüş kaybı da arttı. Bunun önüne grup dev ekran kurdurarak geçebilirdi. Benim de konsere dair tek pişmanlığım bu oldu. Tribün ya da sahne önü bileti almamak. Çünkü Petrucci (cc)’yi ve Hz. Myung’u çok daha net görmeliydim.

Grubun performansına gelecek olursak…

Arkadaşlar yıllarımı bu işe vermiş değilim, 2012 yılından beri aktif olarak konserlere katılım gösteriyorum. Ghost, At The Gates, Opeth, Carcass, Iron Maiden, Therion, Arch Enemy (Loomis ile), Kreator ve daha aklıma gelmeyen bir çok grubu izledim. Abartısız söylüyorum ki ilk kez ağzım bu kadar açık kaldı. Nefret ettiğim LaBrie’ye bile hayranlık besledim be konser bitince. Petrucci, Myung, Rudess, Mangibi falan apayrı boyutlar zaten. Anlatmaya kelimelerim yetmez. Ancak Rudess konusunda parantez açmam gereken bir nokta mevcut.

İnternette çok sayıda yorum okudum bugüne kadar. Rudess’ın Dream Theater müziğini günden güne bozduğuna (albüm bazında kabul edilebilir) konserlerde bile sürekli ciyak ciyak klavye sololar ile şarkıları bozduğuna dair çok sayıda yorum gördüm bugüne dek. Ancak insanların yanıldığını gözlemledim. Dream Theater’a dair bildiğimiz ne varsa sahnede o vardı. Ek olarak sunulanlar Rudess’ın yaptığı enteresan sololar değil, Mangini’nin davul solosu, Myung’un As I Am’den önce çaldığı kısa bass solosu, Petrucci’nin sanırım Take The Time’ın arasında kişisel solosu ve Rudess’ın Wait For Sleep’den önce çalmış olduğu kısa piyano solosu idi. Heh bir de Metallica’ya çaktıkları selam vardı As I Am’in outrosunda. Enter Sandman’den kısa bir bölüm ile seyirciyi güzel şaşırttılar.

Konsere dair detay yorumlarım bunlarla sınırlı. Genel anlamda inceleyecek olursak progresif metal tarihinin kesinlikle en yetenekli insanlarından(!) oluşan topluluğu Dream Theater, zira bir sağa bir ortaya bir sola bakmaktan boynum hala ağrıyor. Kimi izleyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Grubun gerçek birer sanatçı gibi A Change of Seasons’dan sonra bir araya gelip seyirci karşısında eğilmesi için benim bugün bu konsere harcadığım paranın sonuna kadar değdiğini gösteriyordu çünkü benim adamların karşısında eğilesim gelmişken adamlar benim karşımda eğiliyorsa, karşımda mütevazi, işini doğru yapan ve iyi bir sanatçı topluluğu var demektir.

Arada bahsetmem gereken ve canımı sıkan bir olay da mevcut. Sağda solda çok fazla bedava bilet dağıtıldığını gören duyan olmuş. Benim karşıma bir örneği çıkmasa da halkın sesini duymamazlıktan gelmek yakışık almaz. Ben parasını vererek biletimi aldım ve konsere gittim. Çünkü Dream Theater benim hayatımın en önemli gruplarından birisi. Learning To Live dinlerken bulutların üzerinde zıplayan, Blind Faith dinlerken mutluluktan gülümsemeler saçan, Space Dye-Vest ve Hollow Years’da gözlerinden yaş akıtan, The Glass Prison’da headbang yapmaktan boynu ağrıyan birisi olarak grubun çok daha fazlasını hak ettiği ücrete bir nebze de olsa katkıda bulunmuş olabilmek beni mutlu etti. Bırakın grubu sevmeyen kişiler hatır gönül ile içeri girsinler. Günün sonunda farklı anlamlar yaşayanlar siz olacaksınız, onlar değil.

Diyeceğim odur ki, lise günlerinden beri sürekli olarak müziklerini dinlediğim ekibin (2014 konserinde şehir dışındaydım maalesef, kaçırmıştım konseri) nihayet karşımda olması ve bu denli ustalıkla işlerini yapıp böylesine mütevazilik ile sahnelerini bitirmesi benim Dream Theater’a olan bakış açımı da değiştirmiştir. Artık progresif metal yapan bir müzik grubu olarak değil, bir araya gelip sanat eseri ortaya çıkartan sanatçı topluluğu olarak görüyorum ben bu grubu.

Tekrar tekrar bu organizasyonda emeği geçen her kim varsa teşekkürlerimi sunuyorum.

Çok yaşa Petrucci,

Çok yaşa Myung,

Çok yaşa Rudess,

Çok yaşa Mangini,

Eh hadi sen de çok yaşa ve LaBrie!