Dave Mustaine Anne ve Babasına Adadığı Şarkıları Açıkladı

0

Megadeth’in frontman’i Dave Mustaine yazdığı şarkılardan en özellerini Rolling Stones’a açıkladı. Mustaine’in anne ve babası için yazdığı şarkılar grubun eski albümlerinden. Şarkıların hikayesi şöyle:

“Annem öldükten sonra “A Tout Le Monde”u yazdım. Benim için bir çeşit mezar yazısı gibiydi. Şarkı, annemin beni rüyalarımda ziyaret ederek, tekrar duymak istediğim “seni seviyorum”u anlatıyor.

Babam için de “The Conjuring”i yazdım. A Tout Le Monde’a göre daha karanlık ve uğursuz bir şarkı. Babamın şeytanla bir anlaşma yapmasını konu alıyor.”

Mustaine’in ailesine yazdığı şarkıları aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Pentagram – Akustik

30. yılını deviren Pentagram kariyerinde ilk kez akustik yaptı. Diskografide bulunan parçalardan 11 tanesi akustik sound’a uygun hale getirildi. Bu işlemler yapılırken grubun eski üyeleri ve yakın arkadaşları da katkıda bulundu. Böylece ortaya çok samimi, içten bir albüm ortaya çıktı.

Albümün kapak tasarımı gizemli bir hava yaratmıştı. “Sonsuz” single’ında eski vokalistleri duymamız heyecanı daha da artırmıştı. “Akustik”in fiziksel baskısı her şeyiyle kaliteli bir albüm olduğunu hissettiriyor. Kapağı kaldırdığımızda albümde emeği geçenleri görüyoruz. Kadro kalabalık. Sanatçıların hangi parçaya katkı verdiği de belirtilmiş:

  • Cenk Ünnü – Davul, Perküsyon
  • Demir Demirkan – Gitar (4, 6, 10, 11)
  • Gökalp Ergen – Vokal (1, 2, 3, 6, 10, 11)
  • Hakan Utangaç – Gitar, Geri Vokal
  • Metin Türkcan – Gitar, Geri Vokal
  • Murat İlkan – Vokal (6, 8, 9, 10, 11)
  • Ogün Sanlısoy – Vokal (4, 5, 6, 11)
  • Tarkan Gözübüyük – Bas Gitar, Geri Vokal
  • Ozan Tügen – Cura (2, 6, 7), Geri Vokal (1, 2, 3, 4, 6, 8, 9, 10)
  • Kerem Özyeğen – Gitar (2,7, 9), Geri Vokal (1, 2, 3, 4, 6, 8, 9, 10)
  • Cihan Barış – Geri Vokal (1, 4, 8)
  • Cengiz Ercümer – Perküsyon (4, 10)
  • Melisa Uzunzarslan – Keman (8)
  • Deniz Doğançay – Viyola (10)
  • Özer Arkun – Çello (5, 10)
  • İskender Paydaş – Piyano (1)
  • Şebnem Ferah – Vokal (7)

Görüldüğü gibi “Akustik” albüm için dev bir kadro çalışmış. Ortaya çıkan ürün ise beklentileri fazlasıyla karşıladı diyebilirim. Albümün kitapçığında Pentagram’ın kemik kadrosunun fotoğraflarıyla şarkı sözleri yer alıyor. Grubun sosyal medya hesaplarını kitapçığı kaldırınca görebilirsiniz.

Albümün prodüktörlüğünü Pentagram ve Babajim Studios titizlikle yaptı. Kayıtlar Planad, Flat ve Babajim İstanbul’da alındı. Cihaz Barış, Ozan Tügen, Ender Balcı, Saygın Özatmaca ve Murat Bulut ses teknisyenliğini üstlendi. Adham Farid, Işık Kural, Berktuğ Ozma ve Behice Özbay asistan teknisyen olarak görevini başarıyla yerine getirdi. Miks’ler yine Babajim’de yapılarak son şeklini aldı. Mastering’i ise Steve Corrao yaptı. “Akustik”in fotoğrafları Maneki Neko tarafından çekildi ve grafik tasarımlar Hale & Hake ikilisinden geldi.

