2014 GNCFEST’in Değerlendirme Yazısı

0

GNCFEST’i duyuran Turkcell sürekli, interaktif konser deneyimi, kesintisiz müzik ve eğlenceyi ön plana çıkarmıştı. Bakalım, Turkcell’in seyirciye vaat ettiği bu unsurlar seyirci tarafından nasıl karşılandı. Yazının sonunda canlı performans videolarını izleyebilirsiniz.

İnteraktif Konser Deneyimi:

gnctrkcll üyeleri interaktif konser deneyiminden yararlanma fırsatına sahip oldu. Turkcell gnctrkcll uygulamasını festivale entegre ederek başarılı bir işe imza atmış diyebilirim. Bu uygulama sayesinde, seyirciler sahne ışığının rengini belirledi, Manga’dan Ferman’nın sahnede giyeceği kıyafetin rengini seçti. Bunun dışında seyirciler, festival alanındaki tuvaletlerin yoğunluğunu da gnctrkcll uygulaması sayesinde öğrendi. Bu sayede, boş olan tuvaletler kullanılarak zamandan tasarruf edildi.

Festivali heyecanlı yapan diğer unsur ise sosyal medyaydı. #GNCFEST başlığına Twitter veya Instagram’dan mesajlar, fotoğraflar gönderildi. Gönderilen mesajlar ve fotoğraflar sahnenin sağında ve solunda bulunan dev ekranlarda yayınlandı. Dev ekrana çıkmak için durmadan mesaj gönderenler olduğunu gördüm. İTÜ Stadyum’da 7 Eylül 2014 tarihinde selfie rekoru da kırıldı. Festival alanındaki herkes eş zamanlı olarak “selfie” çekti. Çekilen selfie’ler sosyal medyada merak uyandırdı. Turkcell festivale ilgiyi arttırmak için güzel bir yöntem bulmuş.

Bu başlık altında eleştirebileceğim 2 nokta var: İnternet hızının yavaşlaması, gnctrkcll uygulamasının bazen cevap vermemesi. Turkcell’in organize ettiği festivalde zaman zaman internette yavaşlamalar, bağlantıda kopmalar oldu. Bu kesintiler kısa süreli olduğu için fazla göze çarpmadı. gnctrkcll uygulamasına girildiğinde uygulamada donma olduğunu gözlemledim. Sahne ışığını değiştirmek için uygulamaya girdiğimde, uygulama cevap vermedi. Bu sorun uzun süre devam ettiği için sahne ışığı rengine oy kullanamadım.

Kesintisiz Müzik:

Turkcell’in kapılar açıldığından itibaren kesintisiz müzik sözü yerine getirildi. Gruplar sahnede yokken DJ hiç boş durmadı. Sürekli müzik çalındı, dans edildi. Kesintisiz müzik ilk başta hoş karşılanabilir fakat, akşama doğru fark ettim ki belli başlı parçalar çok sık çalınıyor. Bir zaman sonra aynı şarkıları duymaktan gına geldi. Festivalin sunucusu grupları anons ederken, duyuru yaparken müziğin sesi kısılsaydı daha iyi olurdu. Bazen müziğin sesi o kadar fazlaydı ki sunucunun ne dediğini anlamadık.

Eğlence:

Festival günü İTÜ Stadyum, tam bir festival alanıydı. Stadyum’da bulunanların sıkılmaması için her şey düşünülmüş. Saha içinde oturup grupların çıkmasını beklemektense, vakit geçirilebilecek alanlar vardı. Bu alanlar; grafitti alanı, dev jenga, PS4, dönme dolap, twister, masa tenisi ve trambolin yerleriydi. Pedal çevirip telefonu şarj etme yerleri de yoğun ilgi gördü.

Turkcell’in davetiyle hayatımda ilk defa pop konserine gittim. Rock ve metal dinleyicisi olduğum için bu konserlerden zevk alamadım ama bu yazıda tarafsız olmaya çalışacağım. Mabel Matiz, Model, Manga, Inna, Rita Ora ve Pharrell Williams GNCFEST kadrosunda bulunan isimlerdi. 

Mabel Matiz’e yetişemediğim için yorumda bulunamayacağım. Duyduğum kadarıyla sahneye çıkan ilk isim olmasına rağmen festival alanını coşturmuş.

Festivali benim için cazip kılan grubun Model olduğunu belirteyim. Model benim açımdan günün en başarılı grubuydu. Model, hayranlarıyla uyum içinde güzel bir konser verdi. Model hayranları, bütün şarkılara bağıra bağıra eşlik etti. Fatma Turgut, konserin sonunda işçi ölümlerine, ülkemizde meydana gelen son olaylara dikkat çekti.

Manga beklediğimden daha enerjik, daha istekliydi. Ferman’ın önderliğinde Manga, hareketli bir performans sergiledi. Yalnız, Manga sahne önünden pek verim alamadı. Arka taraflar daha hareketliydi. Ferman’da, Fatma Turgut gibi işçi ölümlerine değindi ve “Işıkları Söndürseler Bile” isimli şarkıyı seslendirdiler. Manga, kapanış şarkısı olarak ilk albümlerinin çıkış parçasını seçmiş: “Bir Kadın Çizeceksin”. Son parça Manga’nın en çok bilinen şarkılarından olduğu için bütün stad eşlik etti.

Manga’dan sonra seyirci, Inna’yı sabırsızlıkla beklemeye koyuldu. Akşam olduğu için festival alanı iyice doldu ancak tribün kısımlarında büyük boşluklar vardı. Inna sahneye çıktığında seyirci çılgına döndü. Inna’nın sahneye çıktığı ilk kostümü beğenilmedi. Şarkı arasında, sahne arkasına gidip kıyafet değiştirdi ve ikinci kıyafeti bol ıslık ve alkış aldı. Inna, Rita Ora ve Pharrell’da sisler, fişekler bol bol kullanıldı, seyircinin dikkati hiç bir zaman eksilmedi. Inna, yabancılar arasında seyirciyle samimi olan tek isimdi. Sahneden inip, bariyerlere yaslanmış olan seyircilerin ellerine dokundu. Sahne önü bu dakikalarda epey karışmıştı. Inna DJ’den yana şansızlık da yaşadı. Teknik bir arıza yüzünden bir türlü şarkıya girilemedi ve konsere yaklaşık 10 dakika ara verildi. Inna bu boşlukta zaman geçsin diye “Çingenem” parçasının nakaratını okudu ve güzel bir jest yaptı. Inna’dan son parça olarak “Inndia” bekliyorduk fakat söylemedi. Türkiye’de isim yapmasının nedenlerinden biri olan şarkıyı söyleyip te sahneden inseydi, daha güzel olurdu.

Rita Ora’nın sahnesinde yerden atılan ateşler bir hayli dikkat çekiciydi. Rita Ora’nın sahne duruşu, dansçıları ve vokalleri uyum içindeydi. Rita Ora, hafızalara kazınan bir performans sergiledi.

Inna ve Rita Ora’dan sonra Pharrell Williams ilaç gibi geldi. Inna ve Rita’nın parçalarının alt yapılarının benzediği için Pharrell bu konuda fark yarattı. Sürekli aynı ritimde bas duymaktan sıkılanlar için Pharrell Williams’ı dinlemek iyi geldi. Pharrell bir saat boyunca seyirciyi hareketli tuttu. Pharrell’ın şarkılarında festivaldeki herkes dans etti, eğlendi. Model’in şarkıları haricinde bildiğim iki parça “Get Lucky” ve “Happy” idi. Canlı olarak bunları dinlemek hoştu.

Festivalin genelinde hem gruplar sahnedeyken (Mabel, Model ve Manga hariç) hem de DJ eşliğinde dans ederek eşlik edenler oldukça fazlaydı. Bu yüzden pop müzikten hoşlananlar için festivalin güzel geçtiğini söyleyebilirim. Genel olarak eleştirilen bir kısım sanatçılara verilen süre oldu. Inna ve Rita’ya 45 dakika, Pharrell’a 1 saat verildi. Seyirci bu süreleri yeterli bulmadı.

gnctrkcll uygulamasında meydana gelen donmalar, internetin kesilmesi, DJ’in sürekli aynı şarkıları çalması can sıksa da sahne alan grupların bu olumsuzlukların üstünü örttüğünü düşünüyorum. Turkcell, pop dinleyicisinin memnun olarak ayrıldığı bir festivali geride bıraktı diyebiliriz.

Canlı Performans Videoları:

– Mabel Matiz

– Model

– Manga

– Inna

– Rita Ora

– Pharrell Williams

Bahadır Han Eryılmaz Röportajı

0

– Türk Gitar: Barista’nın ilk albümü çıktı ve olumlu yorumlar aldı, almaya da devam ediyor. Bu gelişmeler tazeyken, bir röportaj yapalım istedik. Teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler.

-Bahadır: Biz de teşekkür ederiz.

– Türk Gitar: Öncelikle, isimden başlayalım. Barista isminin bir hikayesi var mı?

– Bahadır: Kahveye olan ilgimden geliyor.

– Türk Gitar: Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz? Grubu müzik sektöründe nereye konumlandırıyorsunuz?

– Bahadır: Bir şarkıyı dinlerken içimden geçtiğini ve sonunda bir şeyler bıraktığını hissetmek isterim.  Bizimki, radyoyu açtığımda duymayı özlediğim müzik, elimizden geldiğince tabii. Albüm kitapçığı elinizde. Uygun bir ortamda zaman yaratarak, sözlerini ve hikayelerini takip ederek dinleyeceğiniz müzik. Sektör içinde konum dışıyız açıkçası.

– Türk Gitar: Her şarkıda , şarkının ruhuna uygun farklı bir vokal kullanmanız özel bir seçim mi?

– Bahadır: Kesinlikle. Eğer olağanüstü, muhteşem bir vokalistiniz yoksa (Steve Perry gibi), her şarkıyı aynı sesin söylemesini ben her zaman monoton ve sıkıcı bulmuşumdur. Bizim şarkılarımız gerçek hayat hikayeleri üzerine inşa edildi; her biri için, şarkının tadına uygun ve içindeki duyguyu güçlendirecek vokalistler seçtik.

– Türk Gitar: Bu vokalleri nasıl seçtiniz?

