Athena, Nazım Hikmet’in “Günler” Şiirini Seslendirdi ve Klip Çekti: Geberiyorum

0

5. sezon O Ses Türkiye finalinde Gökhan ve Hakan ikilisinin kazanan yarışmacısı Emre Sertkaya ile “Geberiyorum” performansı büyük beğeni toplamıştı. Sonrasında şarkının önemli yorumcularından Ahmet Aslan ile Gökhan Özoğuz düeti dinleyicilerin dikkatini çekti.

Athena üyeleri şarkıya duyduğu sevgi ve dinleyicilerin isteği doğrultusunda “Geberiyorum”a klip çekti. Klibin yönetmenliğini Koray Birand üstlendi. 1 hafta sonra diğer dijital platformlarda da yer alacak şarkının klibini aşağıdan izleyebilirsiniz.

Hayko Cepkin “Ağla Sevdam”a Hareket Yakalama Teknolojisiyle Klip Hazırladı

0
Fotoğraf: Adem Akçay

Beni Büyüten Şarkılar Vol. 1 albümü ile kült olmuş şarkıları cover’layan Hayko Cepkin, albümün 4. video klibini yayımladı. Ağla Sevdam isimli şarkıya animasyon bir klip hazırlandı. Klibin yönetmenliğini Alkım Serbest üstlendi.

Argon Works isimli prodüksiyon şirketinin yapımcılığında hazırlanan klip, Türkiye’de ilk kez hareket yakalama teknolojisiyle hazırlanan müzik klibi olma özelliğini taşıyor.

Hayko Cepkin en son 24 Mart akşamı Ankara 6:45’te hayranlarıyla buluşmuştu. Akustik set ile yapılan konser kapalı gişe oldu. Aynı gün yayımlanan klibi aşağıdan izleyebilirsiniz.

31 Ülkenin En İyi Metal Grubu

0

Heavy metal İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve İskandinav ülkeleri tarafından domine edilse de dünyanın çeşitli yerlerinde değerli gruplar var. Loudwire 30 ülkenin en iyi metal grubunu belirledi ve yayımladı.

Orjinal listede ne yazık ki Türkiye olmadığı için ülke sayısını 31 yaparak Türkiye’yi ekledik. Metal müziği kitlelere ulaştıran, geniş hayran kitlesine sahip yetenekli gruplar şöyle:

1. İngiltere – Black Sabbath

2. Amerika Birleşik Devletleri – Metallica

3. Almanya – Scorpions

4. Polonya – Behemoth

5. Japonya – X Japan

6. Finlandiya – Children of Bodom

7. İzlanda – Solstafir

8. İsveç – Opeth

9. Danimarka – King Diamond

10. Brezilya – Sepultura

11. İsrail – Melechesh

12. Avusturya – Belphegor

13. Kanada – Gorguts

14. Norveç – Emperor

15. Fransa – Gojira

16. Avustralya – Portal

17. Yunanistan – Rotting Christ

18. Türkiye – Pentagram

19. İrlanda – Primordial

20. İtalya – Rhapsody of Fire

21. Meksika – Brujeria

22. Tayvan – Chthonic

23. Portekiz – Moonspell

24. Hindistan – Demonic Resurrection

25. Hollanda – Within Temptation

26. Yeni Zelanda – Ulcerate

27. Singapur – Wormrot

28. İspanya – Wormed

29. İsviçre – Celtic Frost

30. Rusya – Arkona

31. Belçika – Aborted

Serdar Ortaç Metal Müzik Yapsaydı Nasıl Olurdu?

0

Serdar Ortaç, rock müzik hakkında yaptığı yorumlar ile her zaman rock severlerin olumsuz tepkisi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun yanı sıra Serdar Ortaç’ın rock müzik hakkındaki yorumlarına mizah ile tepki verenler de var.

Burak Altınay isimli YouTuber bu yorumlara mizah ile tepki verenlerden. Altınay, Serdar Ortaç’ın popüler şarkılarını metal müziğe uyarlayarak ilginç bir çalışma yapmış. Aşağıdan bu parodiyi izleyebilirsiniz.

Serdar Ortaç en son rock müziğin kültürümüzde yeri olmadığını ifade ederek gündeme gelmişti.