Albüm “Apokalips” ile açılıyor. Piyano etkisiyle ilk andan itibaren dikkat kesildiğimiz şarkıda Gökalp Ergen’in akustik sound’da ne kadar iyi bir vokal olduğunu anladım. Eğer Instagram’da Gökalp Ergen’i takip ediyorsanız akustik şarkılarından haberdarsınızdır. O videolardan yola çıkarak albümde çok iyi bir performans bekliyordum. Öyle de oldu. Distortion’da dinlemenin pek keyifli olduğu “Apokalips”in akustik versiyonunu dinlemek de keyifli. “Geçmişin Yükü” konserlerin vazgeçilmez şarkılarından. Albümde olmazsa olmazdı. “Uzakta”yı 2012 albümünde zayıf parça olarak görmüştüm. Dinleyemediğim tek Pentagram şarkısıdır. Ama “Akustik”te kulağa iyi geliyor. Akışı bozmaması çok önemli.

Daha sonra Ogün Sanlısoy’lu yıllara geri dönüyoruz. “No One Wins The Fight”ın akustik yürüyüşleri Ogün’ün vokali ile kusursuz işlemiş. Demir Demirkan’ın bölümlerini de unutmamak lazım. İki eski Pentagram üyesi geçmişteki gibi özverili bir çalışmaya imza atmış. Sırada “Fly Forever” var. Merakla beklediğim şarkılardan biriydi. Çello eşliğinde dinlediğimiz şarkı duygu seli yaşatıyor. “Gündüz Gece”de ise bütün vokaller iş başında. Pentagram sound’unda kaliteli bir yorum daha dinliyoruz. Şebnem Ferah’lı “Anatolia”da bambaşka heyecan yaşadım. Şebnem Ferah şarkıya seviye atlatmış diyebilirim. 3:27’deki geçişteki melodik yürüyüş hafızada kalıyor.

Pentagram’la özdeşleşen Murat İlkan bu albümde “In Esir Like An Eagle”, “For The One Unchanging” ve “Give Me Something To Kill The Pain” ile yıldızlaşıyor. Konserlerde hiç çalınmayan “In Esir Like An Eagle”ı duyduğumda derin bir “oh” çektim. Melisa Uzunarslan’ın kemanı olmadan bu şarkının tadı alınmaz. Akustik projeden iyi uyum yakalanmışken değerlendirilmesi yerinde olmuş. Bu kayıt çok farklı çünkü gitar, vokal ve davul agresiflikten taviz vermemiş. Murat İlkan’ın albüm kayıtlarındaki gibi hemen hemen aynı performansı vermesi bu işi ne kadar önemsediğinin ispatı. Kapanışı “Sonsuz” ile yapıyoruz. Pentagram’ın tarihi adeta gözlerimizin önünde canlanıyor.

Pentagram’ın 30. yıl hediyesi “Akustik” yeni şarkılar içerseydi daha farklı olabilirdi ancak şu anki haliyle de gayet başarılı. Albümdeki sonsuzluk vurgusu hem kapak tasarımında hem de kitapçıkta veriliyor. Gruba emek veren ancak şimdi kadroda olmayanların da bu sonsuzluğun bir parçasıymış gibi hareket etmesi sıcak bir atmosfer oluşturmuş. Pentagram’ın her dönemine yolculuk yaptığımız albümde fark yaratan kişi kesinlikle Ogün Sanlısoy. Gökalp Ergen’e ayrı bir parantez açmak istiyorum. Murat İlkan sonrası çokça eleştirilen vokalist bu albümde bazı ön yargıları kıracaktır. Dolayısıyla Pentagram’ın kariyeri boyunca iyi vokallerle çalıştığını düşünüyorum. Ayrıca heavy metal dinlemeyenlerin de bu albümü dinleyebileceği için kazanılacak yeni hayranlar görüyorum.

Albümü olumsuz yönde eleştirebileceğim nokta ise ismi. Bu kadar özverili çalışmanın hakkı “Akustik” olmamalıydı. Albümün tasarımı zaten akustik temayı verirken isimde “Akustik” kullanılması ucuz kaçmış. Diskografiye bakalım; “Pentagram”, “Trail Blazer”, “Popçular Dışarı”, “Anatolia”, “Unspoken”, “Bir”, “1987”, “MMXII”, “MMXII Live”’den sonra “Akustik” çok sırıtıyor. Bir de Melisa Uzunarslan’ın katkı verdiği “For The One Unchanging”de adı geçmiyor. “Şampiyonlar Ligi” benzetmesi yapılan albümde bu hata yapılmamalıydı.

Albüm turnesinde bu ekip eksiksiz olursa unutulmayacak anlar yaşayacağıma şüphe yok. Metal ile kalın \m/

Sonsuzluğun Melodileri: Pentagram’ın “Akustik” Albümü Çıktı!

