31 Temmuz 2014’e… “Open Your Eyes” diyerek uyandım güne. 🙂 Bu dünyadan olmadıklarını düşündüğüm adamlar, 5 yıl aradan sonra 5. kez tekrar Türkiye’ye geliyorlardı. 

Konser saati yaklaştı ve yola koyuldum, Maçka Küçükçiftlik Park girişinde upuzun bir kuyruk oluşmuş, herkesin üzerinde Dream Theater tişörtleri, ve bu, heyecanın tek yürek olmasını sağlıyordu.

Konsere girişte dikkatimi çeken ilk şey; normal rock, metal v.s konserlerinde rastladığımız taşkın tavırların, bağırış çağırışın olmayışıydı, insanlar sanki bir opera dinlemeye gelmiş gibiydi. 

Kapılar açıldıktan sonra çok sakin bir giriş oldu ve gerekli işlemlerden geçtikten sonra sahne önündeki yerimizi aldık, gerek gitar, gerekse Dream Theater seven ve benim de sevdiğimi bilen kişilerle tanışma ve sohbet etme fırsatım oldu, konser başlama anına kadar geçen bekleme süresi benim adıma çabuk geçti böylece…

Derken saatler 20:32’yi gösterdiğinde, sahne karardı ve False Awakeing Suite eşliğinde, dev ekranda başlangıçtan bugüne kadar tasarlanmış bütün Dream Theater albüm kapaklarının birbirine bağlı, animasyon haline getirilmiş videosu ihtişamlı bir bir şekilde karşımıza çıktı, müzikle seyirci çığlıklarının birbirine karışması muhteşemdi, 2013 yılında çıkan ve grubun kendi ismini taşıyan Dream Theater albüm kapağı ile son buldu video.. Ve o an…

Irak savaşında yer almış askerlerin yaşadığı travmaları anlatan bir klibe sahip olan, son albümün çıkış parçası olan The Enemy Inside ve John Petrucci’nin yeni 7 telli Majesty gitarı ile karşımızdaydı. 

Konsere gelirken en büyük çekincem, önceki performanslardaki enerjiyi görememe çekincemdi, ama bu adamlar yine beni ters köşeye yatırıp harika bir giriş yaptılar ve ortalık çığlıklara büründü.

Konserin benim için en güzel yanı, harika bir ses sisteminin olmasıydı, ses teknisyenleri en önden konser izleyenlerin davuldan başka bir şey duymamalarını dikkate almış olacaklar ki, hoparlör yerleşim sistemini değiştirmişlerdi ve seyirciye dönük mönitörlerde vardı, böylelikle bass gitar haricinde her şeyi tek tek duyabildim. 

Grup elemanlarını tek tek değerlendirecek olursam;

James Labrie (Vokal): Ses tellerinden geçirdiği rahatsızlıktan sonra, küllerinden yeniden doğup, gün geçtikçe performansı daha güzelleşmiş bir halde çıktı karşımıza, 3 saatlik performansın 1-2 yerinde tekledi sadece, onun dışında birebir görüştüğüm içinde çok sinirli bir yapısı olduğunu biliyorum, bundan da biraz arınmış gibiydi, seyirciyle iletişimi diğer konserlere nazaran çok daha sıcak kanlıydı, sahnenin her yerini doldurdu.

Jordan Rudess (Klavye): Kendisinin müzikal bilgi birikim performansı ile ilgili yorum yapmak bile saygısızlık olur düşüncesindeyim, muhteşem setup’ı, sağa sola ve öne eğilebilen klavye sehpası, ellerini çeken kameraya bakıp sevimlilikler yapması çok sempatikti, güler yüzlüydü ve seyirciyi hep selamladı, bazı şarkıların sololarında arkada sıkıldığı için özel olarak yaptırdığı “keytar” ile öne gelip muhteşem sololar attı, teknisyeni ile sürekli irtibat halinde olması dikkat çekiciydi.

John Myung (Bas Gitar): Grupta aslında en hayran olduğum kişidir kendisi, sessizce çıkar işini yapar ve gider bu adam, bir de hiç yaşlanmaz, Musicman marka Bongo model bas gitar kullanıyor, normalde bu bas gitarın 6 tellisi yoktu ama Myung kullanmaya başladıktan sonra üretilmeye başlandı. Dikkatimi çeken şey, arkasında herhangi bir amfi veya kabinin olmayışıydı, belki de sahne arkasındaydı biz göremedik, ilginç kaplanmış bir pedalboardu vardı, Avrupa ayağındaki bazı konserlere tam setup’la gelmediklerini biliyorum önceden, yine de uzun ve ucu geniş parmaklarını konuşturdu, özellikle The Dance of Eternity parçasındaki efsane solosunu canlı canlı izledik dünya gözüyle, özellikle sağ elini çok takip ettim, parmaklarını yormadan tuşesini hafifletip-kuvvetlendirip performansını dengelediği dikkatimi çekti.

Mike Mangini (Davul): Grubun yeni davulcusu… Sempatik tavrı ile gruba çabuk adapte olmuş görünüyor fakat biraz hatalı çaldı, özellikle Trial of Tears’ın gitar solosunda ritim ters döndü resmen, çok da acımasız olmak istemiyorum bu konuda, ama eski davulcu Mike Portnoy ile tamamen alakasız bir davulcu, kendisini Steve Vai ile çalmasından beri bilirim, inanılmaz biridir, 1 dk içinde en çok baget vuruşu dünya rekorunu elinde bulunduran adamdır, ama grup işi başka tabi, gerek davul solosu gerekse Portnoy’un o enerjisi tuşesi ruhu yoktu ve bu çok hissedildi. Öte yandan, trampet biraz tiz olsa da davulun tonu gerçekten inanılmazdı, ilk defa davulun tonu yakından hoş geldi bana..