Blaze Bayley – Endure and Survive

Ömr-ü hayatımda şu ana kadar tanıdığım insanları ve hayatlarını gözümün önünden şöyle bir geçirsem, öyle zannediyorum ki Blaze Bayley, heavy metal müziğe olan inancıyla ve bu yolda bıkmadan usanmadan gösterdiği istikrarıyla bana hayat mücadelesi hususunda en iyi örnek teşkil edebilecek şahıstır diyebilirim. Heavy metal efsanesi Iron Maiden’daki vazifesini tamamlamasından bu yana, tam 17 senedir solo kariyerini yürütüyor. Bu zaman zarfı içinde kimi albümü tatmin edici satışlara ulaşırken, kimi albümü de prodüksiyon acemiliğine takılarak Blaze’i hayal kırıklığına uğrattı. Bazı albümleri birçok efsane heavy metal grubuna 5 basacak mahiyetteyken hayranların ilgisini çekemedi. Bazı albümleri de Blaze’in solo kariyerinin belki de en vasat zamanlarının timsali oldu.

Öyle ya da böyle; Blaze Bayley kimi zaman meşakkatte, kimi zaman iflasın eşiğinde, kimi zaman da kendisini karşılıksız olarak büyük bir sadakatle destekleyen ve benim de gerçek Iron Maiden’cılar olarak addettiğim bir avuç sapasağlam hayran kitlesinin ona verdiği vecd ve heyecan eşliğinde; öyle büyük prodüksiyon şirketlerinin desteği olmadan kendi imkânlarıyla müzik yapmaya çalışan her tek tabanca metal müzisyenine nasip olmayacak kapı gibi 8 albümle bugünlere geldi.

En son bu ayın başında çıkardığı “Endure and Survive”da, sanırım Blaze’in önümüzdeki sene sonlandırmayı planladığı üçleme albüm serisinin ikincisini teşkil ediyor. Açıkçası “Infinite Entanglement” albümünü – gerek sound gerekse prodüksiyon başta olmak üzere – her yönüyle oldukça beğenen sıkı bir takipçisi olarak Blaze’in aynı sene yeni albüm için stüdyoya girmesi ve serinin ikinci albümünü 2017’de çıkaracak olması beni biraz tedirgin etmemiş değildi. Çünkü sadece Blaze’e has olan bir şey değil, birbirine yakın zamanlarda albüm çıkaran çoğu müzisyenin genelde sonradan çıkardığı albüm, üzerinde çok fazla işlem yapılmamış olması sebebiyle öncekinden daha vasat oluyor. Lâkin Blaze’in yeni albümü söz konusu olunca, daha albümü değerlendirmeye başlamadan oldukça açık ve sarih bir şekilde söyleyebilirim ki, ben “Endure and Survive”ı, “Infinite Entanglement”den vasat görmek bir yana, aksine kalite nazarından önceki albümden çok büyük bir mertebeye tırmanmış gördüm. Öyleyse lafı fazla uzatmadan hemen albüme geçelim:

Endure and Survive: Konsept ve Parçalar

Şahsım adına parçaları genellikle birbirine bağlı olan çalışmalardan veya konsept albümlerden pek haz etmeyen biri olarak bu albümün ana karakteri olan William Black’in gezegenler arası macerasını, ne yapıp ettiğini anlatıp meseleyi müzikten uzaklaştırarak roman-vari bir değerlendirmeye tahvil etmek istemiyorum. Meraklısı varsa şarkı sözlerinden okuyup William Black’in hikâyesinin kaldığı yerden nasıl devam ettiğini öğrenebilir. Lâkin “Endure and Survive”ın konsept albümü mahiyeti hakkında müsbet bulduğum şu tarafa dikkat çekmek isterim. Tıpkı “Infinite Entanglement”da olduğu gibi, albümdeki parçalar hikâyeyle paralel gitmesine ve her bir parçanın kendinden bir sonrakini çağırır vaziyette olmasına rağmen, albümdeki beğendiğiniz 3-4 parçayı cımbızlayıp diğerlerini ihraç ederek dinleyince kendinizi sanki bir yapbozun parçalarını ayırmış gibi hissetmiyorsunuz. Kısacası üçlemenin ilk albümünde de, yeni albümde de albümün bir konsept bütünlüğü olmasıyla birlikte aynı zamanda her parçanın kendine ait bir bütünlüğü ve albümden soyutlanabilirliği mevcut. Esasen iki albümde de parçalar ve tüm albüm arasındaki birbirine bağlılık ve ayrılabilirlik terazisini dengelemek, Blaze’in ne kadar kaliteli bir müzik adamı olduğunu ispat ediyor.

Parçalardan başlayalım. “Shall we begin” diye başlayan ve albümle aynı ismi taşıyan “Endure and Survive” moralinizi hemen bozmasın lütfen, ama albümün bana göre en kötü parçası. Aynı zamanda yine bana göre albümün tek kötü parçası; çünkü samimiyetimle söylüyorum, bu parçanın haricinde bırakın kötüyü, vasat parça bile bulamayacak kadar aşık oldum albüme! İlk parçayı neden mi beğenmedim? Çünkü vokalin girişindeki alçak tonlar ve nakarata gelirken vokalin ahenksiz bir şekilde değişmesi, bir de 2.40’dan sonra giren uzun ve sıkıcı diyalog, ondan sonra yine bir o kadar sıkıcılık ve özensizlikte hazırlanmış gitar solosu; kendilerini defaatle dinlememe rağmen bana parçayı maalesef sevdiremedi. O yüzden albümün başında Aine Brewer’ın tahrik edici sesiyle sorduğu “shall we begin” sorusuna, bu parçayla mahdut olacak şekilde “we shan’t” demek istiyorum.

Dediğim gibi, albümü dinlemeyi düşünenler lütfen moral bozmasınlar. Çünkü ilk vasat parçanın ardından sizi, gerek temposuyla, gerek oldukça sağlam rifleri ve Blaze’in oturaklı vokaliyle “Escape Velocity” isimli dehşet bir parça karşılıyor. Melodik yapısıyla ve ritmiyle tam Blaze’in sesine has bir parça, ve tam bana göre. İkinci dakikanın ortalarında giren solosu da kısa olmasına rağmen oldukça doyurucu. Solodan ve rifflerden bahsetmişken bu vesileyle, son iki senedir Blaze ile birlikte çalışan ve bundan gayrı da hep çalışmasını ümit ettiğim Absolva üyelerinden gitarist Chris Appleton’ı ve basist Karl Schramm’i, son iki albümdür Blaze’in sound’una yaptıkları ciddi katkılardan dolayı tebrik etmek isterim.

Üçüncü parça olan “Blood”da gerilim filmini andıran vahşi girişi ve harika riffler eşliğinde Blaze’in klasik üçlü ritmini kullanarak başladığı vokalleriyle iddialı bir şekilde karışımıza çıkıyor. Nakaratı, temposu ve sound’u genel olarak oldukça hoş bir parça. Tek kusuru ise, albümün hikâyesini anlatmak için 2.50’den sonra giren diyalogların, insana adeta parçayı unuttururcasına haddinden fazla uzunluğu.

Bu hissiyatın sadece bende olmadığından son derece eminim ki, albümde hiç bıkmadan üst üste dinleyebileceğiniz bir numaralı parçadır “Eating Lies”. Oldukça melodik bir akustik gitar girişine bir anda dahil olan distortion ve harikulâde clean gitar solosuyla parça daha ilk başından sizi kendisine bağlıyor. Hele hele Blaze’in nakarattaki “they will try to take my life” cümlesini yüksek bir vokal tonuyla uzatması, üstadın sesinin hâlâ ne derece güçlü ve yırtıcı olduğunu alenen gösteriyor. Kezâ bana kalırsa nakarattaki başarılı üst perde vokaliyle Blaze, albümdeki en iyi vokalini bu parçada yapmış. Hâsılı albümün en âlâ parçalarından biri olarak “Eating Lies”da, gerek riff, gerek solo, gerek vokal, gerekse sound olarak kötü diyebileceğimiz hiçbir şey yok!