0

Bu yıl 30. yaşını kutlayan en büyük heavy metal grubumuz Pentagram akustik albümünü bugün çıkardı. Eski, yeni birçok şarkının yeniden düzenlenerek yorumlandığı çalışma grubun ilk akustik albümü olarak hatırlanacak.

“Akustik” için Pentagram’ın eski üyelerinden Murat İlkan, Ogün Sanlısoy ve Demir Demirkan bir araya geldi. Dinleyeceğiniz şarkılarda onların da emeği var. Ayrıca Şebnem Ferah da “Anatolia”ya sesiyle çeşitlilik katkı.

“Akustik” albümü Spotify’dan dinleyebilirsiniz. Grubun kesinleşen konserleri sosyal medya hesaplarından paylaşılıyor.

Metallica’nın 10 Albüme Yetecek Kadar Riffi Var!

0

Metallica’nın “Hardwired… to Self-Destruct” albümünden sonra araya fazla zaman koymadan sıradaki albümü yayımlaması bekleniyor. Grubun elinde çok riff olduğu pek çok kez söylenmişti. Lars Ulrich’e göre Metallica hiç riff sıkıntısı çekmiyor. Davulcu, Paulie Morris’e şunları söyledi:

“Mental ve yaratıcılık anlamında bu işin sonu yok. James Hetfield hiç riff yazmasa bile 10 albüme yetecek kadar riffimiz ve fikrimiz var. Bunu garanti edebilirim. iPod’umda 1.600 Metallica riff’i yüklü.

Mesele yaratıcılık ya da enerji değil. Önümüzdeki en büyük sorun yaşlarımız. Böyle kayıtlar yapmaya devam edebilecek miyiz? Nereye kadar gidebileceğimizi zaman gösterecek.”

Metallica şu an Güney Amerika turnesini gerçekleştiriyor. Yeni tarihler resmi site üzerinden paylaşılmakta.

Aerosmith’in Davulcusu: “The Rolling Stones’dan Daha İyiyiz”

0

Rock müziğin iki emektar grubu Aerosmith ve The Rolling Stones, Joey Kramer’in açıklamalarından sonra karşı karşıya geldi. Joey’ye göre Aerosmith, The Rolling Stones’dan daha iyi performans veriyor. Classic Rock röportajından yansıyanlar şöyle:

“Aerosmith gibi yaklaşık 50 yıldır müzik yapıp, orjinal 5 üyesini de koruyabilen bir tane grup yok. Herkes Stones’u yüceltiyor ama onları hiç önemsemedim. Bana teklif edebilecekleri bir şeyleri yoktu.

The Stones orjinal bir grup değil. Eğer Aerosmith konserine gelirseniz onlardan daha iyi çaldığımızı görürsünüz. Canlı performansta iyi değiller.”

Aerosmith bu yıl son turnesine çıkacak. “Aero-Vederci Baby!” adlı turne 17 Mayıs’ta İsrail’de başlıyor.

Tüm Zamanların En İyi 10 Alman Rock ve Metal Grubu

0

Rock ve metal müziği bugünlere taşıyanlar arasında Alman grupların önemi büyük. Özel biraları kadar müzik çeşitliliği ile de kendini gösteren Almanya dünyaya açılan müzik gruplarına sahip. Rammstein’ın sahne şovunu, Scorpions’ın hit şarkılarını bilmeyen yoktur.

Ultimate Guitar en iyi Alman rock ve metal grupları aşağıdaki gibi sıraladı. Dinlemediğiniz varsa tavsiye ederiz.

10. Blind Guardian

9. Oomph!

8. Kreator

7. Sodom

6. Kraftwerk

https://www.youtube.com/watch?v=VXa9tXcMhXQ

5. Accept

4. Helloween

3. Die Artze

2. Scorpions

1. Rammstein

https://www.youtube.com/watch?v=WsdIMVvn2wI

Corey Taylor Slipknot ve Stone Sour Arasındaki Farkı Anlattı

0

Hem Slipknot hem de Stone Sour ile kariyerine devam eden Corey Taylor iki grup arasındaki farkı kendine göre açıkladı. ETC Show’a konuşan Taylor şunları söyledi:

“Her ikisi de ciddi bir fiziksel efor gerektiriyor. Stone Sour için daha fazla çalışıyorum. Çünkü Slipknot’ta maskenin altına gizlenerek bir şekilde işlerin yürümesini sağlayabilirsin.

Slipknot’ta ürkütücü bir pozisyondayken, Stone Sour’da daha gerçekçi olmak zorundayım. Slipknot tiyatral ve karanlık temada. Stone Sour parti havasında geçiyor. Stone Sour ile sahnedeyken espri yaptığımı görebilirsiniz. Slipknot’ta pek olmaz.

İki grup için sağlığıma dikkat etmeliyim. Artık genç değilim. Bundan dolayı fit kalmaya çalışıyorum. Diyet programımı değiştirdim. Sigarayı bıraktım ve uyuşturucu kullanmıyorum. Çünkü kariyerim benim için önemli. Buna değer.”

Stone Sour’un hip hop, punk rock etkileşimli yeni albümü bu yıl piyasaya çıkacak.

Yeni Meta Alternatif/Progresif Tarzda Yaptığı Albümünü Yayımladı: 46

0

Yeni Meta 2015 haziran ayında kurulan progresif/alternatif türde çalan bir müzik grubu. 2013 yılında rastlantı sonucu karşılaşıp iyi dost olan Timuçin Çiçek ve Necmettin Azman tarafından temelleri atılan grup son şeklini 2015’te aldı. Sarper Tekin, Denizalp Şimşek ve Burak Kamacı’nın katılımından sonra Yeni Meta ilerlemeye devam etti.

Grup üyeleri uzun süredir konser vermeyip stüdyoda kayıtlar ile ilgileniyordu. “46” albümünün kayıtları, mix’leri ve mastering’leri Stüdyo Dodo’da yapıldı. Alternatif/progresif tarzındaki albüm şu anda Spotify, iTunes, Deezer gibi platformlar üzerinden dinlenebilir.

Yeni Meta’yı Facebook’tan takip edip konser tarihleri paylaşıldıkça haberdar olabilirsiniz.

Katre – Encounters

Tahsilim sebebiyle son birkaç haftadır cebelleştiğim fevkalâde yoğun vaziyetim esnasında birbirine yakın zamanlarda piyasaya sürülen 3 yeni albümün elime geçmesi üzerine, tabiri caiz ise sıkıcı yoğunluktan daha keyifli ve başa çıkmaktan son derece memnuniyet duyacağım başka bir yoğunluğa geçiş yaptım. Bu tatlı yoğunluğumun sebeplerinden biri olan Katre isimli grubumuzun Encounters albümünü, hakkını teslim ederek değerlendirmek için son bir haftadan fazla bir süredir belirli aralıklarla dinliyor ve albümdeki her bir parçanın ifade ettiği mânâyı, bugüne kadar müziğe dair elde ettiğim hatırı sayılır tecrübe ve birikimim dâhilinde idrak etmeye gayret ediyorum. Şuan da albümden aldığım/alacağım marjinal fayda tükenmeden, idrakimi kelimelere aksettirmeye çalışacağım.

Evvelâ ilk projeleriyle bizleri ve Türk rock-metal camiasını bir hayli memnun ettiğine inandığım gruptan biraz bahsederek başlayayım. Grubun biyografisini okurken – birgün kendi heavy metal grubunu da kurmak isteyen biri olarak – şahsımın takdirini ve saygısını en çok celbeden tarafının, her biri farklı mesleklerden gelen 4 grup elemanının 3 farklı ülkede ikamet etmesi olduğunu belirteyim. Zira Türkiye çapında irili ufaklı birçok metal grubu, aynı ülke sınırları dâhilinde olmalarına rağmen senelerce konserlerde cover parçalar seslendirmekten öteye gidememişken Katre elemanlarının, aralarındaki mesafeye rağmen büyük bir azim ve irade göstererek albüm çıkarmış olmaları son derece önemli ve takdire şayan bir meseledir.

Tarz olarak ise grup, post-rock ve post-metal’i benimsediğini ifade ediyor. Şahsım adına rock türünde klasik ve glam rock’ın, metal türünde de heavy, thrash ve death metal’in haricinde hiçbir türe merak salmamış, daha da vahimi post-rock ile metal’e dair şimdiye kadar neredeyse hiçbir kaydı – en azından kafamda bir yer edinmesi niyetiyle dahi – dinlememiş biri olarak Encounters albümünün değerlendirmesini, tür nazarından tamamen nötr bir bakış açısıyla yapmayı en makul tercih olarak kabul ediyorum.

