12-13 Kasım’da Haliç Kongre Merkezi’nde Teknoloji Zirvesi düzenlendi. Turkcell’in düzenlendiği zirvede “Müzik Dinleyicisi, Sanatçı ve Marka Üçgeninde Neler Oluyor?” oturumuna sanatçı olarak Fuat Güner davet edildi. Fuat Güner dijitalleşen müzik piyasasından, iptal edilen konserlerden, gelecekte nelerin bizi beklediğinden konuştu. Güner’in açıklamaları şöyle:

Dijital ortam doğrudan albüm satışlarını etkiledi. İnsanlar eskisi kadar müzik marketlere gidip albüm almıyorlar çünkü internet sayesinde istedikleri müziğe ücret ödemeden ulaşıyorlar. Özellikle Spotify, Youtube, Deezer gibi uygulamalar müzik dinlemek için en çok kullanılan kanallar arasında. Dolayısıyla hızlı bir tüketim söz konusu. Şarkıdan şarkıya hızlı geçişler oluyor, aynı şarkı tekrar tekrar çalınmıyor. Biz albüm aldığımızda, arkadaşlarımızla oturup baştan sona dinler, kritiğini yapardık. Şimdiki gençler albümün tamamını dinlemiyor bile. Kendi playlist’lerini oluşturup parçaları karışık dinliyorlar. Hal böyle olunca da sanatçılar albüm yapmaktan çekiniyor çünkü albümün tamamının dinlenmeyeceğini çok iyi biliyorlar. Müzikle uğraşanlar da artık albüm yapmak yerine single çıkartılıyor. Single Youtube’ta çok tıklanırsa, paylaşılırsa sanatçıya ancak o zaman plak şirketleri albüm teklifi sunuyor. Tabi bu albümler de 4-5 parçadan oluşuyor. Yani anlayacağınız, albüm yapıp para kazanmak tarihe karışmak üzere. Sanatçılar para kazanmak istiyorsa hit olacak bir single çıkarmak zorunda.Daha sonra dağıtımı güçlü bir plak şirketiyle anlaşıp albüm yapıp, konser vermekten başka çareleri yok.

Sanatçıları albüm yapmaktan uzaklaştıran diğer etken de radyolar. Dikkat ediyorum, radyolar sürekli aynı parçayı çalıyor. Televizyon aynı parçanın klibi oluyor muhakkak. 10 parçadan oluşan bir albümünüz var ve içinden sadece 1 tanesi çalınıyor. Kendinizi nasıl hissedersiniz? Geriye kalan 9 parçanın çöpe atıldığını hissedersiniz. Albümün kalitesi tartışılabilir ancak biri albüm çıkarttıysa, en azından herkese radyoda o albümün sunulması gerektiği düşünüyorum. Dinleyici beğenir veya beğenmez. Bana göre, radyonun görevi albümleri halka ulaştırmaktır.

Bir yandan da müzik yapmak/üretmek ucuzladı. Bazı gençler nota, gam, transpoze bilgisi olmadan bilgisayar yardımıyla müzik yapıyor. Stüdyo ortamlarını bilmeden evde müzik icra etmek mümkün hale geldi. Bana günde 25-30 mail geliyor. Fuat ağabey şöyle müzik yaptım tutar mı diye. Hepsine bakma fırsatım olmuyor elbette ama baktıklarım birbirine çok benziyor. Özgün, sanatçıyı yansıtan müzik bulmak zorlaştı bana kalırsa. Teknoloji ne kadar ilerlese de stüdyoda kayıt yapmak ayrı bir keyif. Stüdyo, sanatçıyı motive eden, diğer sanatçılarla direkt temasa geçebileceği bir ortam.

Dijitalleşme bunlara ek olarak farklı iş kollarını ortaya çıkardı. Dinleyiciler sanatçıların hayatlarını, kuliste olanları merak ediyorlar. Instagram kullanılarak kulisten fotoğraflar, videolar, son dakika haberleri paylaşılır oldu. Bunun için de sosyal medya uzmanlığı, analizden anlayan bir ekip lazım. Bu ekip içerisinde yer alanlar sanatçıyla dinleyici arasında bir köprü oluşturuyor. Bu süreç iki tarafı birbirine daha da yakınlaştırdı diyebiliriz.

Ülkemizde son zamanlarda birçok konser çeşitli sebeplerle iptal edildi. Şehitler, ölümler aklıma gelen ilk sebepler. Şimdi, konserlerden gelir sağlayan sadece sanatçı olmuyor. Orada çalışan yüzlerce insan var. Evine ekmek götürebilmek için sahne dekoru yapan, ses düzeniyle ilgilenen, yerdeki çöpleri toplayan çalışanlar var. Konser iptal olunca bu çalışanlar para kazanamıyor, maddi sıkıntı içerisine giriyor. Bana göre, her felaket olduğunda konser iptal etmemek lazım. Zaten, çok büyük bir felaket olursa sanatçılar sahneye çıkmak istemiyor, içinden gelmiyor.

Son olarak telif haklarından bahsetmek istiyorum. Dijitalleşmenin etkisiyle ülkemizde telif hakkı kimsenin aklına gelmiyor. Bunun yanında hali hazırda zaten telif hakları hukuksal bir zemine tam olarak oturtulamadı. Albüm satılmıyor, telif hakkı ödenmiyor, sanatçı nereden para kazanacak? Eğer halka açık bir yerde, bir sanatçının eseri çalınıyorsa telif ödenmesi gerekir. Örneğin bir berber, dükkanında şarkı açtı. Telif ödemesi lazım. Oturduğunuz cafe’de şarkı açıldığı zaman telif ödenmesi gerekir. (Radyodan çalınan parçalar için telifi radyo öder, cafe’de DJ varsa telif hakkından cafe sorumludur). Asıl kilit nokta şu; insanlar telif ödemek istemiyor çünkü yüklü bir miktar vereceğini zannediyor. Ancak böyle bir şey yok. Orta halli bir otelin bir senelik, 360 lira civarı telif hakkı ödemesi gerek. İnsanların aklına telif denince binlerce lira geliyor. İşte bu algıyı değiştirmek lazım. Çünkü sadece bir parçayla hayatını devam ettirebilecek sanatçılarımız var. Onlara haksızlık yapılıyor. Avrupa’da telif hakkı hukuksal bir zemine oturtuldu. Umarım yakın zamanda Türkiye’de de sanatçılarımızın hakları korunmaya başlar.