Negentropy Yeni Albümündeki Şarkıların Ne Anlattığını Açıkladı

0

İzmirli metal grubu Negentropy yeni albümü “Eternal Persecution”ı 17 Şubat 2017’de piyasaya sürecek. Grup üyeleri albümdeki şarkıların temasını, dinleyene ne anlattığını açıkladı. 10 parçadan oluşan “Eternal Persecution”dan ipuçları şöyle:

Art of Demolition

Bu şarkıda temasal açıdan aslında esin kaynağımız yabancı metal grupları oldu. Bir gün çoğu metal grubunun kendi kültür ve tarihlerini anlattığı gibi biz de kendi tarihimizden bir parça sunalım dedik. Şarkı tamamen kurtuluş mücadelesiyle ilgili ve olabildiğince epik bir ruha sahip. Kahramanlıkları konu alan bir şarkı yazdık.

Rising Through The Skies Blazing

Kelimenin tam anlamıyla imkansızlıklar içinde müzik yapmaya çalışıyoruz aslında. Maddi, manevi her açıdan özellikle Türkiye’de hitap ettiğimiz kitlenin olabildiğince küçük olması sebebiyle sürekli bir mücadele içindeyiz yaşamlarımızda. Bu yüzden bu yorgunluğu üstümüzden bir şarkıyla atmak istedik açıkçası. En iyi yapabildiğimiz şekilde…

Get Time Back

Herkesin ölümüne pişmanlık duyduğu bir olay başına gelmiştir. Her şey bir anda ortaya çıkar ve sonrasında yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Elimizden hiçbir şey gelmediği o umutsuz anları, bir daha yaşasak asla yapmayacağımız hataları konu alan bir şarkı yazdık. Get Time Back hüzün kadar agresifliğin ve bir o kadar da karamsarlığın sesi.

Obeyed So Far

Bu parçada değinilen şey; hiyerarşinin bulunduğu her yerde yaşanan bir olay. Kazanılan makamsal gücün insanı ne kadar yozlaştırdığını anlatıyor. Bu gücün insanların davranışlarını ne denli etkilediğini eleştiriyor.

Voice of Liberty

Kan, vahşet, cinayet… İçinde bulunduğumuz dönemde bu sözcükler artık ne yazık ki bizden çok uzak değil. Terör sadece ülkemizde değil dünyanın her köşesinde can acıtmaya devam ediyor ve bu sadece dışarıdan gözükenler. Biz tüm gerçekliği bir hikayeye sığdırmaya karar verdik. Voice of Liberty de şarkıyı bir patlamanın ortasında kalmış insanların ağzından dinliyoruz.

Negentropy albümdeki diğer şarkıları yayın tarihinden sonra açıklayacak. “Eternal Persecution”ın teaser’ı da yayımlandı. Aşağıdan dinleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=NTWNTzfCnA0

Sabhankra – Revenge

Daha çok heavy metal ya da thrash metal dinleyen biri olarak melodik death metal tarzıyla alakalı çok bir bilgi birikimine ya da kültüre sahip değilken, son dönemlerde bu müziğe ve brutal vokale karşı ön yargım kırılmış durumda. Bunu sağlayan da yerli melodik death grubu Sabhankra oldu.

Grubu tanıma hikayem Savaş Sungur ile başladı. Metal konserleri ya da etkinliklerinin bazılarında karşılaşıp muhabbet ederken Sabhankra’nın “Revenge” albümü dinleyicilere sunuldu. Grubun resmi sosyal medya organlarında kendi tarzını epic/thrash/black metal görüyoruz ve müziklerinde melodic death metal türüne de rastlayabiliyoruz. Ayrıca grubun solisti Savaş Sungur, “metal müzik” denilmesine bile karşı. Onlara göre “metal” bir müzik türünden çok daha fazlası.

İlk zamanlarında Constantinopolis ismini kullanan grup bu isimle “For The Empire” isimli bir de albüm yaparken Sabhankra adı altında da “Powercraft”, “Seers Memoir” albümlerine imza attıktan sonra geçtiğimiz Nisan ayında “Revenge” albümünü yayımladı. Grubun güncel kadrosu ise vokalde ve gitarda Savaş Sungur, gitarda Süha Kozbey, bass gitarda Gürkan Yücel ve davulda Rıdvan Başoğlu’ndan oluşmakta. Şimdi biraz Revenge albümünden bahsedelim.

Sabhankra’nın müziğinde genel olarak özgünlük dikkat çekiyor ve ön plana çıkıyor. Hatta Constantinopolis ismini kullandıkları zamana bakıldığında geleneksel motifler bulmak oldukça mümkün. Tabii ben son albüme daha çok hakimim o yüzden eskilerle çok fazla kıyaslamaya girmek istemiyorum. Albüm “You Will Die” parçasıyla epik bir açılışla başlıyor. Yani dediğim gibi death metal türüne karşı ilgisi olmayan biriyken hatta bu yüzden bu müzik kültürüne fazlasıyla yatkın ve yaşça büyük kişiler tarafından sürekli “Bak dinlemelisin çok şey kaçırıyorsun.” uyarılarına maruz kalıyorken bu konudaki dönüm noktasını Amorphis ve Sabhankra ile yaşadım, zaten Amorphis de Sabhankra’yı etkilemiş bir grup.

Albümde beni girişinden itibaren en çok etkileyip yakalayan parça “Immortal Son” oldu. Şarkının 30 saniyelik intro bölümüne hayran kaldım. Ayrıca açılış parçası “You Will Die” da benim için albümde öne çıkan parçalardan. “I’ll Die With Your Love” genel tepkilere bakıldığında albümün en ön plana çıkan şarkısı gibi duruyor. Ana melodisi, yani intro’da daha soft tonlarda duyduğumuz melodi cidden bana göre de albümün en iyi öğelerinden biri ve bu şarkıda vokalin altından yürüyen gitar riffleri de benim hoşuma giden bir detay oldu. Şarkı melodik tavrıyla ön plana çıkıyor ve albümde bence duyguyu yansıtma konusundaki en başarılı parça olmuş. Klavye kullanımları ise şarkılara ayrı renk katmış.

“Revenge” benim çok hoşuma giden ve sürekli dinlediğim albümlerden biri oldu. Şarkı şarkı dinleyip derinine inmek ve her saniyesini derinlemesine incelemek de sizin zevkinize kalmış. Sabhankra demişken bir de grubun iki ay önce yayımladığı “Live at Roxy” isimli canlı albümünü de dinlemenizi öneririm. Metal denildiğinde benim için ön plana çıkan şeylerden biridir konser albümleri ve o müziğin ruhunu daha iyi yansıtıyor.

Jamiryo Yeni Albüm Özlemine Son Veriyor: İlk Single Yayımlandı

0

Jamiroquai yedi yıllık albüm hasretini “Automaton” ile sonlandırıyor. Funk ve acid jazz grubunun titizlikle çalıştığı yeni albümü 31 Mart’ta müzikseverlerle buluşacak.

Vokalist Jay Kay, “Automaton”un ilham noktasını şöyle anlatıyor:

“Günümüz dünyasındaki yapay zekanın ve teknolojinin yükselişi, insanların birbirleri ile olan ilişkisi dahil olmak üzere, yaşamdaki ve çevremizdeki daha hoş, basit ve anlamlı şeyleri nasıl unuttuğumuzu anlatmak istiyoruz.”

Albümden yayımlanan ilk single’ı aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Unutmadan şunu da ekleyelim:

Doktor Raporu: “James Hetfield Bir Nota Bile Söyleyemez”

0

Metallica’nın müthiş geçen konser serisi James Hetfield’in sağlık sorunları nedeniyle sekteye uğradı. Grubun bu akşamki Copenhagen konseri 2 Eylül’e ertelendi. 

Grubun 3 Şubat 2017 konserinde James Hetfield konseri yarıda kestikten sonra yoğun istek üzerine şarkı söylemeye devam etmişti. Doktorlardan alınan rapor neticesinde Papa Het’in şarkı söylemesi şimdilik yasak. Resmi açıklama şu şekilde:

“Ne yazık ki James’in boğazındaki rahatsızlık düzelme göstermedi. Doktorlar bir nota bile söylememesi gerektiğini bildirdi. 5 Şubat Copenhagen konserini 2 Eylül 2017 tarihine ertelemek zorundayız.

Geçen konserde bizimle olanlara üst düzey Metallica deneyimi yaşatamadığımız için üzüldük. Şimdiye kadarki en zorlu konserlerden biriydi. Desteğiniz ve sevginizle yardımcı oldunuz.”

Metallica’nın iptal olan konserinin bilet iadeleri 1 Mart’a kadar yapılabilecek. 5 Şubat konserine bilet alıp, Danimarka’da bulunanlar ise Ticketmaster’dan yardım isteyip iptal olan konserin biletini 7 veya 9 Şubat konseriyle değiştirme şansına sahip. Çok sınırlı sayıda değişim bileti olduğu için elinizi çabuk tutmalısınız.

James Hetfield’ın hastalığı sıradaki konsere kadar geçmezse iptaller devam edebilir.

Black Sabbath Müziğe Veda Etti: Son Konserden Görüntüler Burada!

0

Black Sabbath 48 yıl önce kuruldu ve heavy metalin yaratıcısı olarak dünyanın en önemli müzik gruplarından biri oldu. İngiltere Birmingham çıkışlı grup, her şeyin başladığı yerde kariyerini bitirdi.

Aslına bakarsanız söylenecek çok fazla bir şey yok. Black Sabbath’ın veda konserinden birine, yazarlarımızdan Ömer katıldı ve detaylı bir şekilde konseri anlattı. O yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Son Konserin Setlist’i

01. Black Sabbath
02. Fairies Wear Boots
03. Under The Sun / Every Day Comes And Goes
04. After Forever
05. Into The Void
06. Snowblind
07. War Pigs
08. N.I.B.
09. Hand Of Doom
10. Supernaut / Sabbath Bloody Sabbath / Megalomania (medley)
11. Rat Salad
12. Iron Man
13. Dirty Women
14. Children Of The Grave (Encore)
15. Paranoid

https://youtu.be/BIlPLCc0WnA

Yaşru – Börübay

Yaşru ile tanışmam geçen sene oldu. Yeni albüm Börübay’ın görsellerini ve teaser’ını site üzerinden paylaşmıştık. Bu arada da grup üyeleriyle tanışma fırsatım oldu. Albüm teaser’ı gerçekten heyecan vericiydi. Grubun diğer şarkılarını merak etmiştim. Gecenin Türküsü, Yol Verin Dağlarım ve Öd Tengri Yasar’daki sound ve sözler bende hayranlık uyandırdı. Daha sonra önümdeki teaser’a bakınca “kesinlikle iyi bir albüm geliyor” dedim.

Yaşru’nun Börübay albümü Wormholedeath Records etiketiyle 28 Ekim 2016’da çıktı. Teaser’daki şarkıların uzun versiyonunu sonunda dinleyebilecektik. Albümün CD formatı müzik marketlere dağıtılınca arşivime kattım. Albüm kapağındaki tasarım, elimizde tuttuğumuz albümün eski Türkleri anlattığını açıkça belli ediyor. CD’nin iç yüzünde albüme dair detaylı bilgiler var.

Börübay’ın yapımında Berk Öner vokal, elektro gitar ve etnik çalgıları üstlenmiş. Bas gitar görevi Batur Akçura’da. Şarkıların kaydını da bu ikili yapmış. Albümün mix ve mastering’i Recordman Müzik Yapım’dan Utku Çılgın’a ait. Kapak ve logo tasarımı Erencan Çingir ve Batur Akçura’nın kaleminden geliyor. Çizim ve illüstrasyon işlerini ise Ömer Tunç üstlenmiş.

Kartonetin içinde klasik olarak teşekkür yazısı ve şarkı sözleri var. Burada dikkat çeken kısım Bilge Kağan’ın sözüne yer verilmesi ve eski Türklerin yaşantısından görseller barındırması. Sayfalar arasında eski dilden yazılar da var. Bilge Kağan’ın sözünü yazmadan geçmek istemiyorum:

“Tanrı buyurduğu için, ben de kutlu ve bahtlı olduğum için ölmek üzere olan milleti diriltip doyurdum. Çıplak milleti giyimli kıldım; yoksul milleti diriltip zengin kıldım. Az milleti çok kıldım; güçlü devleti olandan ve güçlü kağanı olandan daha iyi kıldım. Dört bir yandaki milletleri hep kendime bağımlı kıldım. Türk milletini düşmansız kıldım. Bu milletler hep bana bağımlı oldular.”

Albüm 2 dakika 20 saniyelik bir intro ile başlıyor. 552 AD (Börü) epik müziği ile sanki yüzyıllar öncesinin Orta Asya’sına bir kapı açıyor. Intro sonrası brutal vokalli “Börübay”ı dinliyoruz. Burada, az önce okuduğumuz Bilge Kağan’ın sözleri müzikal çerçevede yeniden yorumlanıyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan üçüncü şarkı ile atalarımıza selam gönderiyoruz. Albümde bir de cover var. Barış Manço’nun klasiklerinden “Nazar Eyle”yi Yaşru’nun ruhu ile dinliyoruz. Bu cover’ı Börübay’ın konseptine çok yakıştırdım. “Rüzgarın Yırları” Türklerin özgürlüğüne ne kadar düşkün olduğunu anlatan bir şarkı. Son iki dize şöyle:

“Kılıcım, bayrağım şahidimdir ki biliniz
Sonsuza dek bitmez bu öykü birdir, bizim özümüz”

“Hafis”de kazak ezgileri kullanılmış. Bana göre albümün en duygusal şarkısı budur. Dinlerken huzur doluyor, derin derin nefes alıyor insan. Enstrümantal eser, etnik çalgıların ustaca kullanıldığı güzel örneklerden biri. Börübay’ın bitiş şarkısı “Yaşru”. Folk rock/metal grupları konserde çalarken alanda bir hareketlilik olur ya, “Yaşru”da da o adrenalin ve eşlik etme isteği uyanıyor.

Yaşru yaptığı müzik ile hiçbir gruba benzemiyor. Tarihimizi müzikle harika bir şekilde anlatan grup kesinlikle daha fazla ilgiyi hak ediyor. Börübay’ı grubun bize özümüzü unutmamamız için verdiği bir armağan olarak görüyorum. Biz de bu öyküyü sonsuza kadar yaşatalım, özümüz bir olsun.

Heavy Metal’in Babalarına Son Vazife: Black Sabbath, Londra The O2 Arena Konseri

0
Fotoğraflar: Ross Halfin

Black Sabbath yaklaşık 15 senedir sıkı ve amansız bir hayranı olduğum ve her zaman heavy metal camiasının gündeminde olduğu bir grup. “Yeniden bir araya gelme” ve “yeni albüm” müjdeleri üzerine kendilerine karşı heyecanımın uzun bir aradan sonra fevkalâde bir şekilde arttığı Black Sabbath’ı, orijinal kadrosuyla sahnelerde görmeye başladığımızdan bu yana hep canlı seyretmek istemiştim.

2010’ların başları, şimdiye kadar Avrupa’nın doğusuna pek geçmemiş birçok grubun ülkemizi konser vermek için teşrif ettiği yıllar idi. Motörhead’inden tutun Iron Maiden’ına ve Judas Priest’ine kadar birçok heavy metal devini – kimini uzun yıllar sonra, kimini de ilk defa – ülkemizde görmenin keyfini yaşamıştık. Black Sabbath da yeniden toparlanması Türkiye’nin konser nazarında verimli devrine denk geldiği için 13 albümünün ardından yapacakları dünya turnesinde belki Türkiye’yi de görürüz diye ümit etmiştim. 2014 turne listesini beyan etmelerini 4 gözle bekliyordum, ama maalesef listeye baktığımda o ümitlerim saman alevi gibi söndü. ABD, Kanada, İngiltere gibi demirbaş ülkeler haricinde Rusya’ya, Polonya’ya hatta Birleşik Arap Emirlikleri’ne bile gidecek olan grubun Türkiye’ye uğramayacak olması büyük bir talihsizlikti. Bunun üzerine o sene 8 Haziran’daki Almanya konserine veya 11 Haziran’daki Polonya konserine gitmeye yeltenmiştim ama içinde bulunduğum şartlar müsaade etmedi.

2014’te Sabbath’ı görememenin hüznüne 1 sene sonra grubun resmi sitelerinden beyan ettikleri “son turnemizi yapıyoruz” haberi de ilave olunca artık çaresizliğim iyice arttı. 2016’nın Ocak’ında başlayan The End Tour’un listesinde, organizatörlerimizin gruba 2014’te biçtikleri değere binaen Türkiye’nin yer almayacağından adım gibi emindim, zira almadı da… Bu sefer de grubun 1 Haziran’da Macaristan’da yapacağı konsere gitmeyi planladım, malûm diğer Avrupa ülkelerinden daha ucuza geleceği ve vize işlerinin de nisbeten daha kolay olacağı için. Ama işe bakın ki Macaristan için kendimi hırpalamak yerine kralları kendi anavatanlarında, heavy metalin doğum yerinde görmeme sebep olacak bir kaderin içinde buldum kendimi! Tahsilime devam için Birleşik Krallık’a gidecektim. Okuyacağım bölüm, gideceğim okul veya ülkede kalacağım şehrin hangisi olacağını aklımın içindeki karanlık bir dehlize fırlatıp atmış ve adeta sadece ülkede bulunduğum müddet içinde hangi konserlere gideceğime odaklanır olmuştum. Tam da benim ülkede olduğum hengâmda müzik hayatını sonlandıracak olan Black Sabbath’ın son turnesinin İngiltere listesi dâhilindeki konserleri de tabii ki ilk gözüme kestirdiklerim arasındaydı.

Evvelâ grubun müzik hayatının en son konserinin vuku bulacağı ve ayrıca grubun temellerinin atıldığı şehir olması sebebiyle 4 Şubat’taki Birmingham konserini hedefledim. Ama gerek Birmingham’da evinde kalacağım bir dostumun bulunmaması, gerekse grubun en son performansı olacağı için bilet fiyatlarının diğer İngiltere konserlerine nazaran astronomik oranda yüksekliği sebeplerine istinaden kararımı değiştirerek 31 Ocak’daki Londra-The O2 konserine bilet almaya karar verdim. Tabi gönül isterdi ki bütün İngiltere turnesi boyunca grubun peşinden koşabileyim ama malûmunuz ülke ekonomisinin gidişâtı ve sterlinin Türk parasına karşı adaletsizce artışı gibi realiteler mevzu bahis idi. E benim de konserlerin haricinde burada yaşamam icap eden günlük hayatımı da işin içine dâhil edince “olsun, bunu da bulamayanlar var” diye kendimi teselli ederek Sabbath’ın tek bir konserine tamah ediverdim. Hafif yağmurlu bir Londra havasında, şehrin baş döndüren karışıklıktaki metrosuna inerek The O2 Arena’ya geçmek için North Greenwich istasyonunun yolunu tuttum.

Devasa konser alanına girdikten sonra ilk birkaç dakikam bir yandan etrafı gözlemleyip diğer yandan da senelerdir canlı görme hayâliyle yanıp tutuştuğum Black Sabbath’ın konserinde olduğuma hâlâ kendimi inandırmaya çalışarak geçti. Gruba mümkün olduğunca yakın olmak için biletimi orta kısımdan almıştım ve alana tam kapı açıldığında girdiğim için sahne önünün hemen arkasındaki bariyerlere dayanma şerefine nâil oldum. Bulunduğum mevkiiden grubu iyi bir şekilde görebilecektim çok şükür. Bu minvalde alana ilk girenlerin ardından etrafımı dolduran hayranları da biraz analiz ettim. Malûm grup bir hayli klasiklerden sayıldığı için hayran kitlesi de genellikle 40 yaş üzeri şahıslardan müteşekkil idi. Etrafımda heavy metal ruhundan habersiz “poser”lar yerine ciddiyet sahibi amcaları ve teyzeleri görmem de ayrı bir mutluluktu.

Saat 8 gibi ışıklar nihayet kapandı ve ön grup olarak, bundan evvel Deep Purple’ın turnelerinde de ön grup olarak çalan ve Sabbath’a The End Tour boyunca eşlik eden ABD’li rock grubu Rival Sons çıktı. Grup pek benim tarzım olmadığı için yaklaşık 40 dakika süren konserlerine çok fazla ilgi göstermedim. Ama hakkını teslim etmek icap eder ki hard rock nazarında fena sayılmayacak bir sound’a ve vokale sahip bir gruba benziyordu.

Nihayet saatlerce süren beklemenin ardından Black Sabbath yazılı o devasa perde bir anda indi ve 1 buçuk dakikalık intro videosunun ardından heavy metalin babaları bütün heybeti ve azametiyle sahneyi teşrif ederek cehennem atmosferini bizlere daha konserin ilk başından iliklerimize kadar hissettirdi. Heavy metal tarihinin oldukça mühim bir dönüm noktası olduğuna inandığım bu devasa konser, grubun hem kendisinin hem de ilk albümünün ismini taşıyan Black Sabbath parçasıyla başladı. Parçanın ritmiyle beraber ara ara harlanan sahnedeki alevler eşliğinde Ozzy’nin her zamanki çılgın sesini, Tony Iommi’nin cehennem notasından farksız rifflerini ve Geezer Butler’ın büyük bir ustalıkla kulaklarımıza takdim ettiği bas tonlarını ilk defa bu kadar yakın mesafeden dinlemenin verdiği hazzı yaşamak bile, en az bu kelimelerle tarif etmek kadar zordu benim için. 60’lık dede konumundaki adamların bizlere o karamsar ve kasvetli sound’u hâlâ aksettirebiliyor olması takdirlerin en büyüğüne şâyan bir kabiliyetti.

https://www.youtube.com/watch?v=dLlUJzhjWpM

Hemen arkasından Fairies Wear Boots ile Sabbath’ı Sabbath yapan eşsiz gitar rifflerini ve parçanın sonundaki Metallica’nın bir parçasına da ilhâm olmuş o meşhur soloyu bir kez daha üstad Iommi’den duyarak çıldırdık. Sonrasında Sabbath konserlerinde bugüne kadar görmeye pek aşikâr olmadığımız ve benim de şahsen Vol 4 albümünün içindeki favorilerimin arasında yer alan Under The Sun’ı çaldı grup. Fanları konsere adapte etmek için iyi bir tercih olmuştu bu parça. Sonrasında yine uzun zaman sonra şaşırtıcı bir şekilde listeye eklediği After Forever başladı. Sabbath’ın genel olarak çaldığı klasikleşmiş parçalarına binaen bu da, farklı bir tercih olarak kulağa heyecan verici geliyordu ama yılların Ozzy’nin sesine verdiği yorgunluk ve detonelik sebebiyle grup bu parçada seyircileri çok fazla coşturamadı.

İlk 4 parçanın ardından sıra nihayet, grubun Master of Reality albümünde sound’una öldüğüm ve hem stüdyo kaydına hem de konser versiyonlarına ayrı bir hayranlık duyduğum Into the Void’e gelmişti. Ozzy’nin “it is own called, Into the Void” demesiyle avazım çıktığı kadar bağırmam bir oldu. Tony üstad, her zamanki gibi parçaya gitarı çektirerek başladı ve benim nazarımda heavy metal tarihinin en baba rifflerine ve bas tonlarına sahip parçanın bir anda tüm vücuduma verdiği o titreme, bilhassa parçanın ritminin değiştiği anda tavan yaptı ve vokallerin başladığı ana kadar devam etti. Tony büyük bir ağırbaşlılık ile gitarı konuştururken Geezer da basını parmaklarıyla döverek Iommi’ye eşlik ediyor, Ozzy de boş durmayıp seyircileri bağırtıyordu. Tabi daha evvel de söylediğim üzere sesindeki tahribat sebebiyle Ozzy her ne kadar o eski yırtıcı vokalleri yapamıyor olsa da yine de parçanın azametini bizlere yansıtabilmişti.

Bu efsane parçayı bir başka efsane ve konserlerin bir diğer demirbaşlarından Snowblind takip etti. Parçaya el çırparak eşlik ettikten sonra ortalığı bir karanlık bürüdü ve Sabbath hayranlarının çok yakinen tanıdığı siren sesi, kırmızı ışıklar eşliğinde bir anda kulaklarımızı delercesine çaldı. Bu kasvetli ses, War Pigs’den başkasının habercisi olamazdı. Tony ve Geezer girişi yaptı, ardından sadece davulun sesi gelince Ozzy bizlere alkış tutmamızı emretti. Ve sonrası malûm. Bir o söyledi, bir biz… Bugüne kadar hep YouTube videoları veya DVD’ler üzerinden kısık sesle eşlik ettiğim War Pigs’in başlarına şimdi bağıra bağıra eşlik ediyordum. Bu harika atmosferin ardından işi biraz dalgaya vurduk ve Behind the Wall of Sleep’e geçtik. Eh, albümde de sırasının aynı şekilde gitmiş olması üzerine bu parça çalardı da ardından bir N.I.B. gelmez miydi? Tabii ki gelirdi. Ozzy’nin kendisini takdiminin ardından ışıklar bir anda Geezer’a doğruldu ve üstad, wah-wah pedalıyla distortion tonunu sonuna kadar dayayıp – tıpkı Kemal Sunal filmleri misali defalarca dinlememize rağmen bıkmayacağımız – o mükemmel bas solosunu çalmaya başladı. Normalde daha kısa tuttuğu solonun melodilerini bu turnede biraz değiştirmiş ve daha cazip hale getirmişti.

N.I.B.nin ardından klasik Sabbath’çıları heyecanlandıran bir başka farklı parça tercihlerinden Hand of Doom’a geldi sıra. Ben tabi yine parçanın hareketlenen kısımlarında Ozzy’nin cırtlak ve tiz vokalini duyamadığım için pek randıman alamamış olsam da parça konsere fena gitmedi. Sonrasında Tony ve Geezer üstadlardan Rat Salad, Supernaut, Sabbath Bloody Sabbath ve Megalomania’ya ait kısımlardan şahane tadımlık riff şöleni dinledik. Bunu da Tommy Clufetos’un seyircileri coşturan davul solosu takip etti. Ardından Iron Man ile sahne yeniden çığlıklara boğuldu ve herkesin gözü, kanseri yenmesinin ardından tüm heavy metal camiasının kendisini bu parçayla özdeşleştirdiği Tony Iommi’ye dikildi. Üstad, atlattığı tüm zorluklara rağmen parçanın sonundaki o hızlı soloları büyük bir ustalıkla hâlâ çalabiliyordu.

https://www.youtube.com/watch?v=WW5zJYZsArs

Konserin yavaş yavaş sonuna gelirken sıra Dirty Woman’da idi. Tam parça başladığı sırada grubun 1999’da çıkan Renunion konser albümünde sıra bu parçaya geldiğinde bazı kadın fanların meydana getirdiği manzara aklıma gelmişti. – bilenler bilir, o yüzden teferruatına girmeyeceğim – Bu sebeple acaba aynısı burada da olur mu diye etrafıma biraz bakındım, omuzlara çıkan bir kaç tane kadın gördüm ama aynı manzaranın tekrarına şahit olmadım. Sondan ikinci parça Children of the Grave’de ise bizi bir sürpriz bekliyordu. Konser başlamadan da tavanda gördüğüm ama ne için orada durduklarını anlayamadığım mor renkli balonlar birden üzerimize yağdı ve ortamda adrenalin yükseldi. Öyle ki ben bir ara parçayı dinlemeyi bırakıp tepeme gelen balonları yumruklamanın derdine düşmüştüm.

Encore kısmının ardından Ozzy bize “bir parça daha” diye tezahürat yaptırdıktan sonra sıra, heavy metalin vazgeçilmez klasiklerinden Paranoid, grubun son turnesinin sondan üçüncü konserini bitirmek üzere çalmaya başladı. Bundan evvel üzerimize yağan balonlara şimdi de Black Sabbath yazılı konfeti kâğıtları ilâve oldu ve hayatımda asla unutamayacağım bir sevinç içinde konser sona erdi. Grup üyeleri bizi selamlayıp sahneden ayrıldıktan sonra ekrandaki The End yazısını gördüm. Tam o sırada 13 albümünden Zeitgeist çalmaya başladı. Yavaş yavaş The O2’nun çıkışına yürürken her 3-4 adımda bir ister istemez yüzüme düşen o hüzün ile kafamı geri çevirip ekrana baktım. Şaka değildi yaşadıklarım. Nihayet çocukluğumu benden alan heavy metal efsanesini sahnede görmüştüm. Ama ironiye bakın ki bu aynı zamanda onları son görüşümdü. Sevinç ve hüznün içimde birbiriyle boğuştuğu bir ruh haliyle The O2’ya veda ettim.

https://www.youtube.com/watch?v=ZEqAJKk54iM

Gece yarısında arkadaşımın evine geldiğimde Paranoid çalarken üzerimize yağan konfeti kâğıtları sağımdan solumdan dökülmeye başladı. Biletim ve konser bilekliğimin yanında bir hatıra da bunlar kalsın dedim ve o kâğıtların her birini, ömrüm yettiği müddetçe muhafaza etmek üzere toplayıp çantama koydum.
Genel bir değerlendirme yapacak olursam, konserden ekseriyetle memnun kalmamam için hiçbir sebebim yok diyebilirim. Zira bu kadar büyük bir ihtirasla ve arzuyla gitmeyi istediğim bir konserde takdir edilir ki eleştirecek çok bir şey bulmam zor. Keza grup elemanlarının ilerleyen yaşlarına rağmen belki de sağlıklarını tehlikeye atarak hayranlarının karşısına son bir defa çıkma fedakârlığı göstermesine karşılık açıkçası
“şu parçada şu olmamış” tarzı bir eleştiri yapmayı da hadsizlik ve terbiyesizlik olarak addederim. Ama tenkit noksan olmasın diye adeti yerine getirecek olursak, sadece 13 albümünden ve grubun son EP’si The End’den de bir iki parça yer alsa fena olmazdı diyebilirim en fazla

Sözün kısası heavy metal’e dair bugüne kadar yaşadığım her türlü hissiyatı bana en derininden bir kez daha tecrübe ettiren bir konser oldu bu. Grubun 48 yıllık macerasının son anlarından birinin ufak bir parçası olmanın verdiği gurur, herkese nasip olmuyor. Black Sabbath’ı görmeyi senelerdir yürekten istemiştim. Hatta o kadar istemiştim ki, ölmeden yapmak istediğim şeyler listesine bile koymuştum. Meşhur The Bucket List filmindeki gibi yapılacaklar listesine bir çizik daha attım.

Overkill’in Yeni Şarkısı Video Kliple Birlikte Geldi: “Goddamn Trouble”

0
Photo: MusikZentrum LC

Overkill’in yeni albümü “The Grinding Wheel” 10 Şubat’ta Nuclear Blast etiketi ile satışa çıkarılacak. Albümde yer alan yeni şarkı “Goddamn Trouble”ın video klibi yayımlandı. Aşağıdan izleyebilirsiniz.

“The Grinding Wheel” Şarkı Listesi

01. Mean, Green, Killing Machine
02. Goddamn Trouble
03. Our Finest Hour
04. Shine On
05. The Long Road
06. Let’s All Go To Hades
07. Come Heavy
08. Red White And Blue
09. The Wheel
10. The Grinding Wheel

Albümün yayımlanmış diğer single şarkıları video klipli olarak aşağıda.

James Hetfield’ın Zor Anları: Hasta Olmasına Rağmen Kopenhag Konserine Devam Etti

0

Metallica, cuma akşamı Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta konser performası sergiledi. Bu konser klasik Metallica konserlerinden biraz farklı. 4 ayaklı bir Danimarka turnesinin ilk ayağıydı ve konserin verildiği mekanda sahne tam ortaya kuruldu. Karşıdan seyredilen değil tüm açılardan sahnenin görüldüğü hoş bir ortam. Türkiye’de yapılsa kafayı yerdik herhalde.

James Hetfield konser öncesinde soğuk algınlığı geçirdi ve maalesef performansını ciddi derecede etkileyecek bir durumda sahneye çıkmak zorunda kaldı. Metallica’nın menajerinin verdiği bilgiye göre “Sad But True” ve “Halo On Fire”, James Hetfield’ın hastalığından ötürü setlist’ten çıkartıldı.

Konser başlangıcında James Hetfield, hastalığı ile ilgili şikayette bulundu ve bu durumdan ötürü seyircilerden özür diledi. Şunları söyledi:

“Bu hiç adil değil arkadaşlar, en sevdiğiniz grubu görebilmek için buraya geliyor ve tonla para veriyorsunuz ama sound’umuz kötü. Şu an burayı terk edeceğim, başka bir zaman daha iyi bir performans seyretmek ister misiniz? Konseri bitirmek istiyorum, ne diyorsunuz?

Bu konuşmanın üzerine 15 binin üzerindeki Metallica fanı hep bir ağızdan “Hayır” diye bağırdı. James bunun üzerine şunları söyledi:

“Tamam, bunu siz istediniz, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. Size minnetarım arkadaşlar. Desteğiniz için teşekkürler.

Bu konuşmanın üzerine konser devam etti ve sorunsuz bir şekilde atlatıldı. James’in sesinde bir problem olduğu konuşmasından da anlaşılıyor. Bu ses ile nasıl bir performans sergiledi merak konusu. O konsere dair canlı performans videoları düşmeye başladığı zaman paylaşacağız.

https://youtu.be/PMsSRPq2VZ0

https://youtu.be/wf9hqsEhN6w

Genç Müzisyen Emirhan Derindere Yeni Şarkısını Paylaştı: Papazın Kızı

0

1994 İstanbul doğumlu olan Emirhan Derindere yaklaşık 10 yıldır müziğin içinde. Kurt Cobain ve Neil Young gibi isimleri örnek alıyor. 16 yaşından beri şarkı söyleyen Derindere yeni şarkısını 1 Şubat’ta yayımladı.

Papazın Kızı, Kadıköy Metropolist Müzik desteği ile kaydedildi. Şarkı şu anda sadece YouTube’da var. 14 Şubat’ta Spotify, iTunes ve diğer dijital platformlarda yerini alacak. Emirhan Derindere’yi Facebook üzerinden takip edebilirsiniz.

Yeni single Papazın Kızı:

Son Haberler