– Bahadır: Bazen cuk oturdu, bazen arayıp durduk. Toplamda 12 vokalist var albümde, ayrıca 18 enstrümentalist görev aldı.

– Türk Gitar: İngilizce ağırlıklı olarak şarkılarınız özel bir seçim mi?

– Bahadır: Sadece o şekilde gelişti. Açıkçası, oturup “Hadi Ingilizce şarkı yapalım” denmedi hiç bir zaman. Yaptığımız müzik türünün doğası gereği sanırım. Tersi, Fransızca uzun hava söylemek gibi olurdu.

– Türk Gitar: Daha çok analog kayıt yapmanızın sebebi nedir? Dijital müzik ve günümüzde müziğin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? İlle de plak mı? Albümü plak olarak basmak gibi bir isteğiniz var mı?

– Bahadır: Ticari amaçları olan müzisyenler için analog miks ve master çok tercih edilmez çünkü maliyeti artırır. Her şeyden önce, gerekli ekipman her yerde yok ve emek yoğun bir işlem. Örneğin, küçük bir değişiklik yapmak istediğinizde bile bütün projeyi geri çağırmanız gerekiyor, sadece bu işlem 2 saate yakın sürüyor. Ben, çıkan tonları daha gerçek bulduğum için analog kullanmayı tercih ettim. Dijital ortam müzisyen ile dinleyiciyi birbirine daha yaklaştırdı. Öte yandan, şakıları da birbirine cok yaklaştırdı. Müzik de artık bir hızlı tüketim kalemi haline geldi. İnsanların içerikle ilgileri yok. Radyo açıkken çoğu kez şarkıların değiştiğini fark etmiyorum; hemen hepsi, bilgisayarda üretilmiş, sentetik. Kuşaklar değistikçe, “Nerede bizim zamanımızdaki şarkılar” diyen öncekiler her zaman olacak. Ama benim endişem muziğin içsel doyum ve dönüşüm gücünün yok olmaya yüz tutması.

– Türk Gitar: Albüm kapağının tasarımı da çok özel, hikayesi nedir?

– Bahadır: Önüme konulan hiç bir seyi beğenmeyince, iş başa düştü. İyi de oldu, çok zevk aldım. Kapak, içindekileri anlatıyor, hem fiziksel hem de duygusal olarak. Bundan ötesini dinleyicilere bırakıyorum.

– Türk Gitar: Klip şarkımız belirlendi mi?

– Bahadır: “Never Too Late” için çekildi, montaj safhasında. Eylül sonuna doğru bir klip daha çekmek istiyoruz. Hangi şarkı için olacağına karar verilmedi henüz. Seçenek çok 🙂

– Türk Gitar:  Dinlediğiniz, ilham aldığınız müzisyenler neler?

– Bahadır: Gençliğimiz isimleri. The Alan Parsons Project, Journey, Toto, Peter Gabriel, Jackson Browne, Fikret Kızılok.

– Türk Gitar: Sizi sosyal medyadan nasıl ve nerelerden takip edebiliriz?

–  Bahadır: Facebook’ta, Tumblr’da ve SoundCloud’dayız. Websitesi de her zaman iyi bir mecra!

– Türk Gitar: Konser ve lansman planınız var mı?

-Bahadır: Konser için en erken yıl sonu olur sanırım. Tabii bu noktada, tanıtıma nasıl bir cevap alacağımız belirleyici olacak.

– Türk Gitar: Bu konuşma sayesinde Baris’taya daha yakından bakmış olduk. Çalışmalarınızda ve konserlerde başarılar diliyoruz.

– Bahadır: Teşekkürler, görüşmek üzere.

Zeytinli Rock Festivali Değerlendirmesi

0

4 yıl aradan sonra Zeytinli Rock Festivali seyircisiyle buluştu. Festival 28 Ağustos’ta açılış partisi ve Metropolis konseriyle başladı. 31 Ağustos gecesi Pentagram ile sona erdi. Ben sadece son güne gidebildim. Konser alanından bahsetmeden önce Edremit’in genel havasından bahsetmek istiyorum.

30 Ağustos akşamı Akçay’a konaklamak için geldim. Üstümde Pentagram tişörtü olduğu için festival için geldiğim belli oluyordu. Karşılaştığım bölge halkının birçoğu festivalden haberdardı ve konaklama için çok yardımcı oldular. Akçay’ın sahil kesiminde akşam yürüyüşü yaparken rock tişörtleri satanlar, bilet almak için gitar çalıp şarkı söyleyen gençler vardı. Yolda yürürken festivalin ilk gününden bahsedenlere kulak misafiri oldum. Açıkçası böyle bir ortam beklemiyordum. Herkes festivali birbirine anlatıyordu, yeni gelenlere rastlanılırsa detaylar anlatılıyordu. 31 Ağustos konserleri için konser alanına doğru yola çıktım. Alanın yakınında tek veya çift katlı evler bolca bulunmakta. Burada yaşayan yerli halk, evlerini festivale gelenlere açmıştı. Ev sahipleri sucuk ekmek, köfte ekmek, soğuk içecek satıyor, gece konaklamak isteyenleri evlerinde ücretsiz bir şekilde ağırlıyorlardı. Yerli halk festivale adapte olmuş gözüküyordu.

Konserler başlamadan ben de bir evin balkonuna misafir oldum. Evin sahibi Sadık ağabey bizimle yakından ilgilendi. Sadık ağabeyin söyledikleri o kadar önemliydi ki, sizlere aktarmak için tabletime notlar aldım;

Ben burada bulunan bütün gençleri seviyorum. Biraz yaşlı olabilirim fakat rock müziğe karşı bir sempatim var. Bu festivale 4 yıl ara verilmesi herkesi üzdü. Yerel halk bu festival sayesinde iyi paralar kazanabiliyor. Burada fazla etkinlik yapılmıyor, Zeytinli Rock Festivali hem uzun soluklu bir festival hem de seyircisi çok efendi. Rock isyanın müziği diyoruz ama burada gençlerin hepsi hoşgörü sahibi. Bu zamana kadar en ufak bir tartışma olduğunu görmedim. Buraya gelenlerin hepsi aklı başında, okulunu okuyan, buraya arkadaşlarıyla eğlenmeye gelen insanlar. Ben de evimi bu güzel gençlere açarak yardımcı olmaya çalışıyorum.

Görüldüğü gibi Edremit’te yaşayanlar festivale sahip çıkıyor.

Festival alanı oldukça büyüktü. Ben sahnenin ve yemek standlarının civarındaydım. Otelde konakladığım için çadır kurulan yere gitmedim. İçeride satılan yemekler ve içeceklerin fiyatı da normaldi. Son günün kadrosu şöyleydi: Pera, Murat İlkan, Dört x Dört, Ogün Sanlısoy, Kurban, Hayko Cepkin, Pentagram. Pera günün açılışını yapan isim oldu. Sevilen şarkılarını vakit el verdiğince çaldılar.

Murat İlkan’ı bu sene üçüncü izleyişim oldu ve en iyi ses sistemi Zeytinli Rock Festivali’ndeydi. Murat İlkan’ı Pera’dan daha çok dinlediğim için ses sistemine verilen emeği daha iyi anladım. Parçalarda yer alan bütün unsurlar ayırt edilebiliyordu. Demek ki istenince güzel bir ses sistemi kurulabiliyormuş. Murat İlkan “Fanus”tan ve cover’ladığı şarkılardan söyledi. Seyirci her zaman ki gibi “Bir! Bir!” diye bağırdı ama o gece Pentagram sahne alacağı için söylemedi. Dört x Dört bilmediğim bir grup olduğu için kendilerini uzaktan oturarak izlemeyi tercih ettim. “Her Akşam Votka Rakı ve Şarap”ı cover’ladılar ve en çok eşlik edilen parça oldu. Onların da sağlam soundu ve seyirciyi harekete geçiren parçaları vardı.

Ogün Sanlısoy, sanıyorum bu sene en güzel performansını sergiledi. Ogün Sanlısoy ve grup arkadaşları enerji doluydu, istekliydi ve şarkılarını hatasız çaldılar. Ogün, seyirciyle fazla muhabbette girmeden konserini verdi. Kendilerine ayrılan süreden maksimum düzeyde yararlandılar. Kurban ise seyirciyle en çok temas kuran gruptu. Hayranlarından istek parça bile aldılar. “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” ve “Lambafa Püf De” çalınırken sahneye yakın olanlar, uzak olanlar, yerde oturanlar epey hareketlenmişti.

Hayko Cepkin, günün belki de festivalin en çarpıcı canlı performansına imza attı. Konserden önce Hayko Cepkin hayranlığım yoktu, Hayko Cepkin’in popüler şarkılarından hiçbirini bilmiyordum. Son albümünden sadece iki-üç parçayı biliyordum. Ancak, Hayko Cepkin’in muazzam performansının ardından, festivalden Hayko hayranı olarak ayrıldım. Hayko Cepkin, diğer gruplardan farklı olarak sahnenin iki yanında bulunan dev ekranları kullandı. Bu ekranlarda +18 ögeler ve şarkılarla alakalı görüntüler verildi. Ayrıca Hayko Cepkin, güzel bir görsel şov da hazırlamıştı. Sahneye sis verilmesi, sahnenin karartılması, ışıkların sadece Hayko’nun üstünde olması, Hayko’nun bağırdığında ara ara sis verilmesi ve patlamalar olması seyirciyi coşturan unsurlardı. Hayko Cepkin’in sahne duruşu, seyirciye hakim olması da gözlerden kaçmadı. Festivalin başından beri burada olanlar da Hayko Cepkin’in festivalin en iyisi olduğunu söylediler. Hayko Cepkin bize şöyle veda etti;

Elimizde son bir tane festivalimiz kaldı, buna sahip çıkalım arkadaşlar. Her zaman dediğimiz gibi, biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu!

Gecenin ve festivalin son grubu Pentagram, bana göre, Hayko Cepkin’den sonra beklentileri karşılayamadı. Hayko Cepkin’in ışık şovları, sisleri, dev ekrandaki görüntüleri Pentagram’ı biraz sönük bıraktı. Pentagram’ın da ekranları kullanmasını bekliyordum ama tercih etmemişler. Müzikal kısmında ise bir sorun yoktu, Pentagram adına yakışır bir konser verdi. İstanbul’a doğru yola çıkmam gerektiği için Pentagram’ın sonuna kadar kalamadım. “Şeytan Bunun Neresinde?” çalarken ben yola çıkmıştım.

Eleştirebileceğim tek nokta var: Kral Pop FM. Rock festivali adı altında pop radyosunun olmasını anlayamadık. Kral Pop yazan tırı görünce çok gıcık oldum. Eğer bir yayın kuruluşuyla anlaşılacaksa bu Dream TV olmalıydı. Belki Dream TV ile görüşülmüştür, bilemiyoruz. Konserleri canlı vermek için televizyona da ihtiyaç yok. İnternet üzerinden festivalin tamamı bile gösterilebilirdi. Hayko Cepkin sahnedeyken, dev ekranlara görüntü verildiğini söylemiştim. Hayko’nun performansı sırasında bu ekrandaki görüntü kısa süreliğine kesilip, Kral TV yayını verildi. Böyle olunca seyirciden ıslık ve kötü tezahürat geldi. Pentagram sahneye çıkmadan önce de “Popçular Dışarı” sesleri yükselmişti. Kral Pop FM’e Hayko Cepkin ve Pentagram aracılığıyla güzel ve etkili bir mesaj verdik diye düşünüyorum. Umarım kendilerini önümüzdeki senelerde görmeyiz.

Sonuç olarak, Kral Pop FM haricinde her şey çok güzeldi. Ses sistemi de harikaydı, belli ki üzerinde çalışılmış. Bu sene gittiğim festivaller arasında en temiz ses sistemi Zeytinli’deydi. Festivalin son gününe gitmiş olsam da konser yorgunluğunu 2 günde attım. Festivalin başından beri orada olanlar eminim gönüllerince eğlenmiş, güzel bir tatil yapmışlardır. Festivalin organizasyonunda yer alan herkese teşekkür ediyoruz. Hayko’nun da dediği gibi, biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu!

\m/

Mekanik Röportajı

0

– Türk Gitar: Merhabalar, yeni albümünüz satışa sunuldu. Henüz çok yeni fakat yine de sormak istiyorum, ilk tepkiler nasıl?

– Mekanik: Selamlar. İlk tepkiler sosyal medyada her zaman olduğu gibi süper. Ama satış konusunda bizimde bir fikrimiz yok. Bekleyip göreceğiz.

– Türk Gitar: Mekanik özellikle ismini yaptığı cover çalışmalarıyla duyurmuş bir grup. Kendi bestelerinize ve albüm çalışmalarınıza yönelme vaktinin geldiğini ne zaman ve nasıl fark ettiniz?

– Mekanik: Mekanik cover çalışmarını sadece albüm kaydederken zaman kazanmak için yaptı. Kendi sevdiğimiz 4-5 şarkıyı seçtik ve çokta üzerinde kafa yormadan kaydettik. Mekanik ilk kurulduğunda bunun farkındaydı ve grubun kurulma amacı zaten onlarca albümdü. Dediğimiz gibi cover sadece keyifti.

– Türk Gitar: Siyasal ve politik mesajlar veren rock ve metal grupları son dönemde fazlasıyla revaçta. Hatta ürettikleri albümün konusunun bile direkt olarak politika olduğu albümler dinledik. Sizin albümünüzü bu akımın bir parçası olarak görüyor musunuz?

– Mekanik: Tarih boyunca yerli yabancı tüm metal gruplarının ortak derdi bu konulardı. Bu yeni bir şey değildi. Mekanik olarak yaptığımız şarkıların içinde çok farklı konuları anlatan şarkılarımızda var. Fakat ülkenin içinde bulunduğu kaotik durumdan dolayı en çok dikkat çeken şarkılar doğal olarak siyasi politik sorunları dile getirdiğimiz şarkılar oldu.

– Türk Gitar: Bazı yapıtlar dönemsel olayları ve durumları ele aldığı için çıkışının çok ilerisindeki yıllarda hatırlanıp, ilk çıktığında gördüğü ilginin kat be kat fazlasını görebiliyor. Bundan 20-30 yıl sonra Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma göz atan kitleler acaba sizin albümünüze bakıp, “adamlar o dönem için böyle bir albüm yapmışlar” diyebilecek mi? -bence diyecekler- Bu belki de ölümsüz bir albüm yapmak demek… Bu konuyu hiç düşündünüz mü?

– Mekanik: Biz aslında bu ilgiyi ileride değil şu an görmek istiyoruz çünkü 12 ay 24 saat çalışıyoruz. Ne için? Kaliteli müzik için ve başardığımızı görüyoruz, tepkilerden görüyoruz, rakamlardan görüyoruz. İleride bunları söylemeleri çok büyük yerlere geldiğimizi göstermiş olur zaten ama asıl şimdi buna ihtiyacımız var.

– Türk Gitar: Mekanik’in son dönemdeki çıkışı ve patlaması ciddi bir kitleye ulaşmasına yol açtı. Önümüzdeki dönemde sizin için neler olacağını düşünüyorsunuz? Rock Off’ta sahne alacaksınız, bu bile büyük bir yol kat ettiğinizin bir göstergesi olabilir mi?

– Mekanik: Bizim niyetimiz hiç durmadan devam etmek. İleride neler olacağını hep beraber göreceğiz. Rock Off tabii ki çok önemli bir gösterge ama tam karşılığı değil tabii ki. Mekanik konserleri insanlarda heyecan yarattığı zaman tam karşılığını görmüş oluruz.

– Türk Gitar: İstanbul’da metal cover performans grubu denince akla gelen ilk grup belki de Mekanik. Bu durum aynı şekilde devam edecek mi yoksa canlı performanslarınızda kendi parçalarınıza ağırlık vermeye mi başlayacaksınız?

– Mekanik: Cover çalmak zorundaydık çünkü kendi albümümüzü yapmak zorundaydık. Prova süreci kayıt süreci derken cover işini biraz abartmışız. Kurtulana kadar pertimiz çıktı. Şimdi konserlerde 20 beste çalabileceğimiz için cover duymayacaksınız çok özel bir durum olmadığı sürece.

– Türk Gitar: Türkiye’nin bu yılki konser ve festival patlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca çok fazla başarılı türk grubu başarılı albümleriyle patladı. Bu yıla Türkiye için rock ve metalin altın yılı diyebilir miyiz?

– Mekanik: Kim gelirse gelsin kaç festival olursa olsun bu yerli gruplara hiç etki etmiyor. Bunun etki etmediğini kendi verdiği konserlerde görüyoruz. Festivallere gelenler yerli gruplara gelince ne albüm alıyor ne konserlerine gidiyor. Zaten gidiyor olsaydık hiç bir organizatör yurt dışından gelen bu kadar yabancı grubun nazını çekmezdi diye düşünüyoruz.

– Türk Gitar: Sizi dışarıdan gözlemlediğim zaman gerçek birer Metallica hayranları olduğunuzu düşünüyorum. Hatta müziğe başlama sebebiniz bile Metallica sayesinde gelişmiş olabilir. Peki Mekanik’in ulaşmak istediği en üst nokta neresi?

– Mekanik: Metallica’nın üstünde çalamayacağımıza göre en üst nokta Metallica’nın altında çalmak olacaktır. Şaka bir yana Metallica hayranlığımızı gizlemiyoruz tabii ki hatta gurur duyuyoruz.

– Türk Gitar: Mekanik takipçilerine vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

– Mekanik: Albümü alın 3. albüm daha bomba bir sound ile en kısa sürede karşınıza çıksın.

– Türk Gitar: Vakit ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Umarım albümünüz hakettiği ilgiyi görür.

– Mekanik: Rica ederiz. Herkese selamlar !

Neil Young Konseri ve Perde Arkası

0

1 Şubat günü sabahın köründe yollara düşüp biletini almıştım. Hem de geçen sene yine erkenden biletini aldığım, ama etkinlik günü iptal olmasıyla üzen Depeche Mode konserinden sonra, 41 numaralı bilet gelmişti bu sefer nazar değmesin diye. Albümlerini dinleyerek, hayalini kurarak aylar geçti bir şekilde, ve sonunda büyük buluşma gerçekleşti: Tarih 15 Temmuz 2014’tü, ve İstanbul ilk defa Neil Young ile buluştu.

Neil Young benim için dinlediğim ilk andan itibaren çok özel bir müzisyen olmuştu. D&R’da dolaşırken sanki “Güç” bana seslenmişti geçen sene: “Neil Young’ı al Can!” Adını duymuştum, hayal meyal bir şeyler canlandı kafamda, ama nasıl olduğunu hala anlamlandıramadığım bir şekilde radarıma henüz takılmadığı için daha önce dinlememişim. Greatest Hits albümlerine normalde pek sıcak bakmadığım halde içimdeki sese kulak verdim, alıp çıktım. O günden beri de CD çalarımda en çok dönen albüm o oldu, uzun süre hiç çıkartmadım. Öyle ki dinleyemeden çizim yapamaz hale geldim, hala da elime kalem aldığımda dinlemezsem içimde bir şeyler eksik kalır. Daha sonra Harvest’ı aldım, oradan da devam ettim artık sırayla albümlerini dinlemeye.

Neil Young Konseri

Aslında 2012’deki Red Hot Chili Peppers hayal kırıklığından sonra içimde bir şeyler değişmiş olacak ki aslında çok fazla heveslenmez olmuştum konserlere, ama bunun için bir istisna yaptım. Tam kendimi en çok kaptırdığım dönemde “Gelse şu adamı canlı dinlesem ne güzel olur ya” dediğim, ama pek de ihtimal vermediğim için konser haberini duyunca inanılmaz sevindim, hemen çıktığı sabah koştum bilet almaya. Şöyle de güzel bir poster yapmışlar bir de sağolsunlar, dayanamadım Beşiktaş’ta görünce, söküp eve getirdim valla, affetsinler.

Konserde ön grup olarak Büyük Ev Ablukada ve Midlake açıklanmıştı. Büyük Ev Ablukada hem pek ilgimi çekmedi, hem de erken sahne alacağı için Neil Young’a kadar beklemek istemedim, o yüzden izlemedim. Ben giriş yaptığım sırada Midlake sanıyorum ortalarındaydı performanslarının. Daha önce hiç dinlememiştim, aslında ön grup olacakları söylendiğinde bir “Nasıllarmış acaba?” diye merak edip dinleme planım vardı ama yoğunluktan kaynadı arada. İlk defa canlı dinleyen biri olarak baya hoşuma gitti tarzları, doğaçlama mıydı yoksa albümde de mi öyle bilmiyorum ama özellikle gitaristlerinin son şarkıda attığı sololar gerçekten güzeldi.

Neil Young Konseri

Bu arada konseri Sahne Önü 2 kategorisinden izledim. Aynı zamanda Küçükçiftlik Park’ta gittiğim ilk konserdi. Mekanı bilmediğim için hayal ettiğim kadar “sahne önü” değildi, ama beklediğim kadar geride de değildi. sonuçta demirlerde bir boşluk bulunca hemen yapıştım. Saat 21:30’u geçtikten sonra da sonunda Neil Young ve Crazy Horse sahnedeydi. Setlist şu şekildeydi:

  • Love and Only Love
  • Goin’ Home
  • Days That Used to Be
  • After the Gold Rush (Electric)
  • Love to Burn
  • Separate Ways
  • Only Love Can Break Your Heart
  • Blowin’ in the Wind (Bob Dylan cover)
  • Heart of Gold (Solo Acoustic)
  • Powderfinger
  • Down by the River
  • Rockin’ in the Free World
  • Encore:
  • Who’s Gonna Stand Up and Save the Earth

Turnede daha önceki konserlere bakarak tahmin ettiğim liste aşağı yukarı tuttu. Tutmadı dediğim, genelde diğer yerlerde 14-15 parça çalarken İstanbul’da sadece 13 parça çaldılar. Genelde çalınan Psychedelic Pill yoktu, Ragged Glory ve Zuma albümlerinden de diğerlerine göre daha fazla parça olduğunu görüyoruz, ki benim için gayet hoş bir durumdu bu.

Neil Young Konseri

Şimdi tam süre tutmadım göz ucuyla baktım bir, o yüzden yalan olmasın, ama ilk 4 şarkı neredeyse 50 dakikadan fazlaydı. Yani giriş, şarkılar, şarkılarda aralardaki sololar, şarkı aralarındaki sololar falan derken baya bir gitara doyduk. Asıl Sahne Önündekiler bu bölümde sıkıldılar gibi geldi, en azından benim gördüğüm kısımda Neil Young sahnede çalarken oralarda daha çok “Ooo baba naber ya görüşemiyoruz?” muhabbetleri dönüyordu. Bense o sıralarda aynı yandaki küçük kız gibi kendimden geçmiş, saçma bir gülümseme eşliğinde aşık aşık dinlemekle meşguldüm. Neyse ki After the Goldrush’tan, ve gitar tonuyla seyirciyi etkisi altına alan Separate Ways’den sonra insanların kendi aralarında konuşmaları bitti, artık onlar da Young etkisine kapılmışlardı.

Yukarıda da dediğim gibi, konser aktı gitti Seperate Ways’den sonra resmen, nasıl geçti anlamadım. Only Love Can Break Your Heart’dan sonra bir süre akustik gitarını, mızıkasını aldı Neil Young, öyle söyledi bize Blowin’ in the Wind ve Heart of Gold’u. Seyirci hepsine eşlik etti, atmosfer tavan yaptı. Powderfinger daha önceki konserlerden birinde çalınmamıştı, öyle olmasın diye dua etmiştim ki tuttu, daha sonra Down by the River’da yine sololara bıraktık kendimizi. Rockin’ in the Free World belki de konserin en güzel anıydı benim için, herkes coştu, hep bir ağızdan söylendi. Hem sonunda Billy Talbot’u biraz da olsun görebildik diye sevindim, ki kendisi konser başından sonuna kadar hep aynı yerde durdu, çokça Neil Young ve gitarist Frank Sampedro’nın arkasında kaldı hem müzikal hem de gerçek anlamda. Young ve Sampedro’nun uyumları da müthişti bu arada.

Neil Young Konseri

Who’s Gonna Stand Up and Save the Earth de yeni parçalarıydı, canlı debutu bu turnede yapıldı. Konserden önce temiz bir kaydını dinleyemediğim için hakkında bir fikrim yoktu ama süper olmuş bence. Hemen kaptırdım kendimi, ikinci nakarattan itibaren eşlik etmeye başladım. Bir şarkı daha çalarlar, hatta ayın 13’ünde Liverpool’da yaptıkları gibi Like a Hurricane çalarlar diye bekliyordum, ilk gelişleri bir kıyak geçerler hani diye ama olmadı. O biraz kaldı içimde, ki duydum bir kaç kişiden daha bunu. Bir de o tişörtler içimde kaldı, resmen Kadıköy’de 1 tane Neil Young tişörtü yoktu, kapıda dandik tişört satanlar bile yoktu ki olsa alırdım. Hemen koştum konserden sonra standa ama kredi kartı geçmiyormuş maalesef. Niye nakit çalışıyorlardı sadece, çok saçmaydı anlam veremedim.

Sonuçta o kadar güzeldi ki çoğu zaman tek yapabildiğim demirlere yaslanıp mutluluktan eriyerek aptal aptal gülümsemekti. Biraz anlatmaya çalıştım konser, ama yine de öyle bir mutluluk, öyle bir “mission accomplished” zevki yaşadım ki tam anlamıyla anlatacak kelimeler bulamadım. Ve aylardır bu konseri beklediğimden olsa gerek, inanılmaz bir mutlulukta “Ben bunun üstüne nasıl çıkarım şimdi?” duygusunu aynı anda yaşıyorum. Lise bittiğinden beri böyle güzel bir boşluğa düşmemiştim. Sanırım yapabileceğim tek şeyi de Neil Young söyledi zaten: “Keep On Rockin’ In The Free World!

Neil Young Konseri

Not: Bu yazı Pek Bi Lifestyle tarafından yazılmış ve yazarın bilgisi dahilinde Türk Gitar’da yayınlanmıştır.

Furtherial Röportajı

0

Türk Gitar: Merhaba, röportaj için vaktinizi ayırdığınız için teşekkürler. Şu soruyla başlamak istiyorum: Furtherial’ın Türkiye’deki metal müzikteki konumu sizce nasıl?

Bora İnce: Furtherial şu an bilenin bildiği bir grup, daha yolun başında. Bizim çalışkanlığımızın ölçüsünde büyüyecek.

Başer Çelebi: Bireysel olarak aslında üretken insanlar olmamıza rağmen henüz elimizdekileri insanlara sunabilmiş olmadığımızdan dolayı daha katedecek çok yolumuz var. Zamanla her şeyin rayına oturacağını umuyoruz.

Berkay Yıldırım: Bunun cevabını iki kategoride ayrı olarak vermek gerekir sanırım. Müzikal olarak çok üstlerdeyiz. Bundan fazlasıyla eminim. Sound olarak bizim albüme benzer kalitede iş bulmak çok zor ülkede. Ama bunun yanında da, Tevfik Fikret Lisesi Müzik Kulübü seviyesinde PR yapıyoruz (öyle bir lise var mı bilmiyorum). Hal böyle olunca da, iş ne kadar kaliteli olursa olsun, “Furtherial kimdi yaa.. Haa Razor’un vokaliyle davulcusunun olduğu grup…” oluyor.

Türk Gitar: 2013’te ilk albümünüz ‘Destroying Atropolis’ piyasaya çıktı. Albüm thrash metalin duygularını/soundunu dinleyiciye yansıtsa da zannediyorum albüm pek ses getirmedi. Bunun nedenlerini paylaşır mısınız?

Bora İnce: Albümü 2013 Aralık’ta Spotify, Itunes vs. üzerinden yayınlamıştık. Bunun üzerine de 100 adet kendi imkanlarımızla CD bastırdık, Hi-Voltage’da satılanlar da sonuncularıydı. Sonrasında Seal Of Solomon’daki arkadaşlarımız dijital dağıtım için İtalyan WormholeDeath Records’u tavsiye ettiler. Anlaşma şartları uygun olunca albüm 2014 Mayıs’ta onlar üzerinden tekrar dijital olarak yayınlandı. Albümün fazla ses getirmemesinin sebebi bana kalırsa henüz fazla insana dinletme şansı bulamamış olmamız. Dinleyenlerden şu ana kadar kötü bir tepki almadık neyse ki. Her şeyde olduğu gibi müzikte de işin önemli kısmı maddi imkanlara dayanıyor. Ne kadar kaynak yatırabilirseniz o kadar insana ulaşabiliyorsunuz. Bizim kendi kendimize Facebook vs. üzerinden reklam yapmaya çalışmamız da bir yere kadar işe yarıyor. Şirketle anlaşmamız da bu amaçla oldu zaten, yurt dışında bizim normalde ulaşamayacağımız yerlere ulaşıyorlar. İyi kötü, yabancı web sitelerde albümün incelemesi yayınlanıyor. Az buçuk reklam oluyor.  Türkiye’de henüz bir anlaşmamız yok. Ülke içinde tek reklamımız verdiğimiz konserler ve bizi destekleyen dostlarımız. Konserler de çok sık olamıyor ülkede, metal çalınabilecek yerlerin azlığından dolayı. Bu gibi sebepler yüzünden yeterince insana ulaşamadığımızı düşünüyorum. Ancak biz işin peşini bırakmadığımız sürece elbet müziğimiz ulaşması gereken yere ulaşacaktır.

Ozan Murat Özfen: Bu konuda küçük bir detay eklemek istiyorum. WormholeDeath Record’s ile anlaşmamızın ardından, zaten piyasada olan albümümüzü, plak şirketinin belirlediği tarihte tekrar yayınlamak üzere piyasadan geri çekmek zorunda kaldık. Bu durum, bilinirlilik açısında yavaş da olsa yükselmekte olan grafiğimizi bir süreliğine tersine çevirdi.

Türk Gitar: Albümde dikkatimi çeken bir nokta oldu. Her parçanın son kısımlarına yaklaşırken headbang yapmak için uygun ve keyif verici bir kısım var. Bu kısımlar nasıl ortaya çıktı ve sonraki albümlerde de aynı uygulama devam edecek mi?

Başer Çelebi: Şahsım adına konuşmam gerekirse, albümdeki şarkıları yazarken bir konsept dahilinde yazdığım için biraz da kompozisyon mantığıyla hareket ettim. Müziğin de ayrıca bir hikaye anlatmasını hedefledim. Müzikal anlamda her birimiz tek düzeliğe karşıyız ve sevdiğimiz her şeyi çorba olmayacak şekilde müziğimize katmayı seviyoruz. Dolayısıyla ilk albümün tarzı nedir diye sorulduğu zaman çok net cevaplar veremiyoruz. İkinci albüm için de tüm şarkılar yazıldı ve oradaki tarzımız çok daha çeşitli ve değişken. Çalışmalarımız devam ediyor ve ortaya çok tatmin edici bir şeyler çıkacağından son derece ümitliyiz.

Türk Gitar: Furtherial’i ilk kez Hi-Voltage’ta canlı dinleme fırsatım oldu. Daha önce Furtherial’in ne ismini ne de şarkısını duymuştum. Eminim benim gibi yüzlerce kişi vardır. Hi-Voltage’ın Furtherial’ın kariyerinde sıçrayış yapmasına vesile oldu diyebilirim. Siz neler düşünüyorsunuz?

Bora İnce: Henüz ‘sıçrayış’ denebilecek bir sonuç görmesek de, sizde olduğu gibi daha önce bizden haberdar olmayan insanlara ulaşmamıza vesile oldu elbette. Hi-Voltage ayrıca bizim üniversite festivalleri haricinde ilk büyük festival deneyimimiz idi, o açıdan hepimizin hayatında çok önemli bir andı kesinlikle. Sonuçta er meydanı sahne, orada kendimizi kanıtlayabilmiş isek ne mutlu bize.

Başer Çelebi: Ülkemizde çok fazla festival olamıyor maalesef, sahne alınabilecek yerler de sınırlı sayıda malum… O yüzden Hi-Voltage bizim için çok güzel bir fırsat ve çok iyi bir başlangıç oldu. Önümüzdeki Rock Off Festivali’nde ve Dorock sahnesinde yer alacağız. Festivallerdeki gruplarla aynı sahneyi paylaşmak ve paylaşacak olmak gerçekten de çok heyecan verici.

Berkay Yıldırım: Bu tarz festivallerde çalmak önemli. Sahne motivasyonunu sürekli sıcak tutmak ve seyircinin belleğindeki yerinizi güncellemek çok hayati bir konu. Özellikle Türkiye gibi bir ülkede müzik yapmaya çalışıyorsanız…

Türk Gitar: Her festival sonrası, sahne alan gruplar kendilerini izleyenlerden olumlu veya olumsuz tepkiler bekler. Hi-Voltage’tan sonra metal dinleyen kitle ile etkileşiminizde değişiklik oldu mu?

Bora İnce: Daha önce bahsettiğimiz gibi, henüz çok geniş bir kitleye ulaşmış bir grup değiliz, Hi-Voltage’dan sonra yeni insanlar bizi tanıdı, onlardan aldığımız tepkiler de gayet olumluydu. Albüm çıkardıkça, güzel konserler verdikçe, kaliteli organizasyonlarda yer aldıkça insanlar sanırım sizi daha ciddiye almaya başlıyor, sanırım aldığımız tepkilerde biraz değişen bu oldu.

Başer Çelebi: Grup olarak böyle bir sahnede yer almış olmamızın bizi de son derece motive ettiğini söyleyebiliriz. Daha önce  daha fazla insana ulaşmak adına uygulamaya koyamadığımız yeni ve güzel fikirlerin de hayata geçirilmesi adına güzel kararlar almamıza vesile oldu. Bizi izleyen insanların tepkileri  de bize epey umut verdi.

Türk Gitar: Albüm ve konserden konuştuk. Şimdi biraz diğer gruplarla olan ilişkinizden bahsetmek istiyorum. Yakın olduğunuz, birlikte konser vermeyi planladığınız veya kollektif bir albüm yapmak istediğiniz gruplar var mı?

Bora İnce:  Bizim nesil baya yakın birbirine, zaten çoğumuz Dorock’ta , eski Rock’n Rolla’da, K6’da, okul festivallerinde aynı sahneyi paylaştık, aynı stüdyolarda prova yaptık. Sabhankra, Vortex of Clutter, Earthaunter, Mekanik, Warring, Baht… Geçenlerde Dorock’ta Vortex of Clutter ve Thrown to the Sun ile bir Ghost gecesi düzenledik, 20 Temmuz’da ise Earthaunter ile yine Dorock’ta Gojira gecesinde çalacağız. Birlikte konser planları her zaman var ama planı hayata geçirmesi sıkıntı.

Berkay Yıldırım: Gojira ile çok yakınız ve kolektif albüm yapmak istiyoruz. Ama onlar bizimle yakın mı, bir fikrim yok. 🙂

Türk Gitar: Peki, Furtherial uzun soluklu bir grup olma yolunda ilerliyor mu? Türkiye’de heavy ve thrash yapan gruplar bir zaman sonra ya unutuluyor ya da piyasadan çekiliyor. Şahsi düşüncem, Furtherial gelecek vaat eden thrash gruplarımız arasında yer alıyor.

Bora İnce: Kesinlikle amacımız kalıcı ve üretken olmak. Müzikte kariyer yapma işi öyle bir iki senede olacak bir iş değil zaten. Furtherial her ne kadar aslında eski bir grup olsa da, asıl kariyerine geçen sene ilk albümümüzün yayınlanmasıyla başladı. Bundan sonra yapılacak şey her albümde daha iyisini yapmaya uğraşmak. Biz gerekli emeği verirsek dinleyicilerden karşılığını alacağımızı düşünüyorum. Ha karşılık alamasak da yine yaparız, seviyoruz bu işi, kimse dinlemese de biz kendimiz dinleriz 😀 İkinci albüm şarkılarının demoları aşağı yukarı bitti, üçüncüye riff yazmaya bile başladık, daha buralardayız yani.

Berkay Yıldırım: Belli bir kategoride müzik icra ettiğimizi düşünmüyorum. Thrash diyemiyorum o yüzden ama, uzun soluklu olacağımız kesin.

Türk Gitar: Şimdi biraz kişisel konulara yönelelim. Furtherial ekibi günlük hayatta neler yapıyor, hobileri neler, hangi mekanlarda takılırlar, müzikten başka uğraşları var mı?

Bora İnce: Okulum devam ediyor hala, az buçuk çevirmenliğim, az buçuk da roadieliğim var.  Daha gitar meslek olamadığı için hobim hala gitar çalmak.

Başer Çelebi: Çarşamba ve Cumartesi günleri olmak üzere haftanın iki günü Taksim Dorock Bar’da  davulcumuz Berkay  ile sahnedeyiz. Razor’ı duymuşsunuzdur belki, 5 yılı aşkın bir süredir meslek olarak bu işi yapıyoruz. Sahne haricinde çok fazla bir şey yapmaya hal kalmıyor açıkçası, Evde sıkıldıkça yemek yapmayı denemek dışında da hobi olarak değerlendirebilirsek film ve dizi hastasıyım. Fırsat buldukça Kadiköy’e takılmayı tercih ediyorum. Çay içip sohbet etmek en çok keyif aldığım etkinlikler arasında. Durağan bir hayatım var yani.

Ozan Murat Özfen: Meslek olarak tasarım ve illüstrasyon kulvarında yer alıyorum. Film ve animasyon izlemekten büyük keyif alıyorum. Elimden geldiğince çizgi romanları takip etmeye çalışıyorum. ‘Go’ oynamayı hobi kapsamında ele alabilirim. Basçılık konusunda ben de Bora ile aynı fikirdeyim, meslek haline getirebilmek için daha kat etmem gereken uzun bir yol var. Sanırım şu durumda hobi demek yanlış olmaz.

Berkay Yıldırım: Başer bahsetmiş zaten, Çarşamba-Cumartesi uzuuun uzun çalıyoruz. Onun dışında hobilerim atom fiziğine de profesörlüğe de lanet etmek, itlik, hergelelik yapmak falan… Buradan, pek de verimli bir sosyal hayatım olmadığını anlayabilirsiniz. Ama iyi bir çocuk olursanız, Fifa14’te karşıma çıkmayabilirsiniz. 🙂

Türk Gitar: Keyifli röportaj için teşekkürler. Furtherial’i genel hatlarıyla özetlemiş olduk. Görüşmek üzere.

Furtherial: Biz teşekkür ederiz.

Metallica Türkiye Konserinde Neler Yaşandı?

0

Aylardan beri neredeyse bütün metal müzik camiasının merakla beklediği konser dün gece gerçekleşti. Türk Gitar olarak konser ile ilgili çok fazla içerik sağladığımız ve bu içeriklere gelen tepki ve yorumları bire bir gözlemlediğim için Metallica’nın ne denli büyük bir kitleye karşı çalacağını çok iyi biliyordum. Beklediğim gibi de oldu. Her metal müzik dinleyicisinin hayatında en az bir kez yaşaması gereken bir etkinlik olarak kafamda yer edinen bir konser tecrübesi yaşadık. Sadece performans ile değil, özellikle vurucu, etkileyici ve hatta fişekleyici sahne şovlarıyla ön plana çıkan bir konser oldu. Şimdi isterseniz detaylara geçelim.

Kapı açılış saati 17:00 olduğu için yaklaşık 1,5 saat önceden mekana gittik. Çok büyük alanlara dağılmış bir kitle ile karşılaştık. Giriş kapısının önünde yoğun bir kalabalık vardı. İlk başta onların arasına girmeyi istemedik ve gölgede bekledik. Kapı açılışına yarım saat kala biz de o kalabalığın arkasında yerimizi aldık. Hava bayağı bir sıcaktı. Bazen havaya elindeki su şişelerindeki suları fışkırtanlar oldu. Benim boyum ortalama üstü sayılabilir fakat ben bile bu kalabalıkta bazen nefes almakta zorlandım. 170 ve altında boya sahip olanları hayal bile edemiyorum… Ağır ağır ilerledikten sonra içeriye girebildik. Burada bahsetmek istediğim bir konu var. Giriş için biliyorsunuz ki turnikelerden geçmek gerekiyor. Bu her bir turnike için uzun demir bariyerlerle ayrılmış yollar yapılsaydı ve giriş izdihamı yaşanmasaydı fena mı olurdu? Ekstra bir kapı yapmak ne kadar zor olabilir? İnsanları bu durumda zor bırakmak neyin nesidir? Girişte herkes birbirini ite kaka içeri girdi. Bir ara şeytan taşlama sırasında hacıların birbirini ezdikleri görüntülerin içindeymişim gibi hissettim.

İçeri girdiğimiz zaman stadın büyük çoğunluğu boştu. Pentagram ile birlikte hem tribünler hem de saha içi dolmaya başladı. Sahne önü benim görebildiğim kadarıyla rahattı. Fakat saha içi resmen eziyet gibiydi. Pentagram çalmaya başladığında insanlar belli parçalarda fazlasıyla coştular. Fakat etrafımda yine de headbang yapan bir kitle göremedim –Mehmet Emre hariç-. İlla ki bu tarz kitleler içerde vardı fakat benim etrafımda yoktu. Pentagram’ın seslerini pek beğenmedim. Solo gitarın ne çaldığını “hayvani bend’ler” haricinde çok fazla duyamadım. Bildiğim parçaları bile bazen tanımakta zorlandım. Fakat davul gümbür gümbürdü. Özellikle ilk parçadaki davul direkt kalbe giriyordu desem yanlış olmaz. Bana kalırsa Pentagram görevini fazlasıyla yerine getirdi. Hem vaktin çabuk geçmesini sağladı hem de gerekli ön gazı fazlasıyla seyirciye verdi. Ufak bir teknik aksaklık yaşandı ama konseri pek etkilemedi.

Pentagram’ın akabinde hızlı ve pratik bir sahne düzenlemesi yapıldı. Klasik çift katlı Metallica sahnesi kuruldu. Meet and Greet kazananlar sahnenin sağında ve solunda (sahnenin üzerinde) konumlandırıldılar. Son bir defa daha ufak çaplı bir soundcheck yapıldı. Akabinde Metallica’nın klasikleşmiş olan İyi, Kötü ve Çirkin filmine ait giriş müziği çalındı ve kısa filmi (sanırım bu şekilde adlandırmak gerekiyor o kesiti) gösterildi… Bu anda zaten herkes Metallica’nın sahneye çıkmasına dakikalar kaldığını anlamıştı.

Kısa gösterimin ardından ekranlar ilk olarak Lars’ı gösterdi ve bir anda Master of Puppets ile grup çalmaya başladı. Gerçekten olağanüstü bir girişti bu. Gösterinin bir anda, grubun en vurucu introlarından birine sahip olan parçası ile başlaması herkesi büyüledi. Metallica sadece çaldığı müzikler ile değil, sahne gösterileri olarak insanlara sunduğu şeyler ile de gerçekten olağanın çok dışında güzel bir tecrübe yaşatıyor. Parçalara tek tek değinmek istemiyorum. Fakat parça aralarında değinilmesi gereken şeyler yaşandı. Metallica konserinin detayları olarak sunabileceğimiz şeyler de zaten bu ufak detaylar. Kalkıp da “One çaldılar ve girişinde bombalar patlıyordu” demek, Metallica severlere küfretmek gibi bir şey olsa gerek. Zaten bunları bilmeyen yok. Bilinmedik ve anlatmaya değer kısımlara değineceğim.

Metallica by Request bildiğiniz üzere bilet alanların oylarıyla belirlenen parçaların çalındığı bir turne. Fakat bu konserde listede yer almayan bir parça çalındı: Lords of Summer. Grubun geçtiğimiz aylarda yayınladığı Lords of Summer, bana kalırsa ufak bir deneme yapmak amacıyla çalındı. İnsanlar yeni çıkmış olan bu parçaya ne tepki gösteriyor diye merak ettikleri için bunu çaldılar. Genel olarak bu parça çalınırken seyirci sönük kaldı desem yeridir. Bunun dışında grubun çok fazla çalma fırsatı bulamadığı Turn the Page de sönük kaldı fakat James bu parçayı oyladığımız için bizlere teşekkür etti. Memory Remains benim beklediğimden çok daha fazla büyük bir etki yarattı. Burun kıvırdığım bir parçaydı ancak seyirci resmen şarkıyı yaşadı. Parçaların neredeyse tamamı hep bir ağızdan söylendiği için konserin neredeyse tamamında James’in sesinin seyircinin sesiyle bütünleştiği bir konser dinledik diyebilirim. Guitar Hero oynarken vokal yaptığınız zaman vokalin sesi ile sizin sesiniz birleşiyorya hani… Evet, aynen öyle işte. Ortaya karışık bir ses…

Bunların dışında sahneye iki farklı kişi gelerek parça sunumu yaptı. İlkinde Soma’lı bir bayan sahneye geldi ve Sad But True’yu anons etti. Burada ince bir gönderme var tabi ki. O bayanın dışında nereli olduğunu benim de tam olarak anlayamadığım bozuk Türkçe’li, yabancı bir İstanbul’lu (İstanbul’da yaşayan ecnebi dostumuz) sahneye çıktı ve For Whom The Bell Tolls’u anons etti. Bir ara konserin ortasında hafif uzunca bir sessizlik yaşandı. Seyirciler bu boşluğu “her yer Taksim, her yer direniş” sözleriyle doldurdular. Yaklaşık 30 bin kişi hep bir ağızdan slogan attı. Bu sloganın akabinde “zıpla zıpla, zıplamayan Tayyip’tir” şeklinde bir slogan atıldı fakat ona pek ilgi olmadı. Milletin zıplayacak mecali kalmadı sanırım.

Seyircilerin oylarıyla konser sırasında belirlenen son şarkı Battery oldu. Diğer rakiplerden Whiskey in the Jar bayağı bir geride kaldı. Fuel ise son ana kadar çekişti fakat geçemedi. Battery benim de oy vermiş olduğum parçaydı ve onun çalınmasından ötürü mutlu oldum. Battery’nin clean kısımları çalınmadı. Direkt olarak James hard kısımdan giriş yaptı. İlk olarak o hard kısmı da yavaş çaldı, “death battery” dediğimiz muhabbeti bizlere gösterdi. Akabinde bir anda olması gereken hızda giriş yaptı. Lars’a bu parça ile ilgili çok fazla yükleniyorlar fakat bence kütür kütür çaldı adam. Ama tabii One’da malum sıçışları yine en belirgin şekliyle oradaydı. Kirk’ün de bazı parçalarda tam olarak isteneni veremediğini zaten biliyoruz. Bunlar bilinmedik şeyler değil ve herkes zaten bunları kabullenerek onları seyrediyor ve seviyor. Bu tarz ufak tefek performans hatalarını, tarihin gördüğü en iyi sahne şovlarıyla destekleyen bir grup var karşımızda. O yüzden emin olun Youtube’ta izlediğiniz videolarda sizi rahatsız eden o hatalar, canlı performans sırasında hiç rahatsız etmiyor. O atmosfer sizi öyle bir çekiyor ki hata falan gelmiyor bile aklınıza. Fakat burada ayrı bir parantez açmak istiyorum. James Hetfield resmen ilah. Adam hem hatasız çaldı, hem hatasız söyledi. Kusursuz bir herif. Saygı duyulası bir müzik adamı.

Konser genel olarak çok güzeldi. Aşırı sıkışık olmasının dışında herhangi bir sıkıntı benim açımdan yoktu. Sahne yarım metre daha yüksek yapılsa belki de herkes sahneyi net olarak görebilirdi. Ben 185 boyumla sahneyi görebilmek için parmak uçlarıma çıkıyordum. 180’in altında boyunuz varsa, eğer iyi konumlanmamışsanız sahneyi görmeniz oldukça güçtü. Zaten genel olarak insanların ekrandan takip ettiği bir konser oldu. Sahnenin arkaplanının tamamı ekran olduğu için bu açıdan hiçbir zorluk yaşanmadı. Genel olarak çevrede yapılan yorumlara baktığım zaman parça seçimleri ile ilgili ağır yorumların yapıldığını görüyorum. Bunları anlamsız buluyorum. Her konserde çalınan parçaların seçilmiş olmasını yadırgayanlar var. Çoğu izleyici zaten ilk defa Metallica seyretti. Tabii ki adamlar en sevilen ve her konserde çalınan parçaları isteyecekler. Sonuçta herkesin kendi keyfidir, zevkidir. İsteyen istediğini bastı ve geçti. Bu parçaların çalınması, orada yer alan hiç kimseye bir keyif azaltması yapmadı, ya da atmosferi düşürmedi. Ben inanıyorum ki, grubun en az rağbet gören parçaları çalınsa bile atmosfer yine de üst seviyede olurdu.

Metallica sahnedeki gücünü, sahne şovlarından alıyor ve bunu sağlayan şey ise çok donanımlı bir sahneye sahip olmaları. Her parçada bu atmosferi bir şekilde yakalayacaklarını düşünüyorum. Bu yüzden benim burun kıvırdığım parçalar bile beni fazlasıyla mutlu etti. İşte Metallica, bu yüzden Metallica. En kötü hali bile kitleleri peşinden sürükleyebilecek bir potansiyele sahip (yanlış anlaşılmasın, dün kötü değillerdi). Eğer Metallica’yı canlı olarak izlemediyseniz, ne yapın edin bunu bir şekilde gerçekleştirin. Hatta paranız varsa, kıyın en önden izleyin. Ömürlük bir gösteriyi izleyeceğinizi garanti ederim. Metallica konserini canlı olarak izleyip, 20 yıl sonra bile anlatabileceğiniz bir tecrübeye sahip olacaksınız. Umarım yakın gelecekte tekrar gelirler ve bu performansı tekrar izleme fırsatı yakalarız.

Yavuz Çetin Gitar Festivali

0

Yavuz Çetin’in vefatının üzerinden 13 yıl geçti. Her yıl bir anma gecesi yapılıyordu fakat küçük mekanlar tercih ediliyordu. Bu yıl Yavuzcan Çetin’in başında bulunduğu organizasyonla Küçükçiftlik Park’ta Yavuz Çetin için toplandık. Bu anlamlı güne birçok değerli müzisyen katılım sağladı. Böylece hem Yavuz Çetin için orada bulunduk hem de bir gün içinde izleyebileceğimiz en fazla sayıda canlı performans izledik. Bu festivali önemli yapan iki unsur var.

Birinci unsur; Yavuz Çetin’in kişisel eşyalarının sergilenmesi oldu. Küçük bir çadırın içinde Yavuz Çetin’in nota kağıtları, aldığı ödüller, kullandığı pedallar, fotoğrafları ve MFÖ’de çalarken giydiği kıyafet sergilendi. Bu çadıra küçük bir müze diyebiliriz. Festivalin ilerleyen saatlerinde Yavuz Çetin’in gitarı bu çadıra getirildi ve gitarı yakından görme fırsatımız oldu. Yavuz Çetin’in eşyalarıyla dolu bir ortamda bulunmak insanı duygulandırıyor.

 

 

 

 

İkinci unsur ise, Yavuz Çetin ismi altında toplanılan günde Barış Manço, Cem Karaca ve daha nice isimlerin anılması oldu. Moğollar Tamirci Çırağı’nı, Kurtalan Ekspres Kara Sevda ve Gül Pembe’yi çaldı. Herkes bu şarkılara eşlik etti. Gül Pembe çalınmadan önce Can Bora Genç şarkıyı şöyle tanıttı; ‘Gül Pembe, Türkçe sözlü rock müziğinin zirve noktasıdır. Bu şarkıyı herkes biliyor. Hep birlikte söyleyelim.’ Gül Pembe’nin canlı versiyonu gerçekten bambaşkaydı. Bunun dışında Moğollar Madımak, Kurtalan Ekspres ise Soma faciasına değindi. Moğollar Madımak Oteli’nin yanmasından sonra bir şarkı yapmıs. Bu şarkının ismi ‘Issızlığın Ortasında’. Her konserde çaldıkları bir parçaymış ve YavuzFest’te de çaldılar. Kurtalan Ekspres ise ‘Göğe Selam II‘ albümünde bulunan ‘Maden Ocağı’nı çaldı. Böylece YavuzFest daha fazla anlam kazanmış oldu.

Sahne alan herkes 3-4 parça çaldı. Sahne arkasında bekleyen çok müzisyen olduğu için böyle bir uygulamaya gidildi. Seyirciyi en çok coşturanlar; Teoman, Pentagram, Moğollar, Kurtalan Ekspres ve Bulutsuzluk Özlemi oldu.

Festival ortamına ve konuk sanatçıların performanslarına olumsuz eleştirim yok fakat önümüzdeki organizasyonlar için küçük olumsuz eleştirilerim olacak.

Öncelikle ses sistemine değinmek istiyorum. Küçükçiftlik Park yönetimi Metal Summer Festival’de ses problemine Manowar’un sebep olduğunu açıkladı ve bunun yanında dünya standartlarında ses sistemlerinin olduğunun altını çizdi. YavuzFest’te Tuncer Tunceli’nin soloları hariç hiçbir soloyu net duyamadık. Bas çok ön plandaydı. İnsan, Metin Türkcan solo atarken kendinden geçmek istiyor fakat solo gitarın sesi düşük olunca istenilen olmuyor. Yavuzcan Çetin arada sırada Tuncer Tunceli’ye sahnede eşlik etmişti. Sırayla solo performans sergiledier. Yavuz Çetin’in gitarının sesi çok iyi duyulmuyordu. Gitar festivalinde solo gitarı net duymak istemek kadar doğal bir şey olamaz. Yönetimin, ses sistemini tekrar gözden geçirmesini ve nerede hata olduğunu tespit etmelerini isterim. Yoksa “dünya standartlarındaki” ses sisteminin çöpten farkı kalmayacak.

Gecenin kapanışını Yavuz Çetin’in silah arkadaşı Batu Mutlugil yaptı. Batu Mutlugil sahneye 23:15 civarında çıktı ve 23:50 gibi festival bitti. Arada geçen süre zarfında festivalden ayrılan büyük bir kitle oldu. Ayrılma sebebi saatin geç oluşu ve uzun bir müddet ayakta kalınması olabilir. Batu Mutlugil daha erken sahneye çıksaydı, festival alanı tamamen dolu olacaktı.

Festivalin ismi YavuzFest olduğu için Yavuz Çetin şarkılarının çalınmasını bekledik fakat sadece Sahte Rakı ‘Seni Çok İstiyorum’u çaldı. Bunun nedeni henüz açıklanmadı.

Ancak bunlar küçük olumsuzluklar. Etkinliğe gelen herkes oradan mutlu ve eğlenmiş bir şekilde ayrılmıştır. Festivale büyük bir ilgi vardı ve bütün biletler tükendi. Festivale gelerek destek olanların ve konuk sanatçıların desteği ile önümüzdeki sene ve sonraki yıllar sürekli yapılacak bir festivali kazanmış olduk. Festivalin ismi YavuzFest olabilir fakat bütün rock ve blues insanları 5 Temmuz’da Küçükçiftlik Park’taydı. Başta Yavuz Çetin olmak üzere Türkiye’de müziğin gelişmesini tetikleyen isimleri bilen, saygı duyan ve miraslarına sahip çıkan insanlarla aynı hayavı teneffüs etmek güzeldi.

Yavuz Çetin, arkasında iki büyük albüm bıraktı ve Türkiye’deki blues ve rock müziği etkileyen isim oldu. Yavuz Çetin’in mirasları arasında akıllara kazınan gitar soloları, albümleri ve oğlu Yavuzcan Çetin yer alıyor ama en büyük mirası YavuzFest olabilir. Yavuz Çetin’den başka kim festival alanını ağzına kadar doldurabilir ve rock, blues dinleyen kitleyi buluşturabilirdi?

Göğe selam olsun..

Fotoğraflar ve videolar için; Twitter, Facebook ve Instagram’da #YavuzFest başlığına ve grupların resmi sayfalarına bakabilirsiniz.

Necati ve Saykolar – Dur Bak Dinle Geç

0

Necati ve Saykolar merakla beklenen ilk stüdyo albümü “Dur Bak Dinle Geç“i piyasaya sürdü. Grup son dönemde Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde sahne alarak ismini duyurmayı başarmıştı. Bu hızlı yükselişin en önemli sebebi grubun eğlenceli sahne performansıydı. Gerçekten bu alanda bir fenomen olma yolunda ilerliyorlar. Türkiye’de belli başlı önemli grupların ruhsuz sahne performanslarının yanında Necati ve Saykolar’ın güldüren şovları herkes tarafından büyük bir beğeni ile karşılanmaya devam edecektir diye düşünüyorum. Her neyse, lafı çok fazla uzatmadan albüme geçiş yapalım.

Grubun canlı olarak dinlemişseniz zaten ne tarz müzik yaptıklarını az çok tahmin edebiliyor olmanız lazım. Anadolu rock yapıyorlar. Bu isimle piyasaya sürülen bir çok albüm ve piyasaya çıkan bir çok grup var fakat anadolu rock terimini belki de en çok hak eden grup Necati ve Saykolar olabilir. Gerçekten direkt olarak safkan bir anadolu rock albümü ile karşı karşıyayız. Grubu yaklaşık 1 senedir yakınen takip ettiğim için az çok kafamda grup içi dengelere dair bir fikir oluştu. Necati Karadayı, grubun anadolu tarafı. Zaten elindeki bağlamadan da direkt olarak bunu anlayabiliyoruz. Alper Kayman ve Barış Şanlısoy ise grubun rocker yüzleri (Bknz: Manowar Barış). Davulda yer alan Serhat Ergür ise bu iki kısmı bağlıyor gibi görünüyor. Gerçi sahne performanslarında kendisini pek ön planda göremiyoruz arkada olduğu için… Ön taraftaki üçlü, vokal yapmalarının da avantajıyla grubu sürüklüyor.

Necati ve Saykolar

Albüm, bir debut albüme göre nispeten az diyebileceğimiz sayıda parça içeriyor. 6 parçadan oluşan albüm sanıyorum ki “elimizdeki en iyi parçaları koyalım” mantığıyla bu şekilde şekillendirilmiş. İyi mi olmuş? Tabii ki iyi olmuş. 10 ve üstü parça içeren ve yüzde 80’i boş olan parçalar yapan pop’cular gibi yapmaktansa, her biri iyi çalışılmış ve düzenlenmiş 6 parça yapmak daha iyi. Hem dinleyici açısından daha iyi hem de grup açısından.

Parçalara tek tek baktığımız zaman genel olarak eğlenceli bir albüm olduğunu görüyoruz. Anadolu rock konseptinin çok iyi işlendiğini görmek mümkün. Bağlama ve elektro gitar tam ayarında kullanılmış. Hangisinin daha baskın çıkacağını merak ediyordum, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki her ikisi de tam ayarında olmuş. Albümün tek duygusal parçası “Özlem” gibi görünüyor. Enstrümantal olarak da lirikal olarak da çok başarılı bir parça olmuş. İntrosu zaten direkt olarak vuruyor. Eğlenceli parçaların hangi birinden söz edeyim ki? Hepsi ayrı güzel olmuş. Fakat benim gönlümde daha farklı bir anlam taşıyan parça hiç kuşkusuz “Soru Sorma” oldu. Introsuyla bana hafif bir Dyers Eve esintisi verdi desem yalan olmaz. =D Ahaha, evet biraz uçtum şu an.

Bir Varmış Bir Yokmuş’un başındaki hüzünlü giriş akabinde neşeli bir havaya bürünüyor. Özellikle vokal altında yürüyen gitar harika olmuş. Bas’ın da çivi gibi geldiğini de söylemek gerekiyor. Sanıyorum ki bu tabiri en son Malt parçalarında kullanmıştım. Çok başarılı. Dırdır isimli parça grubun karakteristiğini yansıtan bir parça olmuş. Eğlenceli ve ska ritmi bol. Sözleri yer yer gülümseten bir parça. Ayrıca tabii ki parçanın ortasında yer alan komik “cazgır kadın dırdırı” kısmını da atlamamak lazım. Böyle bir şey bekliyordum zaten. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere Necati ve Saykolar “rocker atışması” tabirini ülkemize getiren (var eden) grup. Buna benzer bir kısım olmuş. Albümün son parçası Usta ise klasik bir anadolu rock parçası. Alper Kayman imzalı harika bir solo içeriyor bu parça. Soru Sorma’da Yavuz Çetin esintileri sunan gitarist, bu parçada kendi tarzını yansıtmış.

Albümün noksanlıklarına gelecek olursak, çok fazla söyleyecek bir şey olduğunu zannetmiyorum. Grubun yaptığı müziğin bir gereği olarak kullandıkları sözlerin bazen tat vermediği anlar olmuş (bir kaç arkadaşımdan da bunu duydum) ancak bunlar tabii ki çok büyük detaylar değil. Grubun ilk albümü olduğunu düşündüğümüz zaman lafı bile edilmemeli.

Sahne performansı üst düzey olan gruplarda, beste yapmak konusunda sıkıntılar yaşanabiliyor. Necati ve Saykolar tıpkı sahnede oldukları gibi, muhteşem bir albüm hazırlamışlar. Hiç sıkılmadan baştan sona dinlenebilecek bir albüm olmuş. Son dönemde yaptıkları albümler ile bir anda büyük patlama yapan grupları gözümün önüne getirdiğim zaman iki grup ön plana çıkıyordu. Biri hiç kuşkusuz Murder King, diğer ise The Ringo Jets. Bu iki grubun yanına Necati ve Saykolar’ı da eklemekte fayda var. Kendilerinin bir diğer artı yönü ise bu başarıyı iktidar karşıtı bir tutum ve içerik ortaya çıkartarak sağlamamış olmaları. Gümbür gümbür bir albüm var ortada ve sosyal medyada gördüğüm kadarıyla hakettiği ilgiyi görüyor. Başarılı bir albüm. Devamının da geleceğine hiç şüphe yok.

Türk Gitar Puanı: 

Tüm Detaylarıyla Hi-Voltage’ın Perde Arkası

0

Maslak Arena’nın önüne kapı açılış saatinde geldim fakat kapılar geç açıldı. Saat 15:00’da ilk ön grup sahne alacaktı, onlar da ufak bir gecikmeyle sahneye çıktılar. Kapıda beklerken bir olay yaşandı, bunu anlatmam lazım. Bilet alamayan iki metalci kardeşimiz alanda toplananlardan para topluyordu. Normal bilet almak istiyorlardı. Arkadaşlarımda fazladan bir adet sahne önü bileti vardı. Bileti onlara verdik. Sonra sahne önü biletiyle normal bilet takasına girmeye çalıştılar. Kapıların açılmasını bekleyenlerin tüm dikkatlerini üstlerine çekmeyi başardılar. Sonunda sahne önünü normal biletle değiştirmeyi başardılar ve içeri girdiler 🙂

Maslak Arena’ya ilk gelişimdi. Konser alanını beğendim, kapasitesi oldukça yüksek ve ferah bir ortamı var. Sigara ve alkol satışı yapılıyordu. Sahne önü kısmını daha büyük bekliyordum fakat tahmin ettiğimden küçüktü. Sahne önü bileti alanlarla normal bilet alanlar arasında pek bir fark yoktu. Aramızda sadece demir bariyerler vardı. İlk ön grup Furtherial sahneye çıktı ve konsere hızlı bir giriş yaptık. Thrash metal yapan grup bizi havaya sokmaya çalıştı. Furtherial headbang yapmak için uygun ritimde çalıyor. Zannediyorum ilk grup olmanın verdiği dezavantajla kendilerine pek eşlik eden olmadı. Ayrıca Furtherial albüm hazırlığındaymış. Albüm dijital olarak paylaşacaklarmış. Furtherial’i takip edin derim.

İkinci grup Ivory kendine özgü soundu olan bir grup. Furtherial’dan sonra thrash-heavy metal ile devam ederiz diye düşündük fakat öyle olmadı. Ivory, Furtherial’dan sonra hızımızı kesti desem yeridir. Ivory çalarken yerde oturanlar, sahne önünü terk edenler vardı. Fakat bir de şu açıdan bakalım. Eğer Ivory daha sert müzik yapsaydı veya Ivory yerine daha gaza getirici parçalar çalan bir grup olsaydı, Trivium’un sonlarına kadar dayanabilir miydik bilemiyorum. Dolayısıyla, Ivory doğru bir tercih olabilir. Hem grubu sahnede izledik hem de dinlenmiş olduk.

Thrown To The Sun internetten dinlediğim kadarıyla bildiğim bir grup. Grubun yaptığı müzik bana hitap etmiyor. Death metal dinleyen birisi değilim. Hi-Voltage’taki performanları gayet iyiydi. Özellikle vokalin sesini çok beğendim. Fakat bir şeyler ters gitti, ses sisteminde cızırtı oldu. Ara ara ses gidip geldi. Ghost ve Trivium’da da aynı şey olmaz umarım diye içimden geçirdim. Thrown To The Sun sahneden inene kadar cızırtılar devam etti. Konser alanında büyük bir Thrown To The Sun hayranı bir kitle vardı.

Konserde yaşananlardan bazılarını zaman içinde unutacağız. Sadece fotoğraflara baktığımızda birkaç şey hatırlayabileceğiz. Fakat Black Tooth’un bizde yarattığı etki sanırım unutulacak gibi değil. Konsere gelen ve Black Tooth’un yaptıklarını unutan insan olamaz. Ankara’dan gelen Black Tooth çok manyak bir grup. 🙂 Bu grubun enerjisi o kadar yüksek ki… Enerjilerini seyirciye harika bir şekilde aktarıyorlar. Black Tooth’un vokali Tuna Vural festival alanını gaza getirici sözleriyle hareketlendirdi. Tuna; seyirciye bira attı, sahne önündeki seyircilerin üstüne atladı, bazı seyircileri sahneye davet etti. Black Tooth iyi ki festival gelmiş. Eğer Black Tooth’u görmemişseniz, mutlaka izleyin. Black Tooth anlatılacak bir grup değil, yaşamak lazım 🙂

Avustralya’dan gelen Karnivool, Black Tooth’un bıraktığı yerden devam etti. Karnivool’un gitaristinin çalarken yüz ifadesi çok değişik olabiliyor, dikkatimi çekti. Bas gitarist ise grubun en hareketlisi. Karnivool’un vokalisti; seyirciden memnun kaldığını, ortamı beğendiğini ve İstanbul’da iyi karşılandıklarını söyledi. Karnivool’u İstanbul’da tekrar görebiliriz.

Karnivool’dan sonra heyecanlı bekleyiş başladı. Ghost’un sahne hazırlıkları yapılıyordu. Ghost yazan devasa bayrak yukarı çıkarıldığında heyecanımız daha da arttı. Infestissumam introsu ile birlikte Ghost (Papa hariç) sahneye çıktı. Bu arada ışık ve sis daha da arttı. Intro’dan sonra Per Aspera Ad Inferi’ye geçiş oldu. Geçiş esnasında Papa sahneye geldi ve kıyamet koptu. Papa’nın gelmesiyle herkes ön taraflara akın etti. Papa’nın sahnedeki hareketleriyle (ellerini havaya kaldırma, gitaristi işaret etme vs.) seyircinin dikkatini çekiyordu. Nameless Ghoul’lar oldukça da hareketliydi. Ghost ilk kez İstanbul’a gelmişti. Papa, İstanbul’daki seyirciyi sevdiğini söyledi. Böyle bir hayran kitlesi ile karşılaşacağını tahmin etmemiştir herhalde. Konserin başından sonuna kadar susmayan, şarkılara eşlik eden, Papa’nın söylediklerine anında tepki veren bir kitle vardı. Ghost’un Youtube’tan canlı performanslarını izlemiştim fakat Nameless Ghoul’ların İstanbul’daki kadar hareketli olduğunu görmedim. Seyircinin enerjisini hissetmiş olacaklar ki onlar da yerlerinde duramadılar, değişik hareketler yaptılar. Şarkıya ara verilince Papa, her defasında seyirciyi sevdiklerini anlatan işaretler yaptı. Papa hem seyirciyi hem de grubu harika yönetti. Bence Ghost, İstanbul’daki enerjiyi çok sevdi. Türkiye’ye tekrar geleceklerini düşünüyorum. Ghost sahneden inince bir grup seyirci; ”Tekbir ! Allahüekber !” diye bağırmaya başladı. Onlara katılanlarda oldu. Eğlenceli anlardı 🙂

Günün son grubu Trivium bizi öldürdü desem yeridir. Papa’nın yönettiği kitleyi, Trivium kendinden geçirdi. Trivium’u hiç dinlememiş birisi olarak ‘Neden bu adamları dinlememişim lan’ dedim. Her parçada headbang yaptık, sağa sola koşturduk, yerimizde zıpladık. Matt, Türkçe nasılsınız dedi ve baya alkış aldı. Matt ayrıca şunu söyledi; ”Burada gördüğüm kitle, dünya üzerinde Trivium konserinde en fazla gürültüyü yapan kitle. Harikasınız. Sonraki gelişimizde metal dinlesin dinlemesin arkadaşlarınızı toplayın ve buraya getirin. Daha kalabalık olalım”. Görülüyor ki Matt konserden oldukça memnun kalmış ve tekrar geleceklerine söz verdiler.

Hi-Voltage çok güzel bir organizasyondu fakat beni mutlu eden bir olay daha var. Konser alanında bir baba ve oğlu dikkatimi çekti. Oğlunun görme engelli olduğunu anladım. Yanlarına gidip selam vermek istedim. O an sahnede Karnivool vardı ve ortam gürültülüydü. İsimlerimizi sormadan direk konuya girdik. Babaya bu yaptığının çok güzel hareket olduğunu ve arada sırada bunu yapmasını söyledim. Baba da bana; mümkün olduğunca her konsere gittiklerini söyledi. Benden önce gidip selam verenler de olmuş. Selam verenlerden bazıları kendilerine katılmalarını istemişler. Bunu duyunca daha çok sevindim. Baba ve oğlu, bu güzel hareketten dolayı çok mutlu olmuşlar.

Hi-Voltage konserlerinin her birinin tadı farklıydı. Güzel bir gün geçirdik. Ghost’u ve Trivium’u coşkulu, istekli bir şekilde ağırladık. Yaptığımız tezahüratlarla, onları tekrar görmek istediğimizi belli ettik. Bir sonraki gelişlerinde daha uzun süre sahnede kalmalarını isterim.

Yaptıkları başarılı organizasyondan dolayı Charm Music’e, Dorock’a ve etkinliği destekleyen herkese teşekkürler.

Son Haberler