Duvar ile Röportaj

0

– Türk Gitar: Öncelikle hoşgeldiniz, nasılsınız? Keyifler nasıl?
– Gökhan Özçetin : Teşekkür ederiz, bomba gibiyiz. Sizlerle olmak mutluluk verici. : )

– Türk Gitar: Duvar, 2010’da kurulmuş bir grup. Kuruluş hikayenizi ve grubun adının nasıl oluşturulduğundan kısaca bahseder misiniz?

– İlker Özbek: Üniversite yıllarından hemen sonra, çok daha önceleri yapmış olduğum şarkıları zenginleştirmek ve daha geniş kitlelere ulaştırmak adına bir grup arayışı içerisine girdim. Çoğunlukla müzisyenlerin ziyaret ettiği bir internet sitesi üzerinden Bora ile tanıştık.

Grubumuza isim verme sürecinde, ismin özel bir anlam içermesinden ziyade, akılda kalıcılığına öncelik verdik. Bora ile çeşitli grup isimleri üzerinde düşünürken en iyi fikir, kararsızlıktan bitap düşmüş halimize acıyan Bora’nın annesinden geldi. Tabi ki anneler her şeyin en iyisini bilirler 🙂  O günden bu yana Duvar olarak anılıyoruz.

Duvar rock grubu

– Türk Gitar: Sanıyorum ki kadro konusunda önemli birkaç müzisyen değişikliği olmuş. Son kadronun şekillenme süreci nasıl gelişti?

– Bora Ok: Kuruluş evremizde minimal bir orkestra için bas gitar ihtiyacımız da vardı. Bir süre çeşitli bas gitaristler konserlerimize eşlik etti fakat bazı sebeplerle hiç biri Duvar’ın kalıcı bir parçası olamadılar. Kuruluşumuzdan yaklaşık bir yıl sonra da Gökhan Özçetin aramıza katıldı.

Siz de takdir edersiniz ki bir müzik grubunu ayakta tutan tek unsur, grup üyelerinin müzikal anlamda uyumu değil. Karakter, hayattan beklentiler, yaşam tarzı ve daha birçok parametre var işin içerisinde. Zaman içerisinde birçok değerli müzisyenle çalıştık, hepsine katkılarından ötürü teşekkürlerimizi sunuyoruz. Fakat kadromuzun bugünkü hali ile tamamen uyumu yakaladığımızı ve bugüne dek hiç olmadığımız kadar bütünlük sağladığımızı söyleyebiliriz. Aramıza bu yıl ocak ayında dahil olan değerli müzisyen arkadaşımız Gökhan Özkaya’ya da tekrar hoş geldin diyoruz.

– Türk Gitar: Şu an beste ve albüm çalışmalarınız devam ediyor. İlerlemeniz ne düzeyde?

– Gökhan Özkaya: Şu an 2-3 albümü dolduracak sayıda bestemiz mevcut. Önümüzdeki aylarda bunların hangilerine ilk albümde yer vereceğimize ve albümü nerede kaydedeceğimize karar vereceğiz. “Kesin olarak albümde yer verelim” dediğimiz şarkıların pilot kayıtlarını büyük ölçüde tamamladık.

Duvar grubu, Gökhan Özkaya

– Türk Gitar: Bestelerinizde ve yapacağınız albümde ne tarz bir müzik ile karşılaşacağız?

– İlker Özbek: Ürettiklerimizi net çizgilerle sınıflandırmayı doğru bulmuyoruz. Duvar’ın üretim kaynağı insan unsuru olduğundan ve üretilenler hissiyatlardan beslendiğinden, her mevsimin mahsulü birbirinden farklı. Çeşitli müzik tarzlarına dokunuyoruz, bu nedenle albüm kayıtlarını tamamladığımızda her şarkının ayrı bir kitlesi olacağına inanıyoruz. Demo kayıtlarımız için de gelen geri bildirimler bu tezimizi doğruluyor.

– Türk Gitar: Gördüğüm kadarıyla Nisan ayında bar konserlerine başlıyorsunuz. Bu süreç devam edecek mi yoksa albüm ve beste çalışmalarına mı öncelik tanıyacaksınız?

– Gökhan Özçetin: Nisan ve Mayıs aylarında İstanbul’un çeşitli performans mekanlarında konserlerimiz gerçekleşecek. Albüm sürecine girdiğimizde, hem süreci aksatmayacak hem de dinleyicilerimizden uzaklaşmayacağımız şekilde bir konser programı yapmayı düşünüyoruz.

– Türk Gitar : “Biz bu yüzden farklıyız ve bizi sevecekler” dediğiniz bir özelliği var mı grubun?

– Gökhan Özkaya: Eserlerimizde tamamen bir yaşanmışlık hakim. Çok fazla fantastik öğe bulundurmuyor yani. Bu özellik dinleyicilerimize samimi geliyor. Ayrıca şarkı sözleri konusunda çok iddialıyız desem abartmış olmam.

Duvar grubu, bas gitarist

– Türk Gitar : Bora beye özel bir parantez açmak istiyorum. Kendisi özel bir sağlık merkezinde estetik plastik cerrahi uzmanı olarak çalışıyor. Bir yandan devamlı bir işte, hem de bu denli saygın bir işte çalışırken, müziğe profesyonel olarak zaman ayırabilmek zor olsa gerek. Neler düşünüyorsunuz bu konu hakkında?

– Bora Ok: Kurulduktan yaklaşık iki buçuk yıl sonra uzmanlık belgemi alabilmek ve zorunlu hizmet için Tokat’a gittim. Grubumuzun faaliyetleri bu süreçte çok da aksamadı. İzin günlerimde İstanbul’a gelerek web sitemizde yer alan (www.duvarband.com) demo kayıtların davullarını çaldım. Yaptığım her iki işten de büyük keyif alıyorum. Bu nedenle ikisine birden yetişmeye rahatlıkla enerji bulabiliyorum. Artık kalıcı olarak İstanbul’dayım. Karşılıklı olarak sabrımızın meyvelerini alma zamanı geldi.

– Türk Gitar : Grup olarak kendinize idol olarak gördüğünüz gruplar ve sanatçılar var mı, yoksa siz kendi özgün müziğinizi yapmaktan mı yanasınız?

– Bora Ok: Sanatın bütün dallarında olduğu gibi müziğin de temelini oluşturan yegane unsur “etkileşim”. Taklit olmadığı sürece etkileşimin faydasına inanıyoruz. Yıllara damgasını vuran müzik tarzları da etkileşim sayesinde hala varlığını sürdürüyor. Hepimizin ayrı ayrı etkilendiği müzisyenler var. Biz, Duvar’ın tek bir dinleyicisi dahi kalmasa daima kendi eserlerimizi üretmekten yanayız ve kurulduğumuzdan beri de bu fikrimiz değişmedi. Aksi durumda bu işin hepimizin bildiği çok daha kolay yolları var.

Duvar grubu, vokal ve davulcu

– Türk Gitar: 2010’da kurulmuş bir grup olarak, ilk yıllarınız ve şimdiki zamanı karşılaştırdığınızda grupta mental ve teknik açıdan bir farklılık ve gelişme görüyor musunuz? Özellikle beste konusunda, ilk yaptığınız besteler ve şu an ürettiğiniz materyaller arasında kalite farklılıkları size göre ne düzeyde?

– İlker Özbek: Hangi dalıyla ilgilendiğinizin önemi olmaksızın sanatı, son durağı olmayan bir süreç olarak tanımlayabiliriz. Aksi bir durum söz konusu olsa idi Mimar Sinan, Süleymaniye’yi yaptıktan sonra mimarlığı bırakırdı. Bestelerin hepsi kendi yaşanmışlık dönemlerinden izler bırakıyor, bu nedenle yıllar içinde beste kalitesini arttırdık cümlesini çok net söyleyemem. Mesela Hoşçakal en eskilerden, ama hala en keyifle çaldıklarımızdan bir tanesi. Performans anlamında ise kurulduğumuz döneme göre çok fazla aşama kaydettiğimizi, bunun bir yolculuk olduğunu ve işi her geçen gün daha da ileriye götüreceğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.

– Türk Gitar: Son olarak grubun yakın ve uzak gelecekteki temennilerini ve beklentilerini almak istiyorum.

– Gökhan Özkaya: Müzik piyasasının yeni bir renge ihtiyacı var. Kendimize bu konuda güveniyoruz. Kısa vadedeki hedefimiz, çalarken keyif aldığımız parçaları, mümkün olan en iyi olanaklarla kaydedip insanlarla paylaşmak. Bir müzisyen için ürettiklerine hep bir ağızdan eşlik edilmesinden daha keyifli ne olabilir ki!

– Türk Gitar: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Yeni albümünüzü merakla bekliyoruz.

– Gökhan Özçetin: Asıl biz sizlere teşekkür ederiz. Yayın hayatınızda başarılar. Görüşmek dileğiyle.

Black Label Society – Catacombs of the Black Vatican

0

1998’de Zakk Wylde’ın çabalarıyla kurulan grup, bas gitarda John DeServio ve en son Breaking Benjamin’den tanıdığımız baterist Chad Szeliga’yı da kadrosuna katarak yeni albümlerini kaydetti.

Zakk Wylde’ı rock müzik ile az çok ilgilenen herkes duymuştur sanırım. Özellikle yeni başlayan elektro gitaristleri teşvik amacıyla verilen örneklerde ilk sırada olan (şaka değil, gerçekten de gününün yarısı gitar çalmakla geçiyor), görece genç diyebileceğimiz kuşağın çok ciddi müzik bilgisine sahip ender insanlarından biridir (Genç ve bilgili deyince Dave Grohl’u da anmamak olmaz tabi). Tek kişilik orkestra bu adamlar.

Black Label Society

Catacombs Of The Black Vatican’da da durum değişmiyor. Zakk baba, vokal, elektro gitar, piyano ve akustik gitar da yine yeteneklerini konuşturuyor. Chad Szeliga da Black Label Society ile kaydettiği ilk albümde hiç sırıtmıyor. Fakat öne çıkan isim Wylde tabii ki. Diğer elemanlar görevlerini yapmışlar.

Albüm, Fields Of Unforgivness gibi oldukça iyi bir şarkıyla açılıyor. İkinci şarkı My Dying Time’ın video klibi geçtiğimiz günlerde Türk Gitar da yayınlandığında, Feyyaz haberin altına not düşmüştü. Gerçekten de sert riffleri biraz ayıklayıp hafif tempoyu düşürsek Yavuz Çetin’i dinleyeceğiz.

Tabi Zakk Wylde yıllarca Ozzy Osbourne ile çalıştığından albümün sound’unun genel olarak “Zakk’li bir Ozzy albümüne” benzemesi gayet doğal. Zakk Wylde’ın karakteristik soloları uzaydan bile anlaşılıyor. Hatta yaptığı tek bir artificial harmonic’ten bile gitarı Zakk Wylde’ın çaldığını anlayabilirsiniz. Gitar çalışında böyle bir özgünlüğü var. Örneğin, açın Ozzy’nin Black Rain (2007) albümünden birkaç şarkı dinleyin, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız, gitarı kimin çaldığını da… Bunun dışında sound’un biraz daha sert olduğu bariz. Yer yer heavy metal, yer yer de groove metal’in jilet gibi rifflerini içeriyor. “Elektriğin sesi”ni gerçekten duyuyorsunuz.

Zakk Wylde - Gitarıyla

Zakk Wylde’ı ballad konusunda da oldukça başarılı bulurum. Bunun nedeni tabii ki piyano çalması. Piyanoyu ballad’larında çok iyi kullanıyor. Albümün yine kalburüstü ballad’ları “Angel of Mercy”, “Shades Of Gray” ve “Scars”. Benim en beğendiğim parçalar ise “Damn The Flood”, “Heart Of The Darkness” ve “Fields Of Unforgivness” oldu.

11 şarkıdan oluşan albümün Deluxe Edition’ında iki bonus var. “Nomad” ve adından anlaşıldığı üzere ilginç bir parça olan “Dark Side Of The Sun”.

Evet, Zakk Wylde’ı övdük övdük şimdi de eleştireceğimiz noktaya gelelim. Wylde tek başına grubu sırtlıyor ama vokal konusunda egoistlik yapıyor gibi geliyor bana. Kötü bir vokal değil fakat kendi devam ettiği sürece grubuna haksızlık yapıyor olacak. Black Label Society, Zakk’in vasat vokalinden kurtulup tarzına uygun bir vokal ile anlaşsa grup çok daha iyi seviyelere gelir. Örneğin, bir ortak nokta da buluşup Phil Anselmo’nun şu gruba geldiğini ve Zakk’in en iyi bildiği şeyle yani sadece gitarıyla devam ettiğini düşünün. Black Label Society direkt dünya çapında bir headliner olur.

Vokal biraz arızalı olsa da, harika riff ve sololarıyla oldukça başarılı bir albüm.

Türk Gitar Puanı: 

Dio: This Is Your Life

0

Heavy metal dediğimiz zaman akıllara gelen ilk gelen bir kaç olgudan biri Ronnie James Dio’dur. Bakın kişi, grup, albüm, şarkı ya da o tarz bir şey demiyorum. Tüm bunların üzerinde bir noktaya koyuyorum Dio’yu. O heavy metal denildiği zaman akla gelen bir vokalist değildir, o heavy metalin ta kendisidir. Bu albüm ona saygı amacıyla yapılmış bir albüm. Amerika’da bu tarz usta isimlere saygı göstermek amacıyla tribute albümler sıklıkla yapılıyor. Heavy metalin babasına son bir saygı duruşu içeriyor bu albüm.

Ronnie James Dio: This Is Your Life Albüm KapağıAlbümün orjinal kapak fotoğrafı.Öncelikli olarak şunu belirtmek istiyorum, albümü genel olarak kıyaslamalı olarak ele almayacağım. Normal şartlarda bir grupların albümlerindeki diğer parçalarla kıyaslamaları da fazlaca yapmayı seviyorum fakat bu toplama bir albüm sayılacağı için ve her grup kendi tarzını yansıtan bir cover çalışması içinde olduğu için bunu yapmak abes olurdu. Belirtmekte fayda var.

Albümde toplam 14 parça bulunuyor. Dijital versiyon için hazırlanmış 1 adet ekstra parça var. Buna ek olarak 2 adet Japonya’ya özel hazırlanmış bonus parça var. Albümün tamamında birbirinden ünlü isimler yer alıyor. Sırf o grupları merak ettiği için bile albümü satın alabilecek fanlar olacaktır. Bu kadar özel ismin yer aldığı bir tribute albümün kötü olma ihtimali çok düşük zaten. Bir de şöyle düşünün, Dio’nun tüm çok özel parçalarının yer aldığı bir albüm. Dio’nun başka ağızlardan seslendirilmiş “greatest hits” albümü olarak bakabilirsiniz bu albüme.

Şarkıları dinlemeye başladığım zaman direkt olarak vurucu bir girişe sahip olduğunu fark ettim. Albümü iki farklı bölüme ayıracak olursak, ilk bölüm kesinlikle muhteşem olmuş. Bir solukta dinliyorsunuz. Holy Diver’a kadar olan 8 parçayı ilk parça olarak kabul ettim ben. Geriye kalan 6 parçayı yadırgamayın, Metallica’nın medley’i zaten 4 parça içeriyor, o yüzden tam denk geliyor diyebiliriz. İlk bölümde her tarzdan parça var. Hem gaz, hem duygusal. Özellikle ilk bölümdeki parçalarda çok radikal düzenlemelerin yapılmadığını görüyoruz. Bu da buram buram Dio kokan parçalar demek.

Ronnie James Dio: This Is Your Life Albüm Kapağı 2 - Metallica Kapağı

İkinci kısımda ise bana kalırsa hayal kırıklığı var. İlk bölümün aksine çok duraklayan ve tadı tuzu belli olmayan çalışmalar mevcut. İlk bölümü dinlediğim sıralarda, “bu albüm yılın albümü olmuş” diye düşünürken; ikinci bölüme geçtiğimde “ehh işte, yılın iyi albümlerinden olacağı kesin ama o kadar…” şeklinde değişti fikrim. Tabii tam olarak albümü kestirip attıracak kadar kötü değildi. Metallica’nın medley’i çok çok iyi. Hatta parça ilk çıktığı zaman da söylemiştim, “Lords of Summer”ı gölgede bırakacak kadar sağlam olmuş. Buna ek olarak dişe dokunur bir parça söyleyemiyorum.

Parçalar hakkında ufak anektodlar vermek istiyorum. Her birini tek tek yorumlamaktansa, özel yorumlamaya değer konulara değinmek daha mantıklı. İlk olarak iyi anektotları yazalım. Corey Taylor’ın Rainbow in the Dark performansı muhteşem olmuş. Resmen ilahlaşmış Corey. Halestorm’un Straight Through The Heart performansı kesinlikle albümün en iyilerinden. Lzzy Hale insan üstü bir performans sergilemiş. Sanırım bu şarkı ondan başka kimseye gitmezdi. Cuk oturmuş. Scorpions’un The Temple of the King performansı da takdire şayan. Albümün en hisli parçası o olmuş. Ayrıca Doro’nun Egpyt’i de çok hoş olmuş. Metallica’nın medley’ine zaten söylenecek söz yok. Mercyful Fate medley’i ile gönüllerde taht kurmuşlardı, bu medley onu bile geçmiş bana göre. Medley nasıl yapılır dersi vermiş üstatlar.

Ronnie James Dio: This Is Your Life Albüm Kapağı - Geniş Kapak

Beklentileri karşılayamayanlardan bahsedelim biraz da… Kesinlikle bir numara Rob Halford’un Man on the Silver Mountain performansı. Hiç olmamış. Neden bu kadar tatsız tuzsuz bir şey çıkmış ortaya anlamadım. Buna ek olarak Killswitch Engage’in Holy Diver performansı sanki “bu şarkıyı biz böyle bok ederiz” der gibiydi. Holy Diver’ın orjinaline sadık kalınsa hoş olabilirdi. Özellikle vokal altında çok farklı işler vardı o parçada. Acaba adamlar süper bir şey yaptı da, benim mi mallığım tuttu diye düşünerekten uzunca dinledim o kısımları. Ama yok kardeşim, olmamış yani, tutmamış… Güzelim parçayı heba etmişler. Jimmy Bain ve Glenn Hughes’ün performansları da vasat kalmış.

Genel olarak başarılı bir albüm. Ben her ne kadar cover yapılıyor olsa da şarkıların ana hatlarının çok fazla değiştirilmesinden hoşlanmadığım için olsa gerek bazı parçalar hoşuma gitmemiş olabilir. Negatif yorumlarımın odağında da zaten genelde bunlar vardı. Fakat siz bu tarz takıntıya sahip değilseniz, baştan sona soluksuz dinleyebileceğiniz bir albüm ile karşı karşıyasınız. Takıntınız varsa bile albümün ilk bölümünü ve son kısmı zaten direkt efsanevi bir şey olmuş. Ronnie James Dio’ya gönderilen son mesaj, yerine çok sağlam bir biçimde gitmiş. Emeği geçenlerin eline ve yüreğine sağlık.

Türk Gitar Puanı: 

Murder King – Gürültü Kirliliği

0

2002 yılında Özgür Özkan ve Alper Tabakçılar tarafından kurulan Murder King, 2013’te çok iyi bir vokal olduğunu düşündüğüm aynı zamanda grubun bas gitaristi Özgür Özkan’ın yerine Can Uzunallı’ya vokalistlik görevini devretti. Yeni vokalle kaydedilen ve  grubun ilk albümü olan Gürültü Kirliliği 4 Mart’ta piyasaya sürüldü.

Daha önce çeşitli barlarda çalan ve televizyon programlarında gördüğümüz Murder King bir cover grubuydu. Tarz ve yorumlarıyla dikkat çekmeyi başarmışlardı. Özellikle Okan Bayülgen’in programlarıyla birlikte tanınırlıkları arttı diye düşünüyorum.

Albümü değerlendirmeye geçelim. Daha önce söylediğim gibi Özgür Özkan’ı ilk dinlediğimde çok beğenmiştim. Fakat yeni gelen Can Uzunallı’ nın Özgür’den hiç de aşağı kalır bir yanı yok. Sesini gayet başarılı kullanmış, brutal vokalleri çok başarılı. Albümün öne çıkan grup elemanı 2005’ten beri grupta bulunan Onur Akça. Davul, genel olarak albüme baktığımda çok yerinde kullanılmış, albüm boyunca bütün ritim sololarda altyapıyı oluşturmuş. Fakat elektro gitar, biraz geride kalmış gibi gözüküyor. Beklediğim soloları duyamadım. Aslında çok fazla solo da yok albümde. Ama ritim üzerine kurulu bu sound’taki bir albümde uzun elektro gitar soloları beklemek biraz hayalcilik olabilir tabii.

Albümün şarkı sözlerinin içeriğini büyük ölçüde ülke siyaseti oluşturuyor. Bu anlamda genelde sözleri psikoloji üzerine yoğunlaşan heavy metal’den, siyasi içerikli sözleriyle farkı var. Politik göndermelerin yanı sıra, toplumsal olaylar ve sosyolojik durum, albümdeki parçaların sözlerinin temelini belirleyen faktörler. Ben genel olarak beğendim, üzerine emek harcandığı belli, zorlama sözler yok.

İlk parça ‘Bu Daha İlk’, 45 saniyelik bir intro. İlk klip ‘Demokrasi’ adlı parçaya çekildi. Aslında albümde daha iyi şarkıların olduğunu düşünüyorum. ‘Boykot’u gerçekten çok beğendim. Özellikle intro’su benim için şimdiden efsanedir. ‘Kabusun Sonunda’nın soloları çok başarılı. ‘Bağnaz’ ve ‘Dinlediğim Masallar’  da benim için öne çıkan şarkılar oldu. Albümün sound’u hard rock ile heavy metal arasında değişiyor. Bazı şarkıların klavyenin etkin kullanımıyla melodic death metal’e yakın bir sound’u var diyebiliriz. Hatta bilenler bilir, Amerikan metal grubu “A Hero A Fake”i. İki grubunu sound’unu birbirine benzettiğimi söylemeliyim.

Başta söylediğimi bir kez daha vurgulamak istiyorum: “Gürültü Kirliliği” bir debut albüm. Ve ilk albüm için çok başarılı bir kayıt. Türkçe metalin hafif kıpırdanışını izliyoruz bu aralar. Ve Türkçe metalin yükselmesini istiyorsak böyle gruplara destek vermeliyiz. Albümü Spotify üzerinden ücretsiz olarak dinleyebilirsiniz. Son olarak şunu söylemek istiyorum, “Gürültü Kirliliği” taş gibi bir albüm olmuş. 

Türk Gitar Puanı: 

Charlie Parra del Riego Röportajı

0


– Türk Gitar: Merhaba Charlie. İlk defa uluslararası bir gitarist ile röporaj yapacağız ve bu bizim için gerçekten muhteşem bir deneyim olacak. Hoşgeldin ve bize bu fırsatı verdiğin için çok teşekkürler.

– Charie Parra del Riego: İşim ile ilgili güzel temennileriniz ve bu röportaj için benimle iletişime geçtiğiniz için teşekkür ederim. Hala bir Türk sitesi ile röportaj yapıyor olduğuma inanamıyorum, gerçekten çok güzel. 🙂

– Türk Gitar: Dünya çapında tanınan bir gitaristsin, öncelikle kısaca seni tanıyarak başlayalım istersen. 

– Charlie Parra del Riego: Ben Charlie. Peruda doğdum ve 28 yaşındayım. Son 13 yıldır gitar çalıyorum ve hala Perulu bir grup olan  M.A.S.A.C.R.E ve yine Kanadalı bir grup olan Kobra and the Lotus’da çalıyorum. Ayrıca solo projelerim var ve bunları Youtube üzerinden paylaşıyorum. Eski tip video oyunlarının ve biranın hastasıyım.

– Türk Gitar: Gitara başlangıç hikayeni sormak istiyorum, ilk kıvılcım nasıl başladı? Geldiğin noktaya nasıl bir çalışma ile ulaştın?

– Charlie Parra del Riego: Okul terapistimin sayesinde gitarla tanışmış oldum. Kendisi aileme, düşük notlarım yüzünden benim bir şeylere odaklanmam gerektiğini söyledi ve ona göre bunun ilk seçeneği de gitardı. Ailem de kendisiyle hemfikir oldu. Büyük bir Guns n’ Roses fanıydım ve bunun benim için bir ilk görüşte aşk olduğunu söyleyebilirim. Notlarım daha iyiye gitmedi ancak dikkatimi tamamen toplayabildiğim başka bir şey bulmuş oldum kendime. Appetite for Destruction albümü için çalışmalara ve egzersizlere başladım. Eddie Van Halen ve Randy Rhoads ile tanıştığımda ise daha farklı yönlere de çalışmaya başladım.

– Türk Gitar: Muhteşem yetenekli bir gitarist olarak iyi yerlere geleceğin elbette olağan bir şey fakat Youtube için kaydettiğin videoları, ilk kaydettiğin dönemde o videoların seni dünya çapında tanınan biri haline getireceğini kestirebiliyor muydun?

– Charlie Parra del Riego: Youtube’dan önce halihazırda 5-6 yıldır barlarda, festivallerde ve turnelerde M.A.S.A.C.R.E ve Difonia gruplarıyla çalıyordum. Peru ve Kolombiya’da gayet güzel işler yaptık ancak kesinlike Youtube benim kendi müziğimi tüm insanlarla paylaşmam için bana bir yol açmış oldu. Geçirdiğim bir kaza ve ameliyat yüzünden canlı performans yapamıyordum ve bu dönemde Youtube’a yüklemeler yapmaya başladım. İlk solo albümüm Procrastinación/Procrastination’ün deniz aşırı bir satışa gidebileceğini hiç tahmin etmemiştim. Hala bunun başarısının şaşkınlığındayım. Steel Panther, Fear Factory, Sonata Arctica, Amaranthe, Hate Eternal gibi destekte bulunduğum gruplar gibi halen Kobra and the Lotus’da turnelere çıkmakla beraber Fransa Paris kökenli bir grup olan The Lost Rockers için gitar kayıtları yapmaktayım. Ayrıca Youtube bana Perulu ve Kolombiyalılara konser deneyimlerimizi de paylaşma imkanı vermiş oldu.

– Türk Gitar: Seni özellikle Kirk Hammett (görünüş bunda etkili galiba) başta olmak üzere bir çok gitaristle kıyaslayıp, onlardan bile daha iyi çaldığını söyleyen takipçilerin var. O yorumlar seni ne şekilde etkiliyor?

– Charlie Parra del Riego: Hala bunun karşılaştırmasının yapılmasına inanamıyorum. Büyük bir Metalica ve Kirk fanıyım. Kirk ile karşılaştırılıyor olmam aslında beni pek fazla etkilemiyor. Kirk çevredeki en iyi gitaristlerden birisi ve sololarını gerçekten çok beğeniyorum. Fakat, evet tipim birazcık da olsa ona benziyor 🙂

– Türk Gitar: Bizim ülkemizde seni tanıyanlar çoğunlukla videolarından (çoğunlukla cover’lar) ötürü tanıyorlar fakat senin grup projelerin ve albümlerin de var. Onlardan bahsetmek ister misin? 

– Charlie Parra del Riego: 2011’de Procrastinacion/Procrastination ve geçen yıl Organic I albümüm yayınlandı. İlki tamamen enstrümantaldi ve “Speed F*cks” ana single’ıydı, Organic I ise vokalleri de olan iki parça içeriyor. Ayrıca yeni Kobra and the Lotus albümü için çalışmalarım devam ediyor. O da bu yıl içinde piyasaya çıkacak. 2015’de enstrumental performanslara dönüş yapacağım.

– Türk Gitar: Takipçilerimizden de sana sormak istedikleri soruları aldık ve izninle bir kaç tane de onlardan sormak istiyorum. Yeni bir gitaristin, müzik hayatı boyunca aklından çıkarmaması gereken şeyler nelerdir?

– Charlie Parra del Riego: Anahtar azim. Bence profesyonel müzik yapan herkes yeterince müzik bilgisinin yanında gerçekten çok fazla çalışmaya da ihtiyaç duyar. Bu işin bir çok eğlenceli kısmı vardır ancak bazı şeyler canlı performanslara zarar verebilir. Ayrıca alçak gönüllü ve minnettar olmak onlara her zaman yarar sağlayacaktır.

– Türk Gitar: Ve takipçilerimizden gelen bir başka soru. Türkiye’de bir çok gitarist adayı, gitar firmalarının Türkiye için uyguladığı fiyat politikaları sebebiyle gitar almakta güçlük çekebiliyor (Türk lira’sının, euro ve dolara göre daha değersiz olmasıyla da alakalı olarak). Sen bu tarz problemler ile karşılaştın mı?

– Charlie Parra del Riego: Tabii ki. Benim ilk gitarım uygun fiyatlı bir Cort strat modeliydi. Gençliğimde bazı maddi sorunlar yüzünden satmak zorunda kalmıştım. Birkaç yıl önce onu tekrar geri almak istedim ancak sahibinden çalınmış. Üzücüydü. Kişisel görüşüm gitarın ne olduğu değil gitaristin ne yapabildiğidir.

– Türk Gitar: Tanıdığın veya takip ettiğin türk grupları var mı? (Ülkemizde 1986 yılından bu yana metal yapan ve uluslarası tanınabilirliği olan tek grup Pentagram)

– Charlie Parra del Riego: Başta Pentagram isimli birçok grup olduğundan tereddütte kaldım. Birkaç parçalarını dinledim ve gerçekten iyiler. Kullandıkları egzotik diziler (gamlar) gerçekten çok hoş. Dürüst olmam gerekirse çoğu kelimeyi anlayamadım ama dinlemekten gayet zevk aldım 🙂

– Türk Gitar: Önümüzdeki dönemde Türkiye’de konser vermek gibi bir düşüncen var mı? Burada seni seven büyük bir kitle var.

– Charlie Parra del Riego: Gerçekten çok güzel olurdu. Ve gelecekte birşeyler yapabilmek için çok çalışıyorum. Türkiye’ye gelmek ve Türk Marşı’nı (Rondo Alla Turca) çalmayı çok isterim!

– Türk Gitar: Gelecek ile ilgili planların neler?  Kendi albümün (Organic I) zaten çok taze olduğu için yakın gelecekte yeni solo albüm düşünmüyorsundur sanırım. Kobra and the Lotus grubu ile yeni bir albüm planın var mı?

– Charlie Parra del Riego: Şu an Organic I’e odaklanmış durumdayım ve de başlayacak olan M.A.S.A.C.R.E turnesine. Şu an Peru’dayım ve bunlardan önce çalışmalarıma devam ediyorum, arkadaşlarımla ve ailemle vakit geçiriyorum.

– Türk Gitar: Son olarak, sitemiz amatör gitaristleri eğitmek ve bilgilendirmek amaçlı bir site olduğu için onlara söylemek istediğiniz bir şey var mı? Neler tavsiye edersiniz?

– Charlie Parra del Riego: Gitar ve müzik tamamen tutku ile ilgili. Sadece azimli olsunlar, çok çalışsınlar ve iyi vakit geçirsinler.

– Türk Gitar: Bizi kırmayıp röportaj isteğimizi geri çevirmediğiniz için çok teşekkürler.

– Charlie Parra del Riego: Bende çok teşekkür ederim bu güzel röportaj için. Oldukça eğlenceliydi.

Sorular: Feyyaz Ustaer | Çeviri: Mehmet Demirci

Kurtalan Ekspres – Göğe Selam 2

0

Türkiye’de Rock müziğin oluşumuna büyük katkılar sağlamış efsane bir grup Kurtalan Ekspres. 1972 yılında Barış Manço tarafından kurulan grup Murat Ses, Ahmet Güvenç, Celal Güven, Ömür Gidel ile başlamış 1978’de Bahadır Akkuzu’nun katılımıyla devam etmişti. Yıllar içinde oldukça fazla eleman değişikliğine gitse de ilk ekipten kalan tek grup üyesi usta bas gitarist Ahmet Güvenç ile birlikte Serdar Öztop, Sefa Ulaştır, Bülent Güven ve Can Bora Genç grubun şu an ki kadrosunu oluşturuyor.

Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz Barış Manço, Cem Karaca ve Bahadır Akkuzu anısına hazırlanan Göğe Selam albümü, birçok önemli müzisyeni bir araya getirmiş ve hayranların beğenisini toplamıştı. Albümde Feridun Düzağaç, Teoman, Ogün Sanlısoy, Fuat Güner, Bülent Ortaçgil, Hayko Cepkin ve Özlem Tekin gibi isimler yer almıştı.

10 Şubat’ta piyasaya sürülen “Göğe Selam II”de, önceki albümden Bülent Ortaçgil ve Hayko Cepkin’in yanısıra Duman, Emrah Karaca, Fatma Turgut, Murat İlkan, Nejat Yavaşoğulları, Niyazi Koyuncu, Şevval Sam, Umut Kuzey ve Yavuz Bingöl ve albümün sürpriz ismi Haluk Bilginer Kurtalan Ekspres ile bir araya geldi ve ortaya yine ses getirecek bir albüm çıktı.

Göğe Selam albümü oldukça iyi bir albümdü. Gelen olumlu tepkiler, grubun bu albüm için hazırlıklara başlamasına neden olmuş olabilir diye düşünüyorum. Göğe Selam albümünü ilk duyduğumuzda hepimiz heyecanlanmıştık. Albüme sanatçıların destek vermesine sevinmiş, böyle bir proje için geç bile kalındığını söylemiştik. Manevi bir değeri vardı albümün. Kapakta bile Bahadır Akkuzu, Barış Manço ve Cem Karaca yan yana duruyordu biz onlara özlemle ve saygıyla bakarken.

Bazı şeyleri baştan belirteyim: Evet, bu albüm de önceki gibi çok iyi bir albüm, iyi ki kaydedilmiş. Fakat, albümün ismi “Göğe Selam II” olunca işin rengi biraz değişiyor, albümün saygınlığı, prestiji düşüyor. Örneğin, Türkiye’nin önemli gazetelerinden biri, bu albümü “Göğe İkinci Selam!” diye haber yaptı. Dünyada, saygı albümleri tribute albüm adıyla yayınlanıyor ve bunlar genelde tek seferlik oluyorlar. Bu bağlamda en azından albüm ismi değiştirilebilirdi diye düşünüyorum. Her neyse, bu konuyu bir yana bırakarak albümü değerlendirmeye başlayalım.

Göğe Selam II, önceki albüm gibi bir “cover” albüm. Buna rağmen beklentilerinizi yüksek tutabilirsiniz. Çoğunu hepimizin bildiği klasik şarkıları tekrar benzer şekilde dinlemeyeceksiniz. “Cover”ın hakkını vermişler, şarkılar çok iyi aranje edilmiş. Şarkı seçimleri de gayet yerinde.

13 parça arasından en beğendiğim şarkılar “Gibi Gibi”, “Maden Ocağı” ve “Eğri Eğri Doğru Doğru” oldu. Bana göre zayıf kalan şarkılar Haluk Bilginer’in seslendirdiği “Nem Kaldı” ve ilginç bir şekilde Duman’ın çaldığı “Neredesin Sen”di. Şarkıya kattıkları yoruma saygı duymak lazım hatta kimilerine güzel de gelebilir ancak Duman’ın bu yorumu şarkının ruhuna aykırı gibi geliyor bana. Neşet Ertaş’ın “Neredesin Sen”i söylerken türkünün duygusuna nasıl girdiğini, “Neredesin Sen” derken nasıl isyan ettiğini hepimiz biliyoruz. Duman, “Neredesin Sen”i bir “uzun yol şarkısı”na çevirmiş.

Bireysel performanslara gelirsek, öne çıkan isim kesinlikle Serdar Öztop. Klavyede Bülent Güven’in de hakkını yememek lazım fakat Serdar Baba, sololarıyla albümü tek başına bir seviye yukarı çıkarmış. Gerçekten çok iyi elektro gitar soloları var bu albümde ve sololar şarkılara o kadar iyi yedirilmiş ki, herhalde eserlerin orijinal sahiplerine dinletseydik, onlar da şarkılarına dahil etmek isterlerdi. “Maden Ocağı”ndaki soloya dikkat!

Gür Akad’dan sonra vokale geçen Can Bora Genç’i de ilk defa dinledim ve çok beğendim. Çok güçlü bir sesi var. Albümde iki şarkıda “Eğri Eğri Doğru Doğru” ve “Dostum Dostum”da vokal yapmasına rağmen bende hemen iz bıraktı. Kurtalan Eksperes’in yeni besteleriyle ve tek vokal olarak Can Bora Genç ile kaydedeceği bir albüm tadından yenmez diye düşünüyorum.

Özetle, albüm ismi konusunda çekincelerim olsa da ortadaki kayıt çok başarılı. Türkçe Rock için önemli bir albüm.

Türk Gitar Puanı: 

Albümdeki Eserler

1.Maden Ocağı (Abdulkadir Meriçboyu/Asım Tanış-Cem Karaca) – Hayko Cepkin
2.Nem Kaldı (Aşık Mahsuni) – Haluk Bilginer
3.Eğri Eğri Doğru Doğru (Barış Manço) – Can Bora Genç
4.Herkes Gibisin (Nazım Hikmet-Cem Karaca) – Fatma Turgut (Model)
5.Uzun İnce Bir Yoldayım (Aşık Veysel) – Yavuz Bingöl
6.Dostum Dostum (Pir Sultan Abdal-Ali Sultan) – Can Bora Genç & Murat İlkan
7.Yaşamak İstemem (Yavuz Çetin) – Nejat Yavaşoğulları
8.İşte Gidiyorum (Kazım Koyuncu – Kemal Sahir Gürel-Barış Pirhasan) – Şevval Sam
9.Islak Islak (Cem Karaca) – Emrah Karaca
10.Neredesin Sen (Neşet Ertaş) – Duman
11.Sakız Hanım Mahur Bey (Barış Manço-Bahadır Akkuzu) – Bülent Ortaçgil 12.Nöbetçinin Türküsü (Cem Karaca) – Niyazi Koyuncu Gibi Gibi (Barış Manço) – Umut Kuzey

Red Fang İstanbul Konseri – 9 Şubat 2014

0

Red Fang, yeni kuşak stoner rock-metal grupların arasında yıldızı hızla parlayan ve zirveye emin adımlarla ilerleyen 2005 yılında kurulmuş Portland’lı bir grup. Gitar ve vokalde Bryan Giles, bas gitar ve vokalde Aaron Beam, gitarda  David Sullivan ve davulda John Sherman’dan oluşan grup, 2009’da kendi isimlerini taşıyan ilk albümleri Red Fang’i 2011’de ise büyük beğeni toplayan Murder The Mountains’ı yayınladı. Bu albümle beraber Helmet, Crowbar, Mastodon gibi gruplarla turneye çıktılar. 2013 sonlarına doğru ilk iki albüme göre daha karanlık bir albüm olan Whales and Leeches geldi. Özellikle Blood Like Cream şarkısı albümün ateşleyisi oldu.

Normalde bu konser 6 Haziran 2013’te yapılacaktı ancak malum isyan günlerinden dolayı iptal edildi, iyi de oldu aslında yeni albümden şarkıları canlı dinleme fırsatı bulabildik. Grubu izlemek için 9 Şubat gecesi Jolly Joker’ın yolunu tuttuk. Mekan doluydu ve farklı yaşlardan içinde yabancıların da olduğu bir dinleyici kitlesi hazır kıta beklemedeydi. Saat 22:00 gibi sahneye çıkan Red Fang açılışı Hank Is Dead ile yaptı ve hiç yavaşlamadan seyirciyi kendine hayran bıraktı. Grup elemanları ne çaldıklarının ve kime çaldıklarının farkındaydılar ve bir rock grubundan istenen üç şeyi verdiler; ruh, enerji ve heyecan… Konser boyunca özellikle ön tarafta headbang, pogo, crowd surfing, stage dive gibi etkinlikler ve eylemlilik hiç durmadı ve enteresan bir şekilde hiç kavga da çıkmadı. 🙂

Om konserindeki gibi aralarında olmaktan çok keyif aldığım bir izleyici kitlesi vardı. Özellikle Wires ve son albümden Blood Like Cream üstüste çalınınca katılım ve coşku tavan yaptı. Grup bu şarkılar sonrası veda etti ama seyirci bu gidişi kabul etmedi ve alkışlar eşliğinde geri dönüp biste 4 şarkı daha çaldılar. Grup farklı zamanlarda Türkçe ve İngilizce teşekkür etti seyirciye. Sempatiktiler, enerjiktiler. Eminim tekrar gelecekler ve daha büyük bir kitleye çalacaklar. Son senelerde seyrettiğim en iyi performanslardandı ve gelmeyenler gerçekten harika bir performanstan mahrum kaldılar. Açık havada izlemek çok keyifli olur bence Red Fang’i. Bu arada Jolly Joker daha yumuşak ortamlı rock konserlerine ev sahipliği yaptığından mekanın çalışanları, crowd surfing ve stagedive aktivitelerinde şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. 🙂

Red Fang konseri, ülkemizde stoner rock-metal konserlerine açlığın ne düzeyde olduğunu gösterdi. En kısa zamanda Black Label Society, High On Fire, Kylesa, Baroness, Uncle Acid and The Deadbeats gibi grupların gelmesini diliyorum.

Çağatay Kehribar Röportajı

0

– Türk Gitar: Hoşgeldiniz, röportaj isteğimizi geri çevirmediğiniz için çok teşekkür ederiz.
– Çağatay Kehribar:  Ben teşekkür ederim.

