comeback (isim): dönüş  |  comeback (fiil): geri gelmek

Merhaba, bu yazıda yukarıda Türkçe anlamlarını yazdığım “comeback” hususuna değinip dört güzide gruptan bahsedeceğim.

Cynic – Traced In The Air

Söz konusu kelimeyi elbette zamanında alınmadık akıl bırakmamış fakat sonra ayrılmış grupların geri dönüşünü anlatmak için kullanacağım. Bu gruplardan ilki 1993 yılında yayınladıkları Focus albümüyle Progressive Death Metal’in en deneysel örneklerini veren Cynic. Focus isimli albümlerinin girişindeki Veil Of Maya isimli şarkı ile ‘farkı farkedin’ sloganını iliklerimize kadar yaşatan Cynic bu albümden sonra uzun süreli müziğine ara verdi. Artık umutlar kesilmişken Cynic 2008 yılında Traced In Air isimli albümünü yayınladı ve de çok ama çok olumlu tepkiler aldı. İşte dendi, Cynic dendi. Budur dendi. Hazmetmesi güç bir müzik yapmaları dolayısı ile ortamlarda fazla bahsi geçmeyen bir grup olmasına rağmen 2009 yılında ülkemizde Dream Theater ile birlikte verdikleri konser ile beraber kitlesini genişletmeyi başardılar. Cynic kadrosundan Paul Masvidal’i (gitar/vokal) ve Sean Reinert’ı (davul) Death’in Human albümünden de hatırlayabiliriz. Zira ilk yazımda sizlere grup önerileri yaptığım zaman Chuck Schuldiner’ın sürekli değişen grup elemanları ile uyumundan söz etmiştim. Cynic’in iki önemli ismi de Death’in en sevilen albümleriden Human’da boy göstermişti. Reklamlarını da yapalım böylece. Ayrıca grupta 2011 yılından beri bulunan Max Phelps (gitar/vokal) de Death To All turunda vokalleri üstleniyor.  Cynic’e ‘comeback değerlendirme puanı’m: 

At The Gates – At The War With Reality

Bahsedeceğim ikinci grup ise At The Gates. Henüz yirmili yaşlarının başlarında Slaughter Of The Soul gibi bir albüm yayınlayıp ‘bundan daha iyisini yapamayız aga, en temizi bırakmak’ diyerek 4 stüdyo albümü yayınladıktan sonra albüm yayınlamayan grup, İsveç’in en önemli temsilcileri konumunda. Önemleri elbette sadece bu değil. Bugün Melodic Death Metal dendiği  zaman akla In Flames ve Dark Tranquillity’den önce bir grup geliyorsa o grup da At The Gates’dir. Bu müziğin, bu anlayışın temellerini ortaya koyan grup 1995 senesinde dağıldıktan sonra bir Best Of (Suicidal Final Art / 2001) ve bir konser albümü (Purgatory Unleashed, Live at Wacken / 2010) haricinde kayda değer hiçbir şey yayınlamadı. Grubun lead gitaristi Anders Björler, bas gitaristi Jonas Björler ve baterist Adrian Erlandsson At The Gates’ten sonra The Haunted’ı kurup yeni materyalleri orada yazmaya devam ettiler. Ta ki 2014 yılına kadar. 2014 başlarında At The Gates’den gizemli bir video geldi ve de herkes At The Gates hakkında yorumlarda bulundu. Birtakım insanlar ‘yok yahu, çıkarmazlar’ derken kimisi ‘ALLAH OLACAK ALLAH’ dediler. Kimisi de ‘eskisi gibi olmaz’ diyerek albüm çıkar mı çıkmaz mı tartışmasına girmeden direk görüşlerini belirttiler. Birkaç ay sonra albüm detayları geldi ve ilk şarkı At War With Reality yayınlandı. Slaughter Of The Soul havasında olan şarkıyı last.fm verilerime dayanarak 2 günde 100 defa dinlediğimi de gururla belirtmek isterim. Sitede kritiği de yayınlanacak olan albüm için birkaç şey de ben söyleyeyim. Zira her comeback beklenildiği gibi olmuyor arkadaşlar. Bana bu yazıyı yazdıran şey At The Gates’in albümü hadisesidir lakin biz çok Slaughter Of The Soul bekledik adamlardan, korkumuz da The Haunted olmasıydı. İkisinin ortası bir şeyler çıkmış olmasına rağmen çok sağlam şarkılar da yazmış olmaları gerçeği değişmiyor. Netice olarak At The Gates iyi bir comeback yaptı ancak beklenti çok yüksekti. At The Gates’e ‘comeback değerlendirme puanı’m: 

 

