Az önce çok özel bir şarkı dinledim. Bu şarkı beni bir anda lisenin ilk yılına götürdü, götürmekle kalmadı, o günleri adeta yaşattı. Ve bunları on buçuk dakikada yaptı. Dinlediğim şarkı Master’s Apprentices idi. Opeth’in Deliverance albümünün şaheserlerinden birisi. Bu şarkının önemi benim dinlediğim ilk Opeth şarkısı olması idi. Bana ‘yarabbel alemin Opeth ne kadar güzel yahu’ dedirten ‘şey’ idi. 

Opeth şu yılda kuruldu, şu albümleri çıkarttı, şu türde müzik icra eder muhabbetine girmeyi gerçekten istemiyorum. Bu sebeple girmeyeceğim de… Ben size Opeth’in beni etkileyen yönlerinden söz etmek istiyorum. Söz konusu şarkı Master’s Apprentices bana Opeth’i sevdirdiği için ondan söz etmek istiyorum birazcık. Daha girişinde metal müziğin bütün sertliğini iliklerinize kadar hissettiren şarkı klasikleşmiş Opeth şarkıları gibi akustik kısımlara da ev sahipliği yapıyor. Kaymak gibi clean vokallerin yanında yırtıcı brutal vokali ile Mikael Akerfeldt, Opeth ile bilindik bir müziği icra etmiyor, adeta bambaşka bir şey yaratıyor.

Opeth’e genel bir bakış attığımız zaman duygularınıza tecavüz ettiğini, sizi öldürmediğini ama sizi süründürdüğünü söylerim. Zira Allah benim belamı vermiş olacak ki A Fair Judgement ve Face Of Melinda isimli şarkılarını yeni keşfettiğim anda bir kıza aşıktım. Her gece aynı karamsarlığın farklı tonlarını yaşar olmuştum. Fakat beni daha yaralar gibi gözükse de… aslında yaralıyordu. Sakın dinlemeyin aşıksanız bunları. 

6 Mart 2012 tarihinde ilk kez bir konsere katılıyordum. Ki bu yazıda tahmin edebileceğiniz gibi bu konser Opeth’in konseri idi. Sahne Önü’nden biletimi almış, setlisti ezberlemiş vaziyette okulu bitirdiğimiz akşam mükemmel bir geceye tanıklık ediyordum. Grubun son albümü Heritage’ı çok beğenmemiş, geç alışmış olarak endişeli şekilde gittiğim konserde bir gram sıkıldıysam namerdim. Böyle bir şey olamazdı. Özellikle o acısından delirdiğim Face Of Melinda’yı 1 metre önümde icra ederlerken yaşadıklarımı bir ben bilirim.

Opeth öyle çeşitli bir grup ki, ben sert dinleyemiyorum diyene de, ‘gaza gelmek’ isteyene de, duygudan, melankoliden ölmek isteyene de, deneysel bir şeyler arayana da materyal sunar durumda. Still Life gibi bir konsept albüm yaparken bize Melinda’ya küfürler savurtabilirler. ‘Biz çok sertiz, mükemmeliz’ diye ilerlerken Damnation gibi bir albümle ‘napıyosunuz aga siz, kaymak gibi tertemiz bu şarkılar’ dedirtebiliyorlar. Fakat bunları yaparken kesinlikle kendilerini dinletiyorlar. Kötü bir şey ortaya asla ama asla koymuyorlar. Bunu size garanti edebilirim.

Son olarak Opeth’in şakası olmaz arkadaşlar. Bakın benim kolumda bu grubun dövmesi var. O kadar çok seviyorum. Ama gören benzinci şakası yapıyor. Şu benzinci şakalarından bıkmadınız mı yahu? Sanki bir sizin aklınıza geliyor bu, kimse düşünmüyor. Israrla yapıyorsunuz bu şakayı. Sizden ricam; yapmayın. Komik değilsiniz. Onun yerine açın bir şarkısını dinleyin. 

Yazıya nokta koymadan önce altını çizerek ve de kalınlaştırarak söylüyorum kendimin en sevdiği 10 Opeth parçası ile sizlere veda ediyorum. 

  • 10) The Apostle In Triumph
  • 9) Serenity Painted Death
  • 8) Blackwater Park
  • 7) Heir Apparent
  • 6) When
  • 5) The Night And The Silent Water
  • 4) The Drapery Falls
  • 3) Face Of Melinda
  • 2) The Baying Of The Hounds
  • 1) The Moor