– Türk Gitar: Her zaman olduğu gibi gitar ile giriş yapalım. Gitara başlama öykünüzü sizden alabilir miyiz?
– Çağatay Kehribar: Gitar hayatıma 1993 yılında üniversitede okurken girdi. Bir akşam sohbetinde gitar çalan bir arkadaşımın; “sen gitar çalsana” demesiyle başlamış  bir serüvendir.

– Türk Gitar: Gitara ilk başladığınız dönemlerde nasıl bir eğitim sürecinden geçtiniz, nasıl öğrendiniz?
– Çağatay Kehribar: Gitara başladığım yıllarda pek fazla kaynak yoktu. Akorları bir kitaptan, çalmayı da çalan arkadaşlarımdan seyrederek öğrendim. Daha sonra beğendiğim ve ilgimi çeken şarkıları dinleyip çalmaya çalışarak ilerledim.

– Türk Gitar: Flört grubu ile devam edelim. Gruba nası dahil oldunuz?  
– Çağatay Kehribar: 2000 yılının sonuna doğu Ozan Kotra’nın “bizimle müzik yapmaya ne dersin?” sorusuna olumlu cevap vermemle başladı. “Kim Bunlar” hadisesi bitmiş, Barış gruptan ayrılmıştı. Benim gruba girmemle Flört oluşmuş oldu.

– Türk Gitar: Sanıyorum ki gitara başladıktan 6-7 sene sonra Flört grubu ile çalmaya başladınız. Flört direkt olarak sizin tarzınıza ve isteklerine hitap eden bir grup muydu, yoksa siz kendinizi o tarza mı adapte ettiniz?
– Çağatay Kehribar: Olmuş bitmiş bir gruba dahil olmadım. Dediğim gibi benim dahil olmamla oluşan bir yapıydı Flört, herkesin tarzı ve yetenekleri doğrultusunda gelişip olgunlaştığımız için böyle bir adaptasyon durumu olmadı desem yalan olmaz.

-Türk Gitar: Flört genel olarak yaptığı müzik ile çok eğenceli bir grup. Ayrıca yaptığınız slow parçalarla da gayet duygusal bir çehreye bürünebiliyorsunuz. Bu iki ruh halini birden gayet güzel bir biçimde yansıtmayı nasıl başarıyorsunuz?
– Çağatay Kehribar: Bu durum tamamen doğal bir süreç. İşin sonunda olay tamamen beğenilerimize  göre sonuçlanıyor. Demek ki zevkli adamlarız. 🙂

– Türk Gitar: Hangi gitarist ve müzisyenlerden etkilendiniz? Bu etkilenmeler şu an yapmakta olduğunuz müziğe ne tür etkiler yapıyor?
– Çağatay Kehribar: Beni ilk etkileyen Jimi Hendrix olmuştur. Daha sonra Satriani, Vai, David Gilmour ve tabii ki George Harrison. Bu insanların müziğiyle gelişince doğal olarak yaptığınız müziğede yansıyorlar elbette.

– Türk Gitar: Özellikle 80’lerin öncesinde Türkiye’de yapılan müziğe büyük bir hayranlık ve özlemle baktığınızı biliyorum. Sizin müziğinizde de o esintiler fazlasıyla var. Şu an Türkiye’de rağbet gören müziğin ilerleyen dönemde 80’lerin öncesindeki kaliteye gelebileceğine inanıyor musunuz?
– Çağatay Kehribar: Biz bunun için elimizden geleni yapıoruz. Ortaya kendimizce iyi örnekler koymaya çalışıyoruz. Bence bu durumu geliştirecek ve tercih edecek olan dinleyicidir.

– Türk Gitar: Flört grubunda yer yer vokal yaptığınız zamanlar oluyor. Sizin vokal yaptığınız bir solo albüm projesi düşünüyor musunuz?
– Çağatay Kehribar: Grupta hepimiz şarkı söylüyoruz. Demli albümünde sadece geri vokal yaptım. Anadolu Beat’te ise söylediğim şarkılar var. Yeni albümde de en az 3 şarkı söylüyorum. Solo albüm her zaman olabilecek bir şey.

– Türk Gitar:  Bir çok gitarist adayı genç bu konuyu fazlasıyla merak ediyor. Tab ile gitar öğrenmenin ne derece sağlıklı olduğunu düşünüyorsunuz?
– Çağatay Kehribar: Gitar öğrenmenin tek bir yolu yok. Bu da o yollardan bir tanesi. En kolay ne şekilde şarkıyı çalmayı başarabiliyorsan, o şekil en doğrusu olur. Ama şöyle bir gerçek var; duyarak çalabilme seviyesine gelmek en güzeli.

– Türk Gitar: Sitemizin önemli bir kısmı gitar ve ekipman konusuyla alakalı o yüzden biraz da ekipman konusuna değinmek istiyorum. Modifikasyonlu bir Telecaster’ınız var gördüğüm kadarıyla, ayrıca setup’ınıza da göz atma fırsatım olmuştu. Neler kullanıyorsunuz? Sahne ve kayıt ekipmanlarınıda farklılıklar oluyor mu?
– Çağatay Kehribar: Ekipman tamamen anolog unsurlardan oluşuyor (delay dahil 🙂 ). Biliyorsunuz ses elektrik sinyallerinden oluşuyor. Benim manyetiklerimden çıkan elektrik sinyallerinin sayılara dönüşmesi hoşuma gitmiyor. Beğenmiyorum. Digital’e çevrilmiş sinyali hormonlu domatese benzetiyorum. Ses var ama lezzet yok. Sahnede distorsion, comp, delay, phaser ve wah kullanıyorum. Kayıtlarda çok değişiklik olmuyor. Değişen unsur genelde amfi oluyor. Lamba sesinin hastasıyım. Amfide full lamba tercihimdir.

– Türk Gitar: Grubun son dönemdeki kayıt sürecinde ses mühendisi olarak yer alıorsunuz. Kendinizi bu alanda nasıl geliştirdiniz?
– Çağatay Kehribar: Kendimi bildim bileli elektronikle ve devamlı da bilgisayarlarla uğraşmaktayım. Dijital dünyayı çok iyi bilirim. Yıllarım geçti. 🙂 Profesyonel müzik hayatıma geçmemle bu iki unsur doğal olarak birleşti. Şimdi tamamen analog unsurlardan oluşan bir stüdyomuz var (teyp, masa, outboard). 1997 yılından beri kayıt ve mix üzerine çalışmalarım oldu ve olmaya devam ediyor. Durum böyle olunca ister istemez gelişiyorsun. 🙂

– Türk Gitar: Gitar ve müziği bir kenara koyacak olursak, hobileriniz neler?
– Çağatay Kehribar: Hayatımda Flört büyük bir yer kaplıyor. Hatta hobi olarak ilgilendiğimiz unsurlar bile Flört dünyasına katkı sağlayan şeyler oldu. Yine de arta kalan zamanda çocuklarımla ilgilenmek, film seyretmek ve doğada gezmek beni çok mutlu ediyor.

– Türk Gitar: Son olarak, sitemiz amatör gitaristleri eğitmek ve bilgilendirmek amaçlı bir site olduğu için onlara söylemek istediğiniz bir şey var mı? Neler tavsiye edersiniz?
– Çağatay Kehribar: Söylenecek tek gerçek şey ne kadar çok pratik, o kadar çok hakimiyet. Çalışmak ama bilinçli çalışmak… Bilinçli çalışmak zaman kazandırır.

– Türk Gitar: Bizi kırmayıp sorularımıza verdiğiniz içten cevaplar için çok teşekkür ederiz.
– Çağatay Kehribar:  Ben teşekkür ederim.

Gökhan Özkaya Röportajı

0

– Türk Gitar: Öncelikle hoş geldiniz, yakın dönemin en potansiyelli gitaristlerinden biri olarak sizi röportaj köşemizde ağırlamak mutluluk verici.
– Gökhan Özkaya: Türk Gitar ailesiyle bir araya gelmek benim için de gerçekten heyecan verici .

– Türk Gitar: Öncelikle sizi kısaca tanıyarak başlayalım, kimdir Gökhan Özkaya?
– Gökhan Özkaya: İstanbul’un biraz dışında küçük bir kasabada doğdum. Çocukluk yıllarım zor ve yokluk içinde geçti. İlerleyen yıllarda İstanbul’un biraz daha içine taşındık. Hayat şartları bizim için biraz daha iyi gibiydi. Müzikle ortaokul yıllarında tanıştım. Elektro gitarımı almam lise sonu bulmuştu. Liseden sonra konservatuar okumayı tercih etmedim. Onun yerine İletişim Fakültesine girmeyi tercih ettim ve doğru bir karardı bence. Çünkü orada alınan eğitim farklı, hayatın her alanı hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Sadece müzik bilmek yeterli değil diye düşünüyorum, bence bir müzisyen adayı her konuda donanımlı olmalı. İnsanları ve toplumu anlayabilmek, farklı bakış açılarına sahip olabilmek ve her konuda söz sahibi olabilmek önemli. Müzik eğitimimi ise daha sonra aldım. Üniversite dönemlerinde çok fazla müzik grubuyla çaldım, kendi oluşturduklarım dışında. Çok değerli müzisyen dostlarla ve müzisyen ağabeylerimle tanıştım. Bu camiada yer edinmemde değişik müzik gruplarıyla çalışmamın büyük rol oynadığını düşünüyorum.

– Türk Gitar: Gitara başlama hikayenizi anlatır mısınız?
– Gökhan Özkaya: Gitara kendi imkanlarımla başladım. Bir klasik gitar vardı evimizde. Her seferinde elime alır çalmaya çalışırdım, çok zor gelirdi bırakırdım. Aradan aylar geçtikten sonra yeniden gitarı elime aldım ve bir şeyler yapabildiğimi gördüm. Birkaç notanın tınlaması olağanüstü gelmişti. Sonra kendim etüdler araştırdım, buldum.Daha sonra elektro gitar almaya karar verdim. Kendi çabalarımla bir şeyler yaptım. Sadece dünya çapında değerli müzisyen, aynı zamanda Yavuz Çetin’in de hocası Hasan Cihat Örter’den ders aldım. Onun dışında çok uzun saatler kendi kendime etüdler ve teori çalışmaları yapmak yararlı oldu. Aynı zamanda bağlama ve keman öğrenmem de teknik olarak gelişmemi sağladı.

– Türk Gitar: Ben hayatınızın nasıl geliştiğini az çok biliyorum. Genç arkadaşlarımıza ilham kaynağı olması açısından röportajımızda da bunlara değinmek istiyorum. Ne gibi zorluklar çektiniz?
– Gökhan Özkaya: Küçüklüğüm zaten yokluk içinde geçti. Pantolonum olmadığı için ağlardım, oyuncak alamazdım. Üzerime giyecek t-shirt’ümün olmadığı  zamanlar oldu. Yaşım ilerledikçe durumlar düzelse de yine çok fazla maddi sıkıntı çektim. Herkes dışardan bakınca uzun saçlı ve deri ceketli görünce beni zengin sanıyordu. Çoğu zaman yemek işlerinde çalıştığımı söylediğimde kimse inanmıyordu, gülüyorlardı. Kışın üzerime giyecek palto alamıyordum. Çoğu zaman stüdyodan yürüyerek bir saat mesafedeki evime gidiyordum. Gerçekten yoktu param. Herkes özel günlerde ve tatilde gezerdi. Ben yapamazdım, onun yerine odamda oturup gitar çalışırdım, bazen ağlardım üzülürdüm.

Ben bir şeyler yapmaya çalıştıkça önüme engel koymak isteyen çok kişi oldu. Görüntümden dolayı zengin olduğumu düşünenler oldu. Çoğu stüdyo sahibi müşteri olarak gördü beni, bir yerine dört misli fiyat çektiler. Kimileri ise stüdyosunu hiç açmadı, yanımda olmadı. Ama bugüne kadar kimseye kötü birşey yapmadım, aksine herkese elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Onun için bu kadar fazla öğrencim olduğunu düşünüyorum. İnsanların sevgisi ilerlememi sağladı. Siz daha iyiye gittikçe yerinde sayanlar size taş atar, her meslekte olabilir, onun için çalışmak ve başarmak çok önemli. Geride güzel şeyler kalmalı, güzel şeyler konuşulmalı.

– Türk Gitar:Yaşadığınız zorluklardan çıkarken gitarın hayatınızdaki rolü ne yönde oldu?
– Gökhan Özkaya: Çoğu müzisyen gibi yalnızlık duygusu. Onun önüne geçen tek şey gitar olmuştur. Siz sahneye çıkarsınız ve binlerce kişi sizi alkışlar. Ama eve gittiğinizde yalnızsınızdır. Sadece bir anlıktır o. Döndüğünüzde başka kimse olmaz yanınızda. Gitar olmasaydı hayatım çok kötü olurdu diye düşünüyorum. Çünkü çoğu sıkıntı ve zorluğu onun sayesinde müzik yaparak atlattım.

– Türk Gitar: Şimdilerde neler yapıyorsunuz ?
-Gökhan Özkaya: Geçen zamanla birlikte öğrencilerim oldu. Değerli müzisyen Ahmet Koç’un sahip olduğu bir müzik atolyesinde ders veriyorum. Onun dışında kayıt müsiyenliği yapıyorum.Yine değerli keman virtiözü Muhammed Yıldırır hocamızın teklifi üzerine Beyoğlu Belediyesi’nde elektro gitar üzerine eğitim isteniyor, önümüzdeki ay bu projeyi değerlendireceğiz. Sanatçı dostlarımızın işleri olduğunda onlarla ortak çalışmalar yapıyoruz. Şu an yeni albüm işleri geliyor, onlara yoğunlaşmış durumdayım.

– Türk Gitar: Stüdyo gitaristliği yaptığınız için bir çok müzisyen ile çalışıyorsunuz. Bu durumun size nasıl pozitif etkileri oluyor? Farklı müzik ve tarzları icra etmek size neler katıyor?
– Gökhan Özkaya: Ben tek bir müzik türüne bağlı kalmayı sevmiyorum. Onun için Türk Sanat Müziği, Pop, Alaturka, Reggae‎, Blues, Rap gibi aklınıza gelebilecek her türlü müziği dinliyorum. Tek bir tür dinlemek duygu körlüğü yaratır bence. Duyguları köreltmemek gerekir. Değişik tarzlar dinlemem kayıtlarda da değişik icralar gerçekleştirmemi sağlıyor, gerçekten yaratıcılığı arttırıyor. Onun için bu anlamda pozitif etkilerini yaşıyorum.

– Türk Gitar: Adınızı ilk olarak yaptığınız coverlar ile duyurdunuz. Halen de coverlar yayınlamaya devam ediyorsunuz. Cover parçalarınızı neye göre belirliyorsunuz?
– Gökhan Özkaya: Eğer bir şeyler hissedebiliyorsam ve beni gerçekten etkiliyorsa dinlediğim müzik, o zaman onu yeniden coverlamalıyım  diyorum. Cover yapmak yorumlamaktır. Dinlediğim parçayı kendim yorumladığımda kendimden çok fazla şey katıyorum. Cover yapmayı aynısını yapmak olarak algılıyor çoğu insan. Cover’ladığım şarkıların hepsine kendimden çok fazla şey kattığımı ve bu alanda bu yüzden dikkat çektiğimi düşünüyorum.

– Türk Gitar: İlerleyen dönemlerde kendi solo projelerinize yönelecek misiniz? Yoksa stüdyo gitaristliği ve eşlik ettiğiniz gruplar ile müzik yaşantınız devam mı edecek?
– Gökhan Özkaya: Şu an solo proje olarak yeni bir bestemi yayınladım ve yeni bir de cover yayınladık, çekimleri tamamlandı. İlerleyen zamanlarda yeni bir klip çekimi ve enstrümantal beste çalışması olacak. Müziğe devam ettikçe her zaman projeler devam edecek zaten. Stüdyo gitaristliği ve konserler ise devam edecek.

– Türk Gitar: Hem yurtdışı piyasasını hem de Türkiye piyasasını bilen birisiniz. Ne gibi farklar var? Londra ile İstanbul’u hem profesyonel hem de amatör müzik sektörü açısından kıyaslayınca ne gibi gözlemler elde ettiniz?
– Gökhan Özkaya: Kıyaslama yapmak doğru olmayacaktır. Çünkü birbirinden kültür, yapı ve gelişmişlik olarak çok farklı iki şehir. Londra büyük bir şehir. Müzik yapan insanlara ve bu işe gönül vermiş müzisyenlere çok büyük değer veriliyor. Bazen tam şehrin göbeğinde bir yandan otobüsler geçerken diğer yandan bisikletli insanlar yoluna devam ederken iki yön ortasında hayatın akışında bir müzisyenin gitar çaldığını ya da baterisini kurup bateri çaldığını görebilirsiniz. Bizim ülkemiz için olağanüstü olan şeyler orada normal karşılanıyor. Amatörler bile profesyonel şekilde hareket ediyor, herkes ne istediğini iyi biliyor bence. Sanata ve sanatçıya gerekli destek ve önem veriliyor. Buradaki gibi bir kargaşa yok, ticari kafa yok. Herkes hakkıyla işini yapıyor ve olması gerekenler oluyor. Sonuç olarakta kaliteli bir müzik ortaya çıkıyor ve müzik efsanelerinin neden oradan geldiği anlaşılıyor.

– Türk Gitar: Bazı coverlarınıza yabancı dinleyicilerin yorumlarının daha fazla geldiğini görüyoruz. Türk dinleyicileri bazen nankör olabiliyor fakat yurtdışında o tarz yıkıcı yorumların daha az olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?
– Gökhan Özkaya: Artık çalışmalarımı sadece kendi içinde olduğum ülkeye göre değil dünyayı baz alarak yapıyorum. Türk dinleyicilerin nankör olduğunu düşünmüyorum. Destekleyenler ve eleştirenler var, olmalı da zaten! Sadece bazen kötü niyetli insanlar çıkabiliyor. Kötülemek amaçlı yorumlar, tahrik edici şeyler söylenebiliyor. Bunlara aldırmıyorum çünkü birçok müzisyen arkadaşımıza yapıldığını gördüm. Sayfalarına girip baktığınızda birçok insana ağır küfürlü hakaret dolu sözler görüyorsunuz .Bu da o kişilerin nasıl bir ruh halinde olduğunu gösteriyor. İçimizde kötü niyetli insanlar var ama destekleyen ve iyi bir dinleyici olanlar da var. Onun için böyle şeylere takılmamak gerektiğini düşünüyorum.

– Türk Gitar: Gitaristliğin ve türk rock piyasasının gelişimi açısından, bazı şeylerin (medya kanalı, organizasyon şirketleri ve kayıt stüdyoları gibi konular) kontrolünü elinde bulunduran kimselerin bu sektöre katkılarının ne düzeyde olduğunu düşünüyorsunuz? Sizce gönülden bu işi yapanlar mı yoksa ticaret kafasıyla bu işi yürütenler mi ağırlıkta?
– Gökhan Özkaya: Türkiye’de artık her şeye maddi olarak bakılıyor. Herkes olsun da ne olursa olsun diyor. Kimse kimseyi düşünmüyor bence, sektörü düşünen de yok. Bu işe gönül vermiş bazı değerli müzik insanlarını es geçmemekte de fayda var tabi.

– Türk Gitar: Geleceğe dair planlarınız neler? “Benim hedefim budur” dediğiniz bir şey var mı?
– Gökhan Özkaya: Planlar ve hedefler her zaman olmalı. Kendi albümümü çıkardığımda hedeflerimden birini gerçekleştirmiş olacağım. Benden sonra arkamda güzel eserler kalsın istiyorum. Şu an zaten single çalışmalarımı yayınlıyorum. Önümüzdeki zamanda bunları bir albümde toplamayı istiyorum.

– Türk Gitar: Türkiye’de ve yurt dışında sevdiğiniz gitaristler hangileri? Ne tarz müzikler dinlemekten hoşlanıyorsunuz?
– Gökhan Özkaya: Bir önceki soruda belirttiğim gibi pek çok tarzda müzik dinliyorum rock müzik dışında. Caz, etnik müzik, Türk Sanat Müziği , funk, reggae, türkü vs. Sevdiğim çok fazla gitarist var, onun için sadece bir kaç isim belirtmek yanlış olur. Hepsi farklı bir renk ve hepsi ayrı bir tat katıyor.

– Türk Gitar: Gitaristlik dışında neler yapıyorsunuz ? Hobi olarak…
– Gökhan Özkaya:Hobiye ayıracak vaktim kaldığı söylenemez aslında. Tüm hayatım müzik diyebilirim.

– Türk Gitar: Son olarak gitara yeni başlayan gitarist adayı genç arkadaşlarımız için ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
– Gökhan Özkaya: Bu bir sabır işi. Sakin ve emin adımlarla ilerlemelisiniz. Her şeye hakim olmak gerekiyor. Çok fazla müzik dinlemek ve değişik türde müzikler dinlemek çok önemli. Eğer bu bir hobi ise zaten çalan kişi için sorun değildir. Ama ne için çabaladıklarını bilmeleri gerekir. Bir müzisyen mi olmak istiyorsun yoksa bir hobi mi ? Bu zaten kapıyı açan ilk anahtar oluyor. Daha sonra ise çalışmak ve bolca bu işe zaman ayırmak gerekiyor.

Murat İlkan – Fanus

0

Murat İlkan 24 Aralık 2013 tarihinde ilk solo albümü “Fanus’u” Sony Music etiketi ile çıkarmıştı. Albümü umarım dinlemişsinizdir. Progressive rock ve metal müzik tarzında olan albümde 7 şarkı bulunuyor. Yer yer power metal soundları da duyabilirsiniz. Albüm içinde “Mirror Mirror” adlı İngilizce bir şarkı da var. Ayrıca “Sen ve Ben” adlı bir de akustik parçamız var ve prodüktörlüğü Murat İlkan tarafından yapılmış. Kadroya baktığımızda davulda Şebnem Ferah’tan tanıdığımız Aykan İlkan, gitarda henüz adını ilk defa duyduğum Erdem Karaman, klavyede Mesut Uçar, bas gitarda ise Erdem Ulubaş var.

Aslına bakarsanız beni ilk olarak albümün kapağı etkilemişti. Fanus’un arka tarafında harap olmuş, kuraklaşmış bir İstanbul; Fanus’un içinde ise tek bir ağaç! Albüm içindeki şarkılara baktığımızda o sert havayı hissedebilirsiniz. Mirror Mirror parçası bu duruma en güzel örnektir diye düşünüyorum. Şarkılar elektro gitar soloları ile bezenmiş durumda.  Albümü dinlerken bir umut havası sarıyor insanı. Ya da ben mi öyle hissediyorum. =)  Sanki müziği insana bir umut veriyor.  “Merhaba”  şarkısındaki “Yeni bir başlangıçla/Yeni bir uyanışla/Yeni bir haykırışla” sözleri beni bu düşüncem de yanıltmıyor. Demem o ki albümün ana teması bana göre “umut” olmuş ve çok da güzel olmuş.

Şimdi Fanus’taki Murat İlkan ile Pentagram’daki Murat İlkan’a bir bakalım. Tabi ki grup müziği ve solo albüm müziği fark eder ama şunu söyleyebilirim ki “Anatolia, Unspoken, Popçular Dışarı, Bir“ albümlerine baktığımızda Pentagram’daki Murat İlkan uyumu daha bir ayrı daha bir güzel. Pentagram o albümlerde Türk Tasavvuf, halk şiiri düşüncesi ile metal müziği harmanlamıştı. Murat İlkan,  Aşık Veysel şarkıları söylemiş ve çok beğenilmişti. Ben Pentagram yılları ve Fanus arasında İlkan’ın ses bakımından pek bir değişiklik olduğunu görmedim. Fakat Pentagramın müziği ile Murat İlkan’ın sesi birbirini o kadar güzel tamamlıyordu ki…  Anatolia albümünde bunu çok açık fark edebilirsiniz. Belki de benim hala Pentagram’ın Murat İlkan’la olduğu yılları özlememin bir sonucudur bu. Pentagram’ın heavy metal ve Anadolu rock öğeleri, Murat İlkan’ın şarkıları yorumlayışı o dönemlerde çok sevilmiştir. Hala bu beğeni konuşulur. Ama bence Fanus albümündeki bu yeni tarzda çok beğenildi ve ilerleyen zamanlarda bu beğeninin devam edeceği kesin.

Fanus albümü ile progressive metal ve power metal unsurlarının fazlaca yer aldığı bir tarz ile karşımıza çıkan yeni Murat İlkan’ı beğendiğimi belirtmek istiyorum. Her ne kadar eskiye özlem olsa da, yeniyi de bir yerden tutmak ve onu sevmek gerektiğini düşünüyorum. Dinledikçe güzelleşecek bir albüm olacak bu albüm. O yüzden ilk turda tarza ve sounda alışamadıysanız bile dinlemeye devam edin.

Türk Gitar Puanı: 

Son Haberler