Carcass – Surgical Steel

Carcass

Sırada muazzam bir şey var. Bu öyle muazzam bir şey ki At The Gates’i beklerken ‘acaba onların yaptıklarını yapabilecekler mi?’ diye bekledik hep. Nitekim onlar çıtayı öyle yükseltti ki At The Gates’e burun kıvırdık. Sıradaki grubumuz Grindcore olsun, efendime söyleyeyim Death Metal olsun, oradan Melodic Death Metal olsun, Death n’ Roll olsun, çeşitli sularda yüzmüş, son albümleri Surgical Steel ile de seccadeleri serdirmiş olan Carcass. Grup yukarıda belirttiğim üzre çeşitli türlerde albümler yapmış olsa da Surgical Steel ile buram buram Melodic Death Metal kokan Heartwork yıllarına dönüş yapmış. Hem de tam 17 yıl aradan sonra. Grubun son albümü olan Swansong 1996’da çıktıktan sonra grup ‘bizden bu kadar aga’ diyip 2008 yılında tekrar konserler için birleşmişti. Akıllarda ‘albüm çıkarmazlar zaten ya, eskilerle idare ederiz’ düşüncesi olsa da 2013 yılının bana göre en iyi albümü olan Surgical Steel ile ne Allah ne peygamber bıraktılar ortada. Heartwork albümünün izinden giden Surgical Steel albümü gerek karşılıklı soloları, gerek melodileri, gerek hırçın vokalleri, gerek boyun kıran riffleriyle benim dinlediğim en iyi albümlerden birisi. 1993 yılındaki Heartwork pek çok kişiye secde ettirirken 3 yıl aradan sonra gelen Swansong böyle bir etki yapmamıştı. Kendi içerisinde yine güzide diyebileceğimiz bir albüm olan Swansong, Heartwork’ün altında ezilmişti. Carcass’ın geri dönüşündeki en önemli hadise bence budur. At The Gates’e baktığımız zaman Slaughter Of The Soul ile mevzuyu bırakmış, yine zirve yapmışlardı. Fakat Carcass’ın son albümü Swansong idi. Eğer onlar da Heartwork ile bırakmış olsalardı tam olarak başa baş bir durumdan söz edebilirdik. Fakat bu şekilde Carcass üzerinde biraz daha az baskı oluştuğu ve de bekleneni tam anlamıyla verdiğini söyleyebiliriz. Carcass’tan bu kadar söz etmişken saf bir Death Metal albümü olan Necroticism Descanting The Insalubrious’u da dinlemenizi şiddetle öneriyorum. Carcass’ın şarkı isimleri de muazzamdır bu arada. Baktıkça farkına varırsınız. Carcass için ‘comeback değerlendirme puanı’m: 

Black Sabbath – 13

Yazımın son grubu ise efsane kelimesinin hakkını iliklerine kadar veren bir grup olacak. Metal müziğin babaları, tam tamına 35 sene aradan sonra birleşip aynı yıl içinde bir albüm, bir de konser DVD’si çıkartan Black Sabbath’tan başkası değil elbette. 1978’deki son albümleri Never Say Die’dan sonra vokalist Ozzy Osbourne Black Sabbath’tan ayrılmıştı. Black Sabbath daha sonra Dio ile yoluna devam etmiş olsa da çeşitli ayrılıklar yaşamaya devam etmişlerdi. Başıma bir şey gelmeyecekse benim için Black Sabbath Ozzy’nin olduğu gruptur, Dio’nun frontmanliğini yaptığı Heaven & Hell isimli bir proje varken bu iki ismin ayrı ayrı anılması gerektiğine inanıyorum. Ian Gillan ve Tony Martin’in yanı sıra çeşitli vokallerle de albümler çıkarmış olsalar da Ozzy & Iommi önderliğindeki bir Black Sabbath benim için Black Sabbath’ın tanımıdır. Yaptıkları geri dönüşte tek eksik olarak grubun bateristi olan Bill Ward göze çarpıyor. Kendisi sağlık sorunlarından dolayı grubu geri çevirmek durumunda kalmıştı. Bakın ben Bill Ward’u çok severim, çok efendi adamdır. Mütevazidir. Bass gitarı destekleyerek 2. bir gitar varmışçasına bateri kullanmayı icat etmiş adamdır kendisi. Ve bir röportajında ‘yahu azizim, vakti zamanında buna sevinir idim, şimdi elalem neler neler yapıyor, hayret ediyorum, vallahi muazzamlar’ diyecek kadar kalbi geniş bir adam. Ayrıca bir başka röportajda da gözleri dolarak yeni albümü dinleyemediğini, ilk notaları duyduğu anda gözleri dolduğunu söylemişti. Adam haklı be abi. Black Sabbath’ın 2013 yılında çıkan 13 isimli albümü eski dönemden farklı olarak geçen yıllar boyunca grubun Doom Metal yaptığını görmüştük zaten. 13 albümü de klasik bir Heavy Metal albümünden ziyade bir Doom Metal albümü olarak göze çarpıyor. Sabbath karanlığını iliklerine kadar işletiyor. Albüm beklenilen etkiyi bana kalırsa da yapıyor. Black Sabbath’ın ‘comeback değerlendirme puanı’: