10) Megadeth – Rust in Peace (1990)

Metallica`dan ayrıldıktan sonra yaptıklarıyla adından sürekli söz ettiren Dave Mustaine, 1990 yılında piyasaya sürdüğü bu Megadeth albümüyle thrash metalin en özel albümlerinden birisini imza attı ve özellikle içerdiği Marty Friedman soloları ile gelecek nesillere ders niteliğinde hem eğlenceli hem öğretici hem de her geçen gün tazeliğinden ödün vermeyen mükemmel bir albüm ortaya çıkardı.

9) At The Gates – Slaughter Of The Soul (1995)

Liste geneline bakıldığında en geç tarihte yayınlanan albüm olan Slaughter Of The Soul, İsveçli melodik death metal devi At The Gates’in 1995 yılında yayınladığı ve grubu melodic death metalin babası ilân ettiren, bu türün tüm kurallarını ince ince işleyen ve At The Gates dağıldıktan sonra yüzlerce grubun kendisini taklit etmeye çalıştıran, mükemmel ötesi bir albüm. Björler kardeşlerden Tompa’nın mükemmel vokaline kadar harika bir konseptte ilerleyen albüm sonuna kadar bu listedeki yerini hak ediyor.

8) Pantera – Cowboys From Hell (1990)

Groove Metal diye bildiğimiz, speed ve thrash metalden de bolca izler taşıyan Pantera’nın debut albümü olan Cowboys From Hell, döneminde dinleyicisinin suratına bir Osmanlı tokadı gibi çarpmış, rifften riffe koşan, basslarıyla çılgına çeviren, davul performansıyla iyice gaza getiren, vokaliyle duvarları tırmandıran mükemmel ötesi bir albüm. Her çıkardığı albümüyle bir önceki albümüne göre daha da sertleştiğini gördüğümüz Pantera’nın en yumuşak albümü olmasına rağmen milyonları etkilemesiyle aslında ne kadar güçlü olduğunu da görüyoruz. Dimebag Darrel, Phil Anselmo ve Vinnie Paul’ün kendi alanlarındaki ekstra meziyetleri ile Pantera hem grup olarak hem de Cowboys From Hell albümüyle metal dünyasının en özel yerlerinde oturmakta.

7) Mercyful Fate – Don’t Break The Oath (1984)

Danimarkalı Heavy Metal efsane Mercyful Fate’in metal dünyasındaki yerinden söz etmek istiyorum öncelikle. Vakti zamanında Metallica kendilerinin alt grubu olarak konsere çıktı, ilerleyen yıllarda da bir teşekkür olarak grubun Melissa albümündeki şarkılarını derleyip Mercyful Fate adında bir medley yaptı. Lars Ulrich’in de ‘Mercyful Fate olmasaydı, Metallica da olmazdı’ açıklamaları da akıllara gelince bu listenin olmazsa olmazlarından birisi oluveriyor grup. 80’lerde iyice sükse yapan çift solo gitar olayını Iron Maiden ile birlikte ders niteliğinde işleyen, King Diamond’ın bin bir ses rengiyle şarkılar söylediği, heavy, speed, black, dark, satanic, doom gibi janraların hepsini yapıştırabileceğimiz, esrarengiz ötesi olan Mercyful Fate, çevresindeki grupları etkilediği döneminden bana göre en iyi albümüyle listede yerini alıyor.

6) Metallica – Kill ‘Em All (1983)

Thrash devi Metallica 1983’te çıkarttığı Kill ‘Em All albümüyle giriş yaptığı metal piyasasına adını altın harflerle kazıyacağını gösterdi. İşçilik harikası olan, son derece hızlı ve adının hakkını verdirircesine insanı teşvik eden bu albüm, thrash metalin de resmi olarak başlangıcına imza attı.

5) Death – Scream Bloody Gore (1987)

Florida’da Chuck Schuldiner tarafından kurulduktan sonra dinleyenleri şaşkına çeviren ilk death ve death metal albümü olan Scream Bloody Gore, listedeki yerini kazıya kazıya almış durumda. Daha önce alışılagelmiş her şeyi kafalardan silen, tamamen sertlik üzerine kurulu olan, ürkütücü melodiler ve sert rifflerle bezenmiş müziğin yanına inanılmaz sert ve yırtıcı bir vokal ve enstrümantal harikalıklar eklenerek insanları dehşete düşürmüş ve metal müziğin çehresini tamamen değiştirmiş, yeni bir soluk getirmiş olan bu albümü her ekstrem metal dinleyicisi en az bir kez deneyimlemelidir diye düşünüyorum.

4) Venom – Welcome To Hell (1981)

Listenin 4 numarasında öyle bir grup var ki zamanın hiçbir döneminde gerektiği ilgiyi Mercyful Fate gibi kesinlikle görmemiş ama çok şey değiştirmiş, çok şeye sebep olmuş, son derece usta isimlerle bezenmiş bir grup. Venom’un debut albümü olan Welcome To Hell, ekstrem metalin mihenk taşı, black metalin öncüsü, thrash metalin yol göstericisi, NWOBHM’in önemli bir unsuru olarak kabul edebileceğimiz bu çok nitelikli albüm Cronos gibi bir liderin ellerinde çok büyük bir saygıyı hak ediyor.

3) Slayer – Reign in Blood (1986)

Thrash metalin karanlık yüzü ve birçok otoriteye göre de en büyük grubu olan Slayer, aslına bakıldığında Reign in Blood’dan çok daha nitelikli ve iyi albümler yaptı. Reign in Blood’dan önce de çok güzel 2 albüm yayınladı. Fakat bu 28 dakikalık şaheser öyle bir şey ki bana göre metal müziği ‘dönemsel bir müzik’ olmaktan çıkarmış, önünü açmış, o güne kadar yapılamayan o büyük patlamayı nihayet yapmış, çok ama çok özel bir albüm. Sağlı sollu solo gitarlarla ne olduğunu anlamadan bir solo bir riff ile adeta kulaklarımıza tatlı yumruklar yediğimiz, Dave Lombardo’nun bateride bu yumruklara krem şanti sıkarcasına kaymak gibi olan performansı ve pastanın çileği, Tom Araya’nın harika vokalleriyle Reign in Blood bugün yüzlerce grubun esin kaynağı olmuş durumda.

2) Iron Maiden – The Number Of The Beast (1982)

Aslında denilecek pek de bir söz yok. 2 albüm yayınladıktan sonra vokale Bruce Dickinson’ı getiren Iron Maiden, Dave Murray ve Adrian Smith gibi iki kaliteli gitarist ve Steve Harris gibi bass gitar virtüözü ve müzisyenlik açısından rahatlıkla deha diyebileceğimiz bir adamın ellerinde nihayet heavy metal dünyasına yumruğunu vuruyor ve hem kendi yolunu hem de kendisini takip edecek grupların yolunu açıyor.

1) Black Sabbath – Black Sabbath (1970)

Ve bir numara… Her şeyin başlangıcını bu adamlara borçluyuz. Tony Iommi takma parmaklarıyla çaldığı gitarıyla, Geezer Butler sahnede dans ettiği bass gitarıyla, Bill Ward bateri kullanımına getirdiği yepyeni boyutla, Ozzy Osbourne ise frontmanlikte açtığı çığırla günümüzün en saygı duyulan grubu olan Black Sabbath’ın ilk albümünü kaydederek dinlediğimiz müziğin ortaya çıkmasını sağladılar. Babalara her zaman saygı gösterip listeyi de onlarla kapatmayı uygun gördük. Zira olmasalardı, olmazdık.