Ve John Petrucci (Gitar)

Onu sona sakladım, nedenini tahmin ediyorsunuzdur 🙂

Öncelikle Petrucci’nin müzikal hafizasına inanılmaz hayran olduğumu söylemeliyim, yani yazdığı sololar kadar, parça içindeki riffleri de ezberlenmesi bir hayli zor olduğunu biliyorum, buna rağmen kendisi en ufak bir hata yapmadı, yeni gitarı Musicman Majesty’yi kullandı konser boyunca, bu gitarı şekil ve tasarım itibariyle çok sevmiyorum, çünkü Petrucci’nin gitar tasarımı ve pazarlaması konusunda son zamanlarda tutarsız bir tavır sergilediğini görüyorum, tabi ki bunu para kazanmak adına yapıyor ancak kendine has bir gitar tonu olan ve bunu örnek alan bir dolu insan ne alması gerektiği konusunda kararsız kalıyor, Musicman gitar sitesini açıp baktığınızda 6 çeşit John Petrucci model gitar var ve hepsinin de ağacı, klavyesi ve manyetikleri birbirinden farklı, kendimde 2 adetine sahibim ve ikisi de bambaşka gitarlar… Dolayısıyla artık bunu bir standarda bağlamalı diye düşünüyorum.

Gitar tonu olarak eski mid karakterli tonuna geri dönüş yaptığını canlı dinleyince onaylamış oldum, çünkü son kullandığı gitarda da Basswood gövde kullanıldı ve bu biraz daha koyu bir karakter katmış tonuna, bu bağlamda gitar tonundan çok memnun kaldım.

Dikkatimi çeken bir husus arkasında duran Enigma Machine coverlı amfi kabinlerinin mikrofonlanmamış olmasıydı, arka taraftan mikrofonlandığını düşünsem de o kabinlerin tamamından ses gelmediğine eminim, bir de Portnoy gittikten sonra, Petrucci’nin back vokallerinin tamamına yakını playback olduğu dikkatimi çekti, bunu Live in Lunapark DVD’sinin The Dark Eternal Night parçasını izleyerek anlayabilirsiniz, Portnoy back vokal olarak çok aktifti grupta, Petrucci genel olarak biraz çekimser bir karakter olduğundan sanırım gitarla ilgili konsantrasyonunu bozmamak adına böyle bir yol seçmiş olmalı, yine de dünya gözüyle kendisini yeniden gördüğüm için çok mutlu oldum Trial Of Tears, The Dance of Eternity, The Looking Glass, Lie, The Mirror, Finally Free sololarını dinlemek enfesti.

Grubun  94 yılında çıkardığı Awake albümünün 20. yılı şerefine, konserin 2. yarısında bu albümden parçalara yer verildi. Özellikle çok depresif olduğu için konserlerde çok çalmak istemedikleri Space Dye Vest parçasını ilk kez canlı dinleme şerefine nail olduk. Bunun dışında Lie, The Mirror, Lifting Shadows Off a Dream, Scarred bizleri Awake dönemlerine götürdü…

Konserde verilen 15 dakikalık arada, grubun fan videolarından oluşturulmuş bir kolaj gösterildi ve inanılmaz eğlenceliydi, sanırım internette de bulup izleyebilirsiniz.

Awake albümünün şarkılarından sonra Dream Theater el sallayıp sahneden indi, biz de adettendir diyerek geri gelmeleri için alkışladık bolca…

Meğerse esas son kurşunu sona saklamışlar, benim grupla ilk tanıştığım şarkı olan Overture 1928&Strange Deja Vu ile geri dönüş yaptılar, yetmedi üstüne kendilerinin bile tek seferde çalmakta zorlandıkları The Dance of Eternity’yi muhteşem bir biçimde çalıp, Finally Free ile gözlerimizi doldurdular. Tek kelimeyle harikaydı, bu arada arkada gösterilen görselleri ve animasyonları es geçmeyelim.

En başta da söylediğim gibi seyirci muhteşemdi ve bilinçliydi, tüm şarkılara eşlik etti ve bir an olsun alkış eksik olmadı.

Söylemeden geçemeyeceğim dünya para verip, VIP bilet alıp, konser alanının en sağ uzağından konser izlettirilen seyirciler adına üzüldüm, onun dışında organizasyon şirketi başarılı bir iş çıkardı, konser dağılırken büyük kapı açıldı ve izdiham olmadan herkes rahatça konserden ayrıldı. 

Daha önceki yıllarda konser sonrası kalıp belki görüşme ya da playlist, pena alır mıyız hevesi daha evvelden de kendileriyle yüz yüze görüştüğümden, artık kalmamış olacak ki ben de direk ayrıldım, solist James Labrie, bir daha asla 5 yıl gibi bir ara vermeyeceklerini söyledi,  umarım yakın zamanda tekrar gelirler ve izleme şerefine ulaşırız. 

Son olarak orada olamayanlar adına üzgünüm çünkü izlediğim en iyi Dream Theater performansıydı.