Bir konser yazısı yazmak için orada bulunmak şart mıdır? Bunu çok düşündüm, o havayı hissetmek, olanı biteni yerinde gözlemlemek, kafanı istediğinde sahnenin soluna, istediğinde sahnenin sağına çevirebilmek, zıplamak, kafa sallamak, çıldırmak, atmosferi yaşamak… Elbette bunlar olduğunda bir konserden alınan haz maksimuma çıkıyor fakat şartlar el vermediği zaman da maalesef bunlara el sallamak zorunda kalıyoruz. Amerika’ya gidip Rammstein’ın bu konserini orada izleme olanağım maalesef olmadığı için de bu yazıyı yerinde görerek değil, evimde, soğuk bir pazar günü 14 yüksek çözünürlüklü kameranın kaydettiği konser DVDsini seyrederek yazıyorum.

Yazıya Rammstein’a nerede ve nasıl bulaştığımı yazarak başlayayım çünkü Türk Gitar’da daha önce LINDEMANN albümü incelemiştim fakat direkt Rammstein ile ilgili bir yazı yazma fırsatım olmamıştı. Rammstein ile ilgili ilk yazım olduğu için bir takım Rammstein sevdalılığı yapmakta fayda var. Rammstein beni metal müziğe sıkıca bağlayan gruptur. Henüz orta okula giden bir çocuk iken duyduğum Du Hast bütün poserlık damarlarımı kabartmış, Rammstein, diskografisi ile beni 2 seneye yakın oyalamıştı. Daha sonra da araştıra araştıra, yetinmeye yetinmeye metal müzik ile ilgili az çok fikir beyan edebilecek bir insan haline gelmiş bulundum. Bu sebeple sağda solda Rammstein’a laf atan insanlar gördükçe onlardan uzak dururum. Evet, grubun kitlesinin minik bir kısmı metal müziği yaşayamayan, ‘kulağıma hoş geleni dinlerim’ciler. Fakat 20 senede bir tane bile boş iş yapmamış bir gruba olan sevgimi ne tartışırım ne de bu gruba laf getirtirim. Üzgünüm.

1995 yılında kurulup 2 stüdyo albümü yayınladıktan sonra 1998 yılında, 3 senelik kısa bir dönemde Berlin’de koskoca bir stadyumu doldurmayı başarabilen Rammstein, bir müzik grubu ya da müzisyenin en büyük rüyalarından birisini de başarıyor. Amerika’da Madison Square Garden’da koca bir stadyumu dolduruyor. Dünya çapına yayılmış muazzam bir hayran kitlesi, Amerika gibi bir müzik ülkesinde de elbette Rammstein’ı yalnız bırakmıyor hatta grubun en özel konserlerinden birisini yaşatıyor. Heyecanlı kalabalığı daha stadyum dışından göstermeye başlayan DVD, grubun kendisi için yazmış olduğu Liebe ist für alle da albümünden Rammlied performansı ile açılıyor ve hız kesmeden devam ediyor.

Liebe ist für alle da albümünün turu esnasında kaydedilen bir konser olduğu için son albüm ağırlıklı bir setlist içeren konser B***** ya da Bückstabü isimli şarkı ile devam ediyor. Bu sırada da sahnede sürekli patlayan bir şeyler grubun manyaklığını ve ateşle oynamayı sevdiğini bizlere tekrar hatırlatıyor, ilerleyen dakikalarda karşılaşacaklarımıza zemin hazırlıyor. Bilmeyen için ise Bückstabü’nün albümde isminin niçin B***** şeklinde olduğundan bahsedelim. Bückstabü diye bir kelime aslında Almanca dilinde yok. Grup bunu sansürleyerek ‘istediğiniz şekilde kullanıni biz has.ktir demek için kullanıyoruz mesela’ demiştir. Ayrıca Till’in en agresif vokallerinin olduğu, daha gotik diyebileceğimiz Liebe ist für alle da albümünün şarkılarında yaptığı vokallerde muazzam olduğunu da belirtelim. En ufak bir çatallaşma, detone bile yok. Yaşlanıyor ama hala muazzam. Zaten LINDEMANN albümünü yazarken de ne kadar büyük bir ses olduğunu vurgulamıştık.

Konser ara vermeden yine son albümden Waidmanns Heil ile devam ediyor. Till bu sefer sahnede ‘iyi avlar’ anlamına gelen bu şarkıyı seslendirirken kocaman bir tüfek eşliğinde söylemeye başlıyor. Akabinde tüfek ile havaya havai fişek ateşliyor. Bütün sahneye gökyüzünden alevler düşüyor. Standart Rammstein manyaklığı böylece başlıyor.

Konser Reise, Reise albümünün ağır toplarından Keine Lust ile devam ettikten sonra benim izlemekten en keyif aldığım performans olan Herzeleid albümünden Weisses Fleisch ile sürüyor. Gitar tekniği açısından kısıtlı bir grup olduğu aşikar olan Rammstein’ın birkaç gitar solosu olan şarkılarından birisi Weisses Fleisch. Aynı zamanda tam bir disko müziği havasında klavyeci Flake’in dahiyane becerisi sayesinde. Aynı zamanda Zerstören şarkısı ile birlikte bir bateri solosu olan iki Rammstein şarkısından birisi konumunda. Son derece gaz ve eğlenceli giden şarkıdan sonra Richard’ın gitar solosu, hemen akabinde Schneider’ın stüdyo kaydından biraz daha uzun süren bateri solosu ve klavyeci Flake’in sahneye gelerek enteresan bir dans ettiği performans ile yüzümüzde güller açtırdı Rammstein bu şarkısı ile bir kez daha.

Grup sahnesine Mutter albümünden Feuer Frei! şarkısı ile devam etti. Klasikleşen sahne şovu olan, Richard, Paul ve Till’in şarkının sonlarını suratlarına geçirdikleri birer aparat ile alevler püskürtmesi ile son buldu. Hemen akabinde son albümden Wiener Blut isimli parça başladı. Karanlık sahnede duran minik bir abajur, yanındaki orkestra şefi hareketleri yapan ve klasik müzik çalan bir gramofonu aydınlatıyordu. Akabinde sahneye iplerle gözlerinden yeşil lazerler çıkartan çok sayıda oyuncak bebekler indi. Şarkının orijinalinde olmayan klavye ve gitar soloları da konsere özel yazılmış olacak ki icra edildi. Gitar solosu esnasında ise sahnedeki bütün oyuncak bebekler patlamaya başladı, şarkının sonunda ise hepsi yerde ceset gibi yatıyordu. Wiener Blut’un ardından ise yine son albümden slow bir parça olan Frühling in Paris çalmaya başladı. Sahnede bassçı Oliver klasik gitar ile introyu çaldıktan sonra Rammstein yaptığı en iyi işlerden birisi olan slow şarkı yapma becerisini canlı canlı kanıtlıyordu bize.

Minik bir ara ile bu dakikaya kadar grup üyelerinin performanslarından söz edelim. Till, zorlu geçeceğini düşündüğümüz vokalleri kusursuz yapmasının yanı sıra sahnedeki enerjisiyle ve hareketleriyle de hala yaşlanmadığını kanıtlıyordu bize. Gitarlar pek etliye sütlüye karışmıyor, geri vokallerini yapıyor, çalmaları gereken her şeyi kusursuz çalıyorlardı. Bassta Oliver ise sürekli bir imaj değiştiriyor, soğuk ama sahnede olmaktan zevk aldığını da seyirciye yansıtır halde gitarını çalıyordu. Rammstein’ın 20 senede en çok aşama kaydettiğine inandığım ve bence Till ile birlikte müzisyenlik yeteneği bakımından en elit elemanı olan baterist Schneider ise baterinin arkasında coşuyor, eğleniyor, bagetleri havaya fırlatıp yakalıyordu. Flake ise grubun en aykırı ve mazlumu olarak klavyesinde grubun müziğine tecavüz etmeye devam ediyor, sahne şovlarının ana yükünü çekiyordu. Fakat asıl olayı sıradaki şarkıda olacaktı. Yine son albümden bir şarkı olan Ich Tu Dir Weh isimli parça, grubun DVD çıkmadan önce yayınladığı performanslardan birisi idi. Ve Flake, Till tarafından plastik bir küvetvari bir şeye hapsediliyor, üzerinde 5 metre kadar yukarıdan alevler dökülüyordu.