“Destroyer”, Blaze’’de benim şimdiye kadar pek aşina olmadığım bir sound’a sahip olarak farklı, nakaratında hafif hard rock emareleri barındıran, ama umum itibariyle albümün ahengini bozmayan, hoş bir parça olsa gerek. Özellikle konserlerde iyi gideceğini ve solo nazarından albümde öne çıkanlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Ve geldik albümdeki ikinci en vurucu parçaya… “Dawn of the Dead Sun”. Parçanın ilk 47 saniyesinde, o güzel sesiyle fısıldayarak William Black’i “devam et, devam et, bırakma” diye gazlayan Aine Brewer, aslında biz dinleyenleri de parçanın fevkalâde sertliğine ve muazzam sound’una hazırlamak için gazlıyor. Yaklaşık 1 aydır neredeyse her gün dinlemekteyim, mübalağasız söylüyorum ki parçayı hangi tarafıyla öveceğimi hâlâ bilemedim. Başındaki müthiş ötesi gitar girişini mi, parçanın sözlerinin iliklerimize kadar işlettiği isyan havasını Blaze’in o sert vokalleriyle tahkim etmesini mi, veya nakaratlarda devreye girerek parçaya bal kaymak kıvamı katan Liz Owen ve Melissa Adams’ın mükemmel sesini mi… Hangisinden bahsedeyim, hangisini öne çıkartayım! Blaze’in ve ekibinin yüreğine ve emeklerine sağlık demekten başka bir söz bulamıyorum.

Albümün akustik parçası olan “Remember”da, gruba akustik gitar ve arka vokal desteği veren üyelerden Michelle Sciarrota ile Blaze’in beraber bestelediği hoş bir çalışma olmuş. Blaze’in bundan evvelki akustik parçalarından farklı olarak Remember’da nakarat kısmında Corvin Bahn isimli müzisyenin akordiyonu, gitara ve Anne Bakker’ın ustalıkla çaldığı kemana eşlik ediyor. Parça, bir akustik sound’dan beklendiği kadarıyla, genel olarak güzel. Lâkin Infinite Entanglement’daki efsane akustik parça “What Will Come”ın yarısı bile eder mi? Tabii ki hayır.

Yavaş yavaş son parçalara gelirken “Fight Back”, tıpkı “Escape Velocity” ve “Destroyer”daki gibi hızlı ve atak temposuyla, “Remember”ın bizi heavy metalden uzaklaştırmaya teşebbüs edecek şekilde verdiği romantik havayı güzel bir şekilde dağıtıyor. Bilhassa solosunu çok tuttuğumu söyleyebilirim bu parçanın.

“The World Is Turning the Wrong Way”de tıpkı “Destroyer” gibi Blaze’in alışıldık sound kalıplarının dışına çıkmış, oldukça farklı bir ikinci parça. Thrash metal sound’unu andıran tempodaki girişi, parçayı albümde nev-i şahsına münhasır kılan özelliklerden birisi.

Son olarak da albümün epik mahiyetindeki “Together We Can Move the Sun” parçası hakkında birkaç cümle iyi gider. Tek cümleyle parçayı açıklamak icap ederse, (bana göre ilk parça hariç olmak suretiyle) bütün albümü mükemmel bir ahenk ve sıralama içinde götürmeyi başaran Blaze, sanırım bugüne kadarki albümlerinde yapabildiği en iyi kapanış parçasını yazmış diyebilirim. Gerek parçanın süresi, gerek duygusal sound’u, gerekse vokallerin sonuna doğru parça sakinleşince Aine Brewer’la birlikte söylediği mükemmel nakarat, parçayı tam manasıyla bir epik olarak nitelendirmemizi mümkün kılıyor. Ve parçanın en sonunda da, William Black’in hikâyesi hakkında gerçekleşen albümün son diyaloğu, sanırım albümdeki en sevdiğim diyalog. Gerilim-vari gitar tonları eşliğinde konuşan erkek ve kadın, bizi adeta William Black’in hikâyesine rabtediyor ve en sonunda adamın söylediği “William Black ölmeli” sözü de, insana “vay anasını be, ne adammış bu William” dedirterek albümü güzel bir şekilde nihayete erdiriyor.