Kısaca Albüm:

Parçalara geçmeden evvel albümün kapak fotoğrafını şeklen beğendiğimi, albümün ismini ve kısmen de sound’unu tematik nazarda başarılı bir şekilde temsil ettiğini belirtmek istiyorum. Tabi Encounters başlı başına enstrümantal bir albüm olduğu için ilk safhada albüm kapağı-ismi ve parça isimleri gibi görsel unsurların, şarkı sözlerinin yerini doldurmak suretiyle albümün niteliğine dair ipuçları vermesi gerekiyor. Öyle zannediyorum ki grup bunu, albüm parçalarını iki “varoluş” evresine (existence-existing) bölerek yapmış.

İlk parça Under Water World, sakin başlayan riffleri ve arka planda, parçanın ismine binaen sualtı atmosferini dinleyenlerin kulaklarına işlemek için kullanılan ses efektleriyle güzel bir giriş olmuş. İkinci dakikanın ortalarına başlayan geleneksel tınılar, üçüncü dakikadan sonra efsane Türk gitar virtüözü Erkan Oğur’un muazzam solosuyla doruk noktasına çıkıyor. Bu solonun haricinde büyük üstadın girişte ustalıkla işlediği e-bow’ları ve parçayı bir hayli beğenmemi sağlayan sualtı efektlerini de unutmamak lâzım. Bununla beraber bir metalci olarak beni en çok, parçanın beşinci dakikasına doğru ağır distortion’lı tonlarla başlayan hareketlilik cezbediyor. Parçadaki sakin ve huzurlu havayı çok dağıtmamak için distortion’lı riffler çok uzun tutulmadan parça yine sakine dönerek bitiyor. Ne diyeyim… Post-rock veya metal’e yabancı biri için iyi bir başlangıç olsa gerek.

Tabi sertlik ve gitar sololarının yoğunluğu nazarında ikinci parça olan Mettle’ı daha çok beğendim. Girişinde silik olarak duyduğumuz ve birinci dakikasının ortalarında clean olarak karşımıza çıkan solosu, gerçekten parçanın isminin vasfını taşımak suretiyle insana bir hırs ve azim hissiyatı veriyor. Tam ikinci dakikaya yakın hareketlenen ve aynı solonun bu sefer distortion ile beraber boy gösterdiği parça, albümdeki en favori parçam diyebilirim.

The Breath Part I ise, ikinci kısmının girişi mahiyetinde bir parça olarak bunalım ve biraz da gerilim havası veriyor. Hemen arkasından güzel ve hafif hareketli bir tempo ile başlayan The Breath Part II’da, güzel ve iyi işlenmiş davul vuruşlarıyla öne çıkan bir parça kanaatimce. Özellikle son 30 saniyesindeki sert ve sıkı vuruşlarda sağlam bir metal havası gördüğümü çok rahat söyleyebilirim.

Albümün “existing” kısmı dâhilindeki ilk parçası olan “Bond”, kısa süresine rağmen ihtiva ettiği solo zenginliği ve melodik estetiğiyle şahsen beni olumlu yönde şaşırtmaya muvaffak oldu. Bilhassa tam son bir dakikasından itibaren başlayan solodaki duygu yoğunluğunu iliklerime kadar hissettim.

Encounters’ın en uzun parçası olan “It is All New”ün ilk 6 dakikasında davul, “The Breath Part II”da olduğu gibi ön plana çıkıyor; lâkin gitar solo ve riffleri melodik yönden biraz yetersiz kalmış. Neyse ki altıncı dakikadan sonra giren sağlam riffler ve clean solo, bu açığı kapatıyor. Tabi genel olarak parçayı değerlendirdiğimiz vakit, sönük olan kısımlarının daha uzun olması sebebiyle 8 dakikanın bu parça için haddinden fazla bir süre olduğuna kanaat getirmeye sevk ediyor beni.

“Blurry Paths” teknik yönden albümde en progresif bulduğum parça. Tabi progresif rock ve metal ile de aram olmadığı için şahsen parçanın bu özelliğini, progresif olması haricinde başka bir tarafıyla değerlendiremiyorum. Ama ikinci dakikasından sonra sönük başlayarak daha sonra iyice sertleşerek beliren gitar rifflerini beğendim.

Son parça olan “Heaviest Leaves” de albümdeki bir diğer en favori parçalarımdan olmakla beraber son 50 saniyesinden itibaren başlayan oldukça doyurucu ve heavy vari gitar solosuyla şahsen beni tatmin edici bir kapanış olarak tezahür ediyor.

Netice İtibariyle:

İlk başta da altını çizdiğim üzere grubun benimsediği türe dair tatmin edici malûmatı olmayan biri olarak “Encounters”ı değerlendirdiğimde; gerek sound, gerek prodüksiyon yönünden, ve bilhassa parçaların temasını gitar rif ve sololarıyla, arka plandaki ses efektleriyle izah edişindeki başarısı yönünden albümü beğenmemek için bir sebep bulamıyorum. Buna karşın grubun diğer projelerinde daha iyi işler çıkarması ve attıkları bu güzel ve başarılı temelin üzerine sağlam taşlar ilave etmesi için elbette ki tenkit ve tavsiye kısmını ihmâl etmek olmaz.

Tenkitlerle başlayacak olursak ilk olarak albümde, grubun internet sitesindeki biyografisinde ifade ettiği üzere sound’uyla harmanlamayı hedeflediği doğu ezgilerini – doğrusunu söylemek icap ederse – Under Water World ve kısmen Bond haricindeki parçalarda pek gördüğümü söyleyemem. Tabii ki bu tenkidi yaparken “doğu” kavramını grup üyelerinin ve şahsımın nasıl yorumladığını da dikkate almak gerekir. Anladığım kadarıyla grup, doğu unsurlarını oryantal tesirlerden ayıran bir müzik idrakine sahip. Eğer albümün konsepti bu düşünce üzerine bina edilmişse grup elemanlarına, müzikte oryantalizmin doğu ezgilerinin büyük bir parçası olduğu/olması gerektiği hakikatini bir defa daha düşünmelerini tavsiye ederim.

Albümde bir diğer vasat gördüğüm taraf ise, parçaların genel olarak aynı melodik kalıptan doğarak şekillenmiş gibi bir intibaya sahip olmalarıdır. Tabi bu melodik benzerlik, Encounters’ın nitelik itibariyle bir konsept albüm olmasından kaynaklanıyor ki bu şekilde değerlendirirsek normal bir durum. Lâkin dinleyenlerin albümdeki bazı hit parçaları favori olarak görüp ön plâna çıkarma veya bir parçayı başkasıyla mukayese etme ihtimalini dikkate alırsak bu benzerlik sorun teşkil edebiliyor. Eğer albümdeki gitar soloları genel mânâda mevcudundan fazla olsaydı parçalar şüphesiz kendi farklılıklarıyla daha kolay boy gösterebilirdi.

Son olarak da, bu başarılı ve Türk rock-metal camiası için güzel bir umut vaat eden çalışmalarını bir kere daha tebrik ettikten sonra gruba, belki biraz radikal kaçabilecek bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Albümdeki bazı parçalar, özellikle hareketlenen kısımlarında “nerede benim vokalim” diye adeta feryat ediyor. Bu sebeple grup, eğer gelecekteki projelerinde aralarına bir vokal ilave etmeyi düşünürse, albümlerin stüdyo aşaması normal olarak daha da zahmetli bir hâle gelecek olsa da son tahlilde yine de âlâ olur diye düşünüyorum.

Steel Panther’dan Satchel: “Dindar İnsanların Tepkisini Çekmemek İçin Şarkı Sözü Değiştirdik”

0

Glam metal grubu Steel Panther şarkı sözleri ve sahne şovlarıyla gündeme geliyor. Akustik albüm öncesi plak şirketiyle isim konusu epey tartışılmıştı. Grubun gitaristi Satchel Rock Sverige’e verdiği röportajda, 2011’de yayımlanan “Balls Out” albümünden “17 Girls in a Row”un nasıl değiştirildiğini şöyle anlattı:

“Amerika’da kayıt şirketimizin isteği yönünde pek değişiklik yapmadık. Ama “17 Girls in a Raw”un orjinalini değiştirmek zorunda kalmıştık. Sözlerin aslı şöyleydi: “Spread my legs for a salad toss and I shot my load on the holy cross.”

Bu sözleri gördükten sonra plak şirketimiz; “bunu değiştirmemiz lazım, yoksa Katolik Kilisesi üstümüze gelir” diyerek karşı çıktı. Ben de “hayır değiştiremeyiz! Şarkının en sevdiğim kısmı bu!” demiştim.

Ancak daha sonra sözleri değiştirdik. Pişman olduğum tek şey bu oldu. Keşke değiştirmeseydik. Aslında çoğu insanın bize ilgi göstermediğini düşünüyorum. Beyonce ya da bir başkası memesini gösterince olay oluyor, insanlar deliriyor. Nasıl olur da bu kadar ilgi çekemeyiz?”

Steel Panther’ın Amerika turnesi 4 Mart’ta Berkeley’de başlıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=NH7ogQldm14

Son Haberler