Konser ilk albüm Herzeleid’dan Du Riechst So Gut ile devam ettikten sonra Rosenrot’tan grubun klasikleri arasına sokabileceğimiz Benzin ile vites arttırdı. Sahnede kafayı yiyen Till sahneye dalan ve dans eden bir hayranı ateşe verdi. Tabii kurmaca hepsi, ama izleyen cidden gaza geliyor.

Dakikalar geçtikçe Rammstein ataklarını sıklaştırıyor, maçı tek kaleye çeviriyor, seyirciye tokat üstüne tokat atıyordu. Önce harikulade bir Links 234 performansı akabinde seyirciyle beraber söylenen, bumerang ok ile atılan havai fişeğin sahneye geri dönüp sahne patladığı bir Du Hast ve akabinde yine seyircinin yüksek katılım gösterdiği, sapıklık kavramında çığır açan son albümden Pussy geldi ardı ardına. Ardından grup seyirciyi selamlayarak Almanca teşekkür etti. Fakat konserin burada bitmediği herkes tarafından biliniyordu. Seyirci tekrar Rammstein’ı bekliyordu, tezahüratlar artmıştı.

Grup Mutter albümünden Sonne ile tekrar sahneye geldi. Soluk kesen bir performansın ardından son albümden klibiyle de gönülleri fetheden Haifisch çalmaya başladılar. Grubun klasiği haline gelen bir grup üyesinin (genellikle Flake’in) bot ile seyircinin üzerinde dolaştığı performans olarak seçilen şarkı oldu aynı zamanda Haifisch.

Haifisch’in ardından grup, en popüler şarkılarından birisi ile devam etti. Paul ve Richard’ın Ich Will sesleri ile seyirci de gaza geldi. Işık şovu dışında bir şeye başvurmadan, sade bir biçimde Ich Will söyledi grup. Fakat performans esnasında Flake göze çarpıyordu. Till’in eğilip dizine vurma hareketini taklit edip bir yandan da bir sağa bir sola zıplayan Flake, konserin önceki dakikalarında Till tarafından gördüğü zararların acısını çıkartıyordu besbelli. Seyirci şarkının ardından çığlıklar atarken yine Paul ve Richard yeni şarkıyı adeta anons ettiler. Klasikleşen ıslık sesleri ile Engel çalınacağı müjdelendi. Hemen akabinde şarkıya girdiler, Till ise metal bir melek kanadıyla (Engel, Almanca’da melek demek bu arada) sahneye geldi. Bobo’nun yaptığı vokaller playback olarak verildi. Till de üstüne ninni söyler gibi eşlik edince muazzam bir performans daha izledik. Şarkının sonlarına doğru ise Till’in kanatlarından alevler fışkırmaya başladı. Görülmeye değer görüntüler cidden.

Engel’in ardından grup seyirciyi ikinci kez selamladı, sahneyi terk etti. 1 saat 40 dakikalık şölen böylece son buldu. Muazzam bir performans sergileyen grup, canlı izlenmesi gereken gruplardan birisi olduğunu bir kez daha kanıtladı böylece. 5 sene önce kişisel sebeplerden dolayı İstanbul’a gelişlerini kaçırdığım Rammstein’ı pek umudum olmasa da bir kez daha Türkiye’ye bekliyorum. Sehnsucht albümünden Klavier’in piyano versiyonuyla giren jenerik DVDyi kapatıyor. Ben de böylece bu yazıyı sonlandırıyorum. Umarız Rammstein’ın Made in Germany turnesinde kaydettiği konserler de yakın zamanda yayınlanır, onları da yazarız. Görüşmek üzere.