Netice İtibariyle:

İlk baştan verdiğim hükmün dibine kadar arkasında durarak “Endure and Survive”ın, “Infinite Entanglement”dan daha güzel bir sound yakaladığını, bir mertebe daha yükseğe çıktığını tekraren söylüyorum. Blaze bu albümde çıtayı beklenmedik bir şekilde yükselttiği için üçlemenin son albümünde işi biraz zor olabilir. Ama neticede çalıştığı ekip aynı olacağı için önümüzdeki albümün de sound ve konsept olarak hemen hemen ilk ikisine benzeyeceği kanaatindeyim. Tabii ki kalite olarak şimdiden bir tahmin yapmak zor.

Bitirmeden şunu da söylemek isterim ki Blaze Bayley, son iki albümde bundan evvelki albümlerinin maalesef çoğunda elde edemediği prodüksiyon kalitesini elde etmek suretiyle hem kendine, hem de biz fanlarına olan itibarını kaybetmeyerek heavy metal asaletine yakışır tarzda bir standart üzerinde yürüyor. Bu hem müzisyenin dinleyenine kaliteli mal takdim edebilmesi için elzemdir, hem de Blaze bütün bunları hiçbir ciddi profesyonel destek olmadan, tamamıyla kendi yağında kavrularak yaptığı için takdire şayandır.

Hasan Cihat Örter: “Perdesiz Gitarı Erkan Oğur İcat Etmedi”

0

Perdesiz gitar gerçekten çok güzel bir buluş. Özellikle Türk müziği için kullanıldığında dinleyenleri derinden etkileyebilen bir tınısı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Ülkemizde perdesiz gitar ile ismi özdeşleşmiş olan büyük bir usta var, Erkan Oğur. Bu enstrümanı (veya enstrüman türünü diyelim) onun icat ettiğine dair bir çok söylenti var. Hatta bunun söylenti olduğunu bile düşünmüyordum, ta ki az önce rastladığım bir gönderiye kadar. Biraz araştırınca fark ettim ki, gerçekler bizim bildiklerimizden farklı.

Bir diğer çok değerli gitarist ve müzisyen üstadımız Hasan Cihat Örter’in dün Facebook üzerinden paylaştığı gönderi ile “perdesiz gitarın mucidi kim” tartışmaları ortaya çıktı. Bir yarışma programında perdesiz gitarı icat eden kişi sorulmuş. Doğru cevap olarak da “Erkan Oğur” verilmiş. Konuyla alakalı düşüncelerini Hasan Cihat Örter şu şekilde açıkladı:

https://www.facebook.com/hasancihatorter1958/posts/391020754613473

Poison’ın Davulcusu Rikki Rockett: “Slash’in Bizimle Çalmasını İstemedik”

0

Poison’dan Rikki Rockett Decibel Geek’e grubun ilk albümü “Look What the Cat Dragged In” hakkında konuştu. Slash’in o dönemlerde gruba katılma olasılığından bahseden davulcu imajından dolayı bu karardan vazgeçtiklerini söyledi.

“Slash’i tanımayan yoktu, hepimiz O’nu severdik. Birlikte birkaç şarkı üzerinde çalıştık. Diğer yandan seçmelere devam ediyorduk. Genç bir Yngwie Malmsteen aramıyorduk. CC Deville’in yaptıkları ve imajı bize daha uygundu.

Bu kararı Slash beğenmemişti. Bize gerçekten çok kızmıştı. “Siz kim oluyorsunuz!” gibi şeyler söyledi. Böylece Poison ve Guns N’ Roses arasında uzun sürecek bir rekabet başladı.”

Poison önümüzdeki dönemde Def Leppard ve Tesla ile turnede olacak. İlk konser 8 Nisan’da Manchester SNHU Arena’da gerçekleşecek.

Marilyn Manson Yeni Albümünde İncil’e Gönderme Mi Yapacak?

0

Marilyn Manson’ın yeni albümü “Say10” bir söylentiye göre Sevgililer Günü’nde çıkacaktı ancak beklenen olmadı. Endüstriyel rock temsilcisi 22 Mart’ta bir video paylaşarak albüm hakkında ipucu verdi.

“6:19. The time has come” yazan video akla iki şey getiriyor. Birincisi, albümde İncil’e gönderme yapılabilir veya İncil’den alıntılar olabilir. İkincisi ise yayın tarihi. 19 Haziran’da “Say10″nin yayımlanacağı düşünebiliriz ama bu tarih uluslararası yayım tarihine denk gelmiyor. Belki de farklı bir yol izlenecek.

Elimizde net bir tarih, bilgi olmamasına rağmen Marilyn Manson küçük bir video ile gündem yaratmayı başardı.

6:19. The time has come.

Marilyn Manson (@marilynmanson)’in paylaştığı bir gönderi ()

2017 Model Johnny B. Goode: Chuck Berry’nin Yeni Albümünden Single Yayımlandı

0

Rock and roll efsanesi Chuck Berry aramızda değil ama yeni kayıtları bizimle olacak. 16 Haziran’da piyasaya sürülecek albüm “Chuck” adıyla geliyor ve 1979’dan itibaren yayımlanan ilk stüdyo albümü olma özelliğine sahip.

Albüm kadrosunda Charles Berry Jr. (gitar), Ingred Berry (harmonica), Jimmy Marsala (Chuck’ın 40 yıllık bas gitaristi), Robert Lohr (piyano) ve Keith Robinson (davul) var. Konuk müzisyen olarak ise Gary Clark Jr., Tom Morello, Nathaniel Rateliff ve Charles Berry III var.

Albümün parça listesi şöyle:

  • Wonderful Woman
  • Big Boys
  • You Go To My Head
  • 3/4 Time (Enchiladas)
  • Darlin’
  • Lady B. Goode
  • She Still Loves You
  • Jamaica Moon
  • Dutchman
  • Eyes Of Man

“Chuck” plak, CD ve dijital formatta yayımlanacak. Albümden ilk single “Big Boys” “Johnny B. Goode”dan izler taşıyor. Rock and roll ikonundan hayatta olmasa da yeni şarkılar dinleyebilmek güzel olacak.

Sabaton’dan Kuzey Amerika Çıkarması: Teaser Videosu Yayımlandı

0

İsveçli grup bir ay içinde Kuzey Amerika’ya çıkarma yapacak ve olacakların ön gösterimi gibi bir teaser videosu paylaşıldı. Sabaton’un canlı performanstaki enerjisinin anlatıldığı teaser’ı aşağıdan izleyebilirsiniz.

The Last Tour’un ön grupları Leaves’ Eyes ve Battle Beast oldu. Açılış gruplarıyla beraber daha ilgi çekici olan turne daha önce Sabaton izlememiş olanlar için heyecan verici olacak. Turnenin nisan ve mayıs takvimi şöyle;

Nisan:

  • 20 – Philadelphia, PA – The Trocadero
  • 21 – New York, NY – Playstation Theater
  • 22 – Worcester, MA – The Palladium – New England Metal & Hardcore Festival
  • 23 – Clifton Park, NY – Upstate Concert Hall
  • 25 – Montreal, QC – Club Soda (Sold Out)
  • 26 – Quebec City, QC – Imperial De Quebec
  • 27 – Toronto, ON – Opera House
  • 28 – Cleveland, OH – The Agora Ballroom
  • 30 – Louisville, KY – Diamond Pub Concert Hall

Mayıs:

  • 1 – Chicago, IL – Concord Music Hall
  • 2 – Minneapolis, MN – The Cabooze
  • 3 – Winnipeg, MB – Park Theatre
  • 5 – Edmonton, AB – Union Hall
  • 6 – Calgary, AB – The Palace
  • 7 – Vancouver, BC – Rickshaw Theatre
  • 8 – Seattle, WA – El Corazon (Kapalı Gişe)
  • 10 – San Francisco, CA – Regency Ballroom
  • 11 – Anaheim, CA – City National Grove
  • 12 – Tempe, AZ – Marquee Theater
  • 14 – Englewood, CO – Gothic Theatre
  • 16 – Dallas, TX – Trees
  • 17 – San Antonio, TX – Alamo Music Hall
  • 18 – Houston, TX – Scout Bar
  • 20 – Tampa, FL – Orpheum
  • 21 – Charlotte, NC – The Underground
  • 22 – Silver Spring, MD – The Fillmore

